Takip Et

Perspektif

‘’Bu kez dayılanmayalım’’da karar kılındı ama geç!

ABD Trump iktidarı ile ‘’TC’’ Erdoğan iktidarı ilişkilerinde ekonomik baskıyla yaşanan keskin dalaş, biçimde rahip sorununda yansısa da, stratejik kopuş eğilimi taşıyan bu gerilimin esas nedeni Erdoğan iktidarının Rusya esaslı geliştirdiği ABD dışı stratejik ilişkilerdir ki, bu ilişkiler ABD emperyalizminin bölge stratejisi açısından da genel çıkarları açısından da terstir. Bu ilişkiyi kabul etmeyen ABD Trump iktidarı ‘’TC’’ Erdoğan iktidarının burnunu sürterek hizaya getirip Rusya’dan kopararak kendi sıkı denetimi altında teslim almaya çalışmaktadır. Yaşanan ekonomik depremin temeli budur. Avrasyacı eğilimin güçlenerek egemenleşme dinamikleriyle ilerlemesi ve ABD’nin buna karşı refleksidir

Analiz konusu mesele, ABD Trump iktidarı ile ‘’TC’’ Erdoğan iktidarı arasında yaşanan agresif ilişkinin Türk devleti Erdoğan iktidarına ağır ekonomik fatura çıkarma zemininde siyasi hesaba gebe olan sürecin nasıl bir pahaya mal olacağı veya nasıl sonuçlanacağı meselesidir. Söz konusu ilişkinin ekonomik sahada girdiği yol ve bu yolun siyasi kulvarda nasıl ilerleyeceği sorusu(ki, siyasi sürecin yaşanan ekonomik süreçten bağımsız gelişmesi düşünülemez) tüm analizin ana yanıtı ve halkasıdır. Bu tarif, sorunun ya da analizin özetlenmesidir. Bundan sonraki bölümler bu özete bağlı olarak sorunun ayrıntılarını açıklamaya çalışacaktır…

Sorunu tanımlarken Trump iktidarı ile Erdoğan iktidarı arasındaki ilişki biçiminde tarif etmemiz bilinçli bir tanımlamadır. Bundan kastımız, ABD emperyalizmi esasta ‘’TC’’ devleti ile değil, Erdoğan iktidarıyla ipleri koparma, bizzat Erdoğan’ı ‘’gözden çıkarma’’ adımları atmaktadır. Erdoğansız bir iktidar ile ‘’TC’’ devleti ile ilişkileri sürdürmekten yana olup, ‘’TC’’ devletini ‘’gözden çıkarmış’’ değildir, çıkarmaz da. Bu anlamda meseleyi biçimsel olarak ABD ile ‘’TC’’ arasında tarif etmek isabetli olmaz.

İkinci olarak, söz konusu ilişkinin agresifliğinden bahsederken de, meselenin derinliğinin olmadığını kastetmemekteyiz,  ama Trump kişiliği ile Erdoğan kişiliğinin birbirine benzer karakterler olduğuna da dikkat çekmeyi önemsemekteyiz. Yani, iki ülke iktidarları arasında yaşanan mevcut gerilimli ilişki süreci ciddi siyasetler ve temel çelişkiler arka planına sahiptir fakat bunda Trump ve Erdoğan karakterlerinin tipik özellikleri de bu ilişkinin biçimlenmesinde belli bir etken durumundadırlar diyebiliriz.

Üçüncü olarak, ‘’bu kez dayılanmayalım da’’ karar kılındı başlığı atarken de, meseleyi-sorunu dayılanma tavrıyla izah etmiyoruz. Bilakis ilişkide yaşanan ciddi sorunun ciddi siyasetlerden, çıkarlardan ve sorunlardan kaynaklandığını her kes gibi görmekte, bilmekteyiz. ‘’Bu kez dayılanmayalım da’’ karar kıldılar başlığı, sadece Erdoğan iktidarının karşı karşıya kaldığı altından kalkılamaz ağır faturalar karşısında duydukları pişmanlığı ve dik kuyruklarını indirerek, son derece ‘’nezaketli diplomatik’’ ilişki ve dilin kullanılması gerektiği eğilimine dönmelerine dikkat çekmek içindir.

Yanlış anlamaların önüne geçmek için zorunlu gördüğümüz kısa izahatlardan sonra, şimdi konumuzun özüne dönük ayrıntılı analiz ve değerlendirmelerimize geçebiliriz.

