Takip Et

Güncel

Ankara’da MİT tam gaz görev başında

Kendilerini istihbarat elemanı olarak tanıtan 2 kişi tarafından iki yıl boyunca ajanlığa zorlanan Emre Aydın, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yaşadığı süreci anlattı

İHD’ye yaptığı yazılı başvuruda, polisin iki yıldır kendisine baskı yapıp ajanlığa zorladığını ve bu baskıdan kurtulmak istediğini belirten Emre Aydın iki yıl boyunca yaşadıklarını anlattı. İHD İstanbul Şubesi’nde gerçekleşen basın açıklamasında yaşadıklarını anlatan Emre Aydın’a, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri de eşlik etti.

‘İletişimleri ilk etapta dostaneydi’

Ankara Üniversitesi öğrencisi olan Emre Aydın, Aralık 2014’te “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne gönderildi. 3 ay tutuklu kaldıktan sonra 2015 yılında tahliye edilen Aydın yaşadığı süreci şöyle anlattı: “2012 girişli Ankara Üniversitesi öğrencisiyim. 2012’den 2016’ya kadar çeşitli tarihlerde gözaltına alındım hatta tutukluluk süreci yaşadım. Cezaevi sürecinden sonra kendilerini istihbarat elemanı olarak tanıtan iki kişi tarafından sohbete ve konuşmaya davet edildim. Şahsım tarafından bu sohbet ve konuşma kabul edildi. 2 gün sonrasında bir telefon numarası bırakıldı oradan arandım ve Emek Metrosu tarafında bir pastahanede konuştuk. Bu konuşma ve iletişim ağı ilk başta dostane ilerledi. Ancak zamanla daha farklı bir boyut aldı. Bunun farkına birçok defa vardım ama gelişen süreç içerisinde kontrol etmek elimden çıktı.”

‘Hakkımdaki iki soruşturmayı durdurdular’

Evrensel’in haberine göre, Aydın kendilerini istihbarat elemanı olarak tanıtan bu şahısların, maddi zorlukları, özgürlük ve cezaevi problemleri gibi soru işareti yaşadığı, hayatını zorlaştıran sorunlar üzerinden yaklaştıklarını ve bu konularda yardımcı olabileceklerini söyleyerek iletişime geçtiklerini anlattı: “İşin ilginci ilk etapta iletişime geçtiğim bu kişiler tarafından adli süreçler hızlandırılmış ve şahsım adına açılması muhtemel iki dava ve soruşturma durdurulmuştu. Kendilerinin iddia ettikleri gibi kişilere ceza verme veya cezaları durdurma yetkileri devlet tarafından sağlandığı apaçık ortada. Bu örneği yaşayarak gördüm.”

Daha sonra bu kişilerin ses kaydı, şantaj, özel yaşamla ilgili verilerle karşına çıktıklarını belirten Aydın, “Geçen iki yıllık sürede ilk etapta sohbet, fikir ve tartışmalar üzerinden geçen iletişim, zamanla soru sorma, ilerleyen zamanda isim üzerinden bilgi alma ve geldiğim son aşamada teknik ve teknolojik imkanlar kullanarak ortamlarda ses kaydı, görüntü alma ve onlara teknik ve teknolojik yöntemlerle yardım etme noktasıydı” dedi.

‘İntihar mektubunu kendi ellerimize yazarız’

Ortam kaydı ve görüntü almayı reddeden Aydın, 10 Ekim’de saat 15.32’de evinden çıktığı sırada iletişim halinde olduğu iki istihbarat görevlisi tarafından arabayla kaçırılarak Gölbaşı Eymir E tarafında ıssız bir yola götürüldü ve tehdit edildi.

Aydın kaçırılma sırasında yaşadıklarını şöyle özetledi: “İki yıllık süre zarfında birçok defa kopuş yaşasam da hem psikolojik hem fizyolojik olarak ellerinden kurtulmanın tek yolunun ölüm olduğuna ikna olmuştum. Bu nedenle bu süreci tam anlamıyla kesememiştim. Maddi manevi birçok sıkıntı ile kişilik ve karakter bozukluğu yaşadım. Çelişkili bir yaşam, inancınız ve özgürlüğünüz arasında seçim yapma zorunluluğu. Benimle dostane şekilde iletişim kuran insanlar kaçırdıkları aracın içinde bana bağırıp dövdüler, 7 yaşındaki kız kardeşimle, annemle, arkadaşlarımla tehdit ettiler. Tutuklu kalıp tahliye edildiğim davanın 25 Ekim’de Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşması var. Bununla da tehdit edildim. ‘Cezaevinde kendi intihar mektubunu kendi ellerimizle yazarız’ şeklinde bir tehdit aldım. Adli sürece müdahale ettiklerini daha önce görmüştüm. Araçtan indirildikten sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve İHD’ye başvurdum.”