Erdoğan iktidarı ve yönettiği ülke ekonomisi yaşananın da ötesinde ciddi krizlere gebe bir dönemece girmiştir. Bu dönemeç, uluslararası emperyalist sermayeye angaje olarak uygulanan siyasi ve özelde ekonomik yönetimden bağımsız olmayıp bunun doğrudan ve kaçınılmaz bir sonucudur. Ciddi sorun ve değişimlere gebe dönemeç dediğimiz bu süreç, komprador tekelci sınıfların emperyalizme bağımlı siyasi sistem niteliğinden, aynı kambura bağlı siyasi iktidar ve ekonomik politikalar yönetiminden bağımsız olarak açıklanamaz. Bu, yaşanan sürecin temel kaynağını ve bir nedenini işaret eder. Ekonomik çöküş zemininde cereyan eden sürecin somut ve özgün nedeni ise, Erdoğan iktidarının Trump iktidarıyla yaşadığı sorunlar çerçevesinde ABD Trump yönetiminin Erdoğan iktidarı üzerinde baskı kurarak istediği pozisyona çekip bir anlamda teslim alma amacıyla Türk ekonomisini krize sokmaya dönük bilinçli olarak özel politikalar geliştirmesidir. Nitekim bu politikalar Türk ekonomisini bayıltarak ciddi kriz yoluna sokmuş durumdadır.

Bahis konusu bu politikalar, ikili arasında ABD lehine uzlaşmanın sağlanamaması veya istemlerin yeterince yerine getirilmemesine bağlı olarak, Trump tarafından iki Türk bakana tedbir-yaptırım uygulanması kararı ve akabinde yapılan açık tehditlerden sonra demir ve alüminyum gibi madenlerde Türkiye’ye dönük vergi artırımlarını içeren kararın alınması biçiminde tipik hal aldı. Bu yaptırım politikalarının gerekçesi, kamuoyuna Rahip Brunson’’un serbest bırakılmaması biçiminde yansıtılsa da, bunun biçimsel bir gerekçe olduğu, işin özünün ise çok daha farklı olduğu bilinmez bir sır değildir. Kuşkusuz ki, rahibin tutuklanması ve bırakılması sorunu ya da iki ülke arasında karşılıklı olarak yaşanan tutuklamalar, iade meseleleri belli bir sorun teşkil etmektedir. Ancak bu tutuklama-bırakma-iade sorununun esas önemi, diğer derin sorunlarla birlikte ve bu sorunların bir sonucu olarak anlam kazanmaktadır. Kısacası, yaşanan sorun ve süreci salt papazın yargılanması ya da serbest bırakılmasıyla açıklamak gülünç olur.

Yaşanan krizin ve sürecin temel nedeni ‘’TC’’ Erdoğan iktidarının emperyalist dengelerden nemalanma politikasıyla geliştirdiği ilişkiler, anlaşmalar ve siyasi yönelimidir

Uzun bir sürece yayılan sorunlu ilişkiler yelpazesinde, Kürt politikasında uyuşmazlık gibi ciddi bir sorundan söz etmek yerinde olur. Bunun dışında, IŞİD konusu, tutuklamalar, tedbir kararları, yasaklama kararları, ciddi bir sorun olarak İran’la ilgili politika ve ilişkilerde yaşanan çelişki, darbe girişimi, iade talepleri ve bunların reddedilmesi, içteki siyasi durumun lehe çevrilmesine dönük kaygılarla sıra dışı politikaların geliştirilmesi gibi bir dizi sorun sıralanabilir bu sorunlu ilişki süreci içinde. Fakat bütün bunlardan çok daha temel ve belirleyici olan sorun zemini, Erdoğan iktidarının emperyalist dengelerden nemalanma politikasıyla geliştirdiği ilişkiler, anlaşmalar vb vs yönelimidir. Ki bu yönelim, füze teknolojisi ve füze ve ağır silahların alınmasına dönük yapılan anlaşmalar, nükleer santral projelerine dönük anlaşmalar, enerji boru hatları projelerine dönük anlaşmalar, ticaret alanında yeni stratejik anlaşmalar ve bütün bunlar zemininde eksen kayma tartışmasını doğrulayan siyasi ilişkilerin biçimlendirilmesine dönük eğilimin geliştirilmesi biçiminde ifade edilebilir. Ve bütün bunların Erdoğan iktidarının ABD’den uzaklaşma eğilimine girerek Rusya’ya yanaşma politikasında ilerlemesi açısından oldukça anlamlı olduğu söylenebilir. İşte ABD Tramp iktidarıyla Erdoğan iktidarı arasında yaşanan sorunların, yani Erdoğan iktidarıyla birlikte Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarına da ağır faturaya mal olan-olacak bu sürecin ve Erdoğan iktidarı açısından girilen keskin dönemecin arka planı bu zemindir.

Gelinen aşamada ekonomik çanlar büyük yankı yaratarak çalmaktadır. Siyasi çanlar nasıl vuracak bunu göreceğiz! Lakin ekonomiyle siyasetin kesin olan ilişkisi ya da alt-yapı ile üst-yapı arasındaki mutlak ve doğrudan ilişki göz önüne alındığında, ekonomik fay hatlarındaki mevcut kırılmaların siyasi çalkantıya mutlaka nüfuz edeceğini, büyüklüğü belirsiz bir depreme yol açacağını söyleyebiliriz.  Doların TL karşısında değerlenmesi, yani TL’nin rekor düzeylerde değer kaybetmesiyle seyreden, Türk ekonomistler-uzmanlarca(hatta ‘’tüm bilimlerin, uzmanlık alanlarının yanılmaz otoritesi’’ olmasına karşın aciz kalan Erdoğan’ca bile) bu seyrin nerde duracağı kestirilemeyen ve dolayısıyla önlenemeyen mevcut ekonomik sarsıntının-baskının yarattığı siyasi stresten de anlaşılacağı üzere, ekonomik çöküntünün siyasi faturası kaçınılmaz biçimde olacaktır. Özcesi, ekonominin can çekişme serüveni, bizzat bunun sorumlularından olan Erdoğan iktidarının nefes alıp almaması biçiminde siyasi düzlemde de yaşanacaktır.

Bunun için şart şudur; ekonomide yaşanan sıra dışı sürecin siyasi depreme varıp varmaması, mevcut ekonomik krize gebe durumun devam ederek belli bir süre daha sürmesi-sürdürülmesi veya sürmemesi-sürdürülmemesi belirleyici olacaktır. Mevcut ekonomik durumun sürüp sürmemesi ise, ABD Trump iktidarının ‘’TC’’ Erdoğan iktidarından istediği ödünleri alması-alamamasına, Erdoğan iktidarının Trump iktidarına teslim olup olmamasına bağlıdır. Bu tabloda görülen ise şudur; Erdoğan iktidarı Trump’a istediği ödünleri vermeye razı olsa da, bunları veremeyeceği ya da verme şansının olmadığı bir kıskaç içinde olduğu gerçeğidir. Bu ne demektir;  Erdoğan iktidarı yukarıda bahsettiğimiz Trump ile tipik benzerlik taşıyan kişiliği nedeniyle de, emperyalist haydutlarla ilişkilerde ciddi siyaset hataları yaptı, kendisini farklı emperyalist odakların güdümüne sokarak bağlayıcı anlaşmalar gerçekleştirdi vb vs…

 Mevcut ekonomik sürecin, siyasi süreç ve faturaya yansıması/yansımamasında belirleyici olan ABD Trump’un istediklerini verme/verememe şartına bağlıdır