‘Çalışan haline döndüm’

Aydın, bilgi verdiği istihbarat görevlileri ile maddi bir ilişki kurup kurmadığı yönündeki soruyu şöyle cevapladı: “Başta doğrudan maddiyat ilişkisine girmediler. Ama yavaş yavaş hayatımın içerisine soktular. Maddi ilişkiye girmeden başlayan, daha sonradan maddi ilişkinin normalleştiği ve artık bir çalışan haline döndüğüm bir ilişkiydi.”

Çalışma prensiplerinin nasıl olduğu yönündeki soruyu da cevaplayan Aydın, “Anlık süreçler, olaylara, gündeme göre değişen bir süreçti. Birçok konuda fikir ve tartışmayla başlayan süreç daha sonra siyasal partilerden HDP’ye indirgenerek HDP üzerinden bir siyasal yorumlama ve tartışmaya döndü. Daha sonra burada bulunan şahısların kendileriyle ilgili bilgiye döndü. Tartışma ve diretme süreci yaşasam da teslim oldum, korkak davrandım ve kendimi onlara bıraktığım bir süreç yaşadım. İlişki ağına kendinizi bıraktıktan sonra mevcut bulunduğunuz yerden bilgi almak yerine sizi bir alana sokup oradan bilgi alma dertleri ortaya çıkıyor.”

‘Tehditlerden korkmuyorum’

Aydın, yaşadığı süreci kamuoyu ile paylaşmasının sebebini ise şu sözlerle ifade etti: “Temel amacım, can güvenliğimin sağlanması, sosyal bir varlık olarak yeniden doğabilmek ve yeniden hayata tutunabilmek, birey haline gelebilmek için çabalamamla alakalıdır. Ölüm, cezaevi, tutuklama tehditlerinden korkmadığımı, onlara karşı dik durabileceğimi burada beyan etmek için bulunuyorum. Yaşadıklarım ve yaşattıklarımdan, tüm halklardan, insanlardan özür diliyorum. Korkak, sinik davrandım, yeri geldi bu şahıslara yalvardım, ağladığım zamanlar oldu. Bu tarz ilişkilere giren gençlerimize çağrı yapıyorum; korkmalarını, çekinmelerini gerektirecek bir şey yok. Yaşayabilecekleri en büyük acı bu cehennemden ve bataklıktan daha iyidir. Kız kardeşimden, kendi can güvenliğime kadar başımıza gelebilecek herhangi bir durumdan numarası, kimliği, fotoğrafları, araç plakaları olan bu şahıslar sorumludur.”

‘Kişiler memur haline getiriliyor’

İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri de, kaçırılmanın ön sürecinin tehditlerle başladığına dikkat çekti. Yoleri, Aydın’ın açıklamayı Ankara’da değil de İstanbul’da yapma sebebinin güvenlik kaygısı olduğunu söyledi. Yoleri, “Ceza verdirtme ya da verdirtmeme noktasında daha önceki başvurulardan iki örnek var. Mustafa Koçak ve Nur Muhammed Abay. Nur Muhammed Abay, kaçırılmış ve ajanlık teklif edilmişti, işbirliğine zorlanmıştı. Sonrasında serbest bırakılmıştı. Onu tehdit ettikleri nokta ise, ‘Öyle bir şeyle suçlayacağız ki bir kez daha tutuklanırsan çıkamazsın’ şeklindeydi. Nur Muhammed Abay’ın bırakıldıktan sonra bize başvurdu, savcılığa suç duyurusunda bulundu. Sonraki yakın tarih içerisinde yakalandı ve çok ağır bir suçla suçlandı ve şu an cezaevinde. Mustafa Koçak kaçırılmamıştı ama işkence altında ajanlığa zorlanmıştı. Suçsuz olduğundan emindi buna ilişkin pek çok tanığı ve belgesi olduğunu söylüyordu ama yine çok ağır bir suçlamayla karşı karşıya kaldı tutuklandı. Halen hapishanede. Sonrasında cezaevinde de ajanlaştırma faaliyetinin devam ettiğine ilişkin başvurusu olmuştu bize. Kendisiyle görüşmeye gittiğimiz anda onu oradan kaçırıp başka bir cezaevine götürmüşlerdi. Kişilerin memur haline getirilmesi söz konusu çünkü gayri resmi anlamda aylık ücret ödeniyor, masrafları belgelendirilerek ödeniyor ve bu tür ilişkiye dönüşerek sürüyor. Emniyet ya da istihbarat organik bağ varmış gibi bu ilişkiyi sürdürüyor.” diye konuştu.

Yoleri, gayriresmi bu bağım bağın deşifre edilmesinin önemine değinerek, bu tür sorunlar yaşayanlara İHD’ye başvurması yönünde çağrı yaptı.

 

Günün Haberleri

Güncel konulu diğer haberler