Daha da açıkçası,  ABD ile Rusya arasında gündeme gelen yeni güç dengeleri durumu ve bunların özellikle de Suriye ve Batı Kürdistan’da aralarında yaşanan emperyalist süreçte bölge devletlerine duydukları ‘’müttefiklik’’(uşak güç-devlet edinme) ihtiyacı temelinde gündeme gelen ve ilgili ‘’müttefik’’ devletlere pazarlık yapma olanağı veren geçici süreçte, Erdoğan iktidarı bu geçici süreci değerlendirme, bundan yararlanma siyaseti bağlamında ve hem de tam-doğru okuyamadığı bu süreçte ‘’kalıcı dostlarımız ve kalıcı düşmanlarımız diye bir şey yoktur, çıkarlarımız vardır’’ fikri hayaline kapılarak emperyalist dünya hegemonyası haydutluğunu ‘’unutarak’’ hem Rusya ile ilişkiler geliştirip ciddi-stratejik anlaşmalar yapmayı ve hem de ABD ile köklü olarak devam eden stratejik ‘’ortaklık’’(uşaklık) ilişkisi ve anlaşmalarını sürdürebileceğini düşünerek, ikili emperyalist baş haydutla bu ilişkileri sürdürmeyi, ilişkilere girme biçiminde stratejik siyaset hatası yaptı.  Kısacası, Rusya ile ilişkisini ABD’ye karşı, ABD ile ilişkisini Rusya’ya karşı adeta şantaj olarak kullanıp ikili oynama siyaseti güttü ve bundan istediği ödünleri (özellikle Kürt politikasında) kopararak çıkar sağlayacağını tasavvur etti. Hatta ABD emperyalizmi ile Rusya emperyalizminin bölge stratejileri gereği, bölge devletlerini yanına çekme ihtiyacı temelinde uyguladıkları esnek-tavizkar politikadan kaynaklı olarak bölge devletleri lehine geçici olarak gündeme gelen fırsat süreci Erdoğan iktidarının işgal saldırganlığında bulunma düzeyinde tavizler almasına da tanık oldu. Aynı zamanda bu süreç, Erdoğan iktidarının Rusya ile ciddi ve stratejik önemde anlaşmalar yapmasına kadar ilerledi. Ne var ki, bu pazarlık yapma gücü veya ödünler koparma sürecinin geçici bir süreç olduğu, Erdoğan iktidarınca anlaşılamadı. Dolayısıyla da bahis konusu süreç esas itibarıyla rayına oturarak eski kodlarına dönmeye yüz tuttu. Bu anlamda Erdoğan iktidarının fırsata çevirdiği koşullar esasta geride kaldı. Fakat bu geçici sürecin yanıltıcı tesiri Erdoğan iktidarını Rusya gibi emperyalist dünya baş haydudu ile geri dönemeyeceği anlaşmalar imzalamasına sebep oldu. Öyle ki, bugün ABD emperyalizminin baskısı karşısında istemesine rağmen Rusya ile ilişkilerini yok sayamamakta, yaptığı anlaşmalardan geri dönememektedir. Ki bu anlaşmalardan geri dönmesinin de en az şimdiki kadar ağır faturalarının olacağını bilmekte(yapılan anlaşmalar bu mahiyettedir) ve dolayısıyla da ABD emperyalizminin dayattığı ekonomik ve giderek siyasi sahaya girecek yaptırımlar altında bunalsa da, ABD Trump iktidarının istediklerini verememekte, verme şansına da sahip değildir. Yani, ABD Trump kaynaklı Dolar/TL ilişkisinde derinleşen uçurumla anlam kazanan mevcut ekonomik sürecin, siyasi süreç ve faturaya yansıması/yansımamasında belirleyici olan ABD Trump’un istediklerini verme/verememe şartı bu zeminde verememe olarak netleşmektedir. Bu da yaşanan ekonomik sürecin siyasi sürece de evirilip Erdoğan iktidarına fatura olacağını gösterir.

ABD Trump iktidarı ile ‘’TC’’ Erdoğan iktidarı ilişkilerinde ekonomik baskıyla yaşanan keskin dalaş, biçimde rahip sorununda yansısa da, stratejik kopuş eğilimi taşıyan bu gerilimin esas nedeni Erdoğan iktidarının Rusya esaslı geliştirdiği ABD dışı stratejik ilişkilerdir ki, bu ilişkiler ABD emperyalizminin bölge stratejisi açısından da genel çıkarları açısından da terstir. Bu ilişkiyi kabul etmeyen ABD Trump iktidarı ‘’TC’’ Erdoğan iktidarının burnunu sürterek hizaya getirip Rusya’dan kopararak kendi sıkı denetimi altında teslim almaya çalışmaktadır. Yaşanan ekonomik depremin temeli budur. Avrasyacı eğilimin güçlenerek egemenleşme dinamikleriyle ilerlemesi ve ABD’nin buna karşı refleksidir.

Yukarıdaki kapsamda ifade ettiklerimiz Erdoğan’ın anti-ABD’ci olduğu, dahası anti-emperyalistlik manipülasyonuyla lanse edildiği gibi ‘’yerli ve millici’’ olduğu anlamı taşımaz. ‘’TC’’ devlet klikleri arasındaki dengelere de bağlı olarak Avrasyacı kliğin etkinleşmesi ve özelde de Erdoğan iktidarının ABD tarafından gözden çıkarılmasının ürünü olarak Erdoğan’ın iktidarını koruma kaygısıyla Avrasyacı klikle ittifak edip zorunlu biçimde bu eğilime girmesinin, aynı zamanda ABD ile Kürt politikasında çelişmesinin ürünü olarak gelişen süreçtir. Elbette emperyalist dengelerin bölgede ortaya çıkardığı fırsatı lehine değerlendirme politikasının da bu süreçte rolü vardır. Ama Erdoğan’ın bilinçli ve stratejik olarak ABD’ye karşı olma, anti-emperyalist olmasının hiçbir temeli yoktur. Tersine iktidarı da dahil politikalarının esası emperyalist güçlere bağlı gelişmekte ve emperyalistlerle ilişki içindedir. ABD’ye karşı Rusya’ya yanaşması anti-emperyalistlik değil, bir emperyalizmin tahakkümünden öteki emperyalist tahakkümü tercih etmesi, bunun himayesine girmesidir. Kâh ABD emperyalizmine, kâh Rusya emperyalizmine bağımlılık ilişkilerini benimsemesi onun ‘’yerli ve milli’’olmadığının aleni kanıtlarıdır.

’TC’’nin Erdoğan iktidarıyla sürüklendiği durum ancak siyasi iktidar değişimiyle çözülebilir bir durumdur

Sonuç itibarıyla; ‘’TC’’ devleti Erdoğan iktidarının ipleri bir taraftan ABD emperyalizminin, diğer taraftan Rusya emperyalizminin elindedir. Erdoğan’ın ABD/Rusya arası bölgedeki dengelerin yarattığı boşluktan yararlanma temelinde izlediği siyaset onun iktidarını bu handikapa taşımıştır. Ya ABD emperyalizmini tercih etme durumundadır ya da Rusya emperyalizmini. İkisiyle stratejik anlaşmalar zemininde ilişki sürdürmesi mümkün değildir. Gelinen aşama ve yaşanan süreç bunu göstermektedir. Ne var ki, Erdoğan iktidarı, iki emperyalist baş aktörle sürdürdüğü bağımlılık ilişkisi ya da ikisiyle de devam ettirdiği stratejik anlaşmalar ve ilişkiler zemini ikisine de gebe kalmasını koşullamaktadır. Dolayısıyla birinden birini tercih etmesi kolay olmayıp, her durumda ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalacağı bir girdap içindedir. ABD ile kopması mevcutta da görüldüğü sonuçlara ve daha ilerisine mal olacaktır kendisine. Rusya ile kopması da benzer sonuçlarla yüz yüze kalmasını koşullayacaktır. Zira yaptığı anlaşmalar ve eskiden itibaren geçerli olan anlaşmalar Erdoğan’ı bu handikapa sürüklemekte, içinden çıkılamaz duruma düşürmektedir. Bu çelişki veya handikapın aşılması ancak ve ancak bir siyasi iktidar değişimiyle mümkündür. Mevcut Erdoğan iktidarı iki tarafa da yakayı kötü kaptırmış ve içinden çıkılamaz çelişki sarmalına gömülmesi nedeniyle bu süreci aşma ve bu çelişkiyi çözme dinamiğine, şansına sahip değildir. ‘’TC’’nin Erdoğan iktidarıyla sürüklendiği durum ancak siyasi iktidar değişimiyle çözülebilir bir durumdur. Erdoğan iktidarının hem ABD’yi hem de Rusya’yı memnun tutması veya ikisinden birini tercih ederek yoluna devam etmesi olası görülmemektedir. Yapılan anlaşmaların stratejik mahiyeti ve ABD ile süregelen stratejik ilişkilerin ciddiyeti Erdoğan’ın ikisi arasında tercih yapma şansını ortadan kaldırmakta, tercih yapsa bile her tercih durumunda da ağır baskılarla karşı karşıya kalıp iktidarını kaybetme süreciyle yüz yüze kalmaktan kurtulamayacağı aşikârdır. ABD emperyalizmine teslim bayrağı çekmesi iktidarını bir müddet daha sürdürme şansı yaratabilir ama sürdürse bile bunun sorunsuz olmayacağı, bilakis ağır yükümlülükler altında kalarak son tahlilde iktidar iflasına düşeceği muhakkaktır.

‘’Bu kez dayılanmanın şakası yok’’deme noktasına gelinmiştir fakat bu geç olmuştur. Yastık altını aramak ise çaresizliğin dışavurumudur. Belki biraz erkendir ama Erdoğan iktidarı ‘’Bay bay’’ günüyle yüz yüzedir. Burjuva muhalefet ve bilcümle ırkçı-milliyetçi zevat ‘’milli onur-gurur’’ safsatasıyla Erdoğan ekseninde kümelenecek ama çuvallayacaktır. Ama bu kez gerçek manada çuvallayacaktır!

 

 

 

 

 

Günün Haberleri

Perspektif konulu diğer haberler