Takip Et

Makaleler

Büyüyen Lider, Küçülen Toplum

Günümüz ve gelecek için gerçek bir liderlikten söz edilecekse eğer, bu, insanlığı çöküşün eşiğine getiren dünya kapitalizminin mülkiyet, devlet, hiyerarşi ve liderlik kültürünün geri dönülmez biçimde aşılmasını; ezilen cins, sınıf, etnik ve inanç topluluklarının kadim direnişlerine, eşitlik ve özgürlük arayışlarına yeni vizyonlar eşliğinde yön verilmesiyle mümkün olabilir ancak

“Uzay çağı”, “teknoloji çağı”, “Bilgi/bilişim çağı” filan derken, “kurtarıcı liderler” çağına geri döndük…

Geçen yüzyılın ilk yarısında ulusların “ataları”, halkların “babaları” ve de “kurtarıcı”ları olarak siyasal hayata dahil olan Kaizerlerin, Paşaların, Duçe ve Führerler,n neden olduğu yıkımların yetmediği anlaşılıyor.
 Günümüzde de, debdebeli görsel şovlar, devasa medyatik kampanyalar eşliğinde milyonlarca seçmenin “tercihi”ne sunulmuş “büyük liderler” zaferlerine yenilerini ekliyorlar. 

 Fransızca’da, benzerlerin buluşmasını ifade eden “Kulüp’e hoş geldiniz” diye bir deyim vardır. Yerkürenin her köşesinde virüs hızıyla üreyen “büyük liderler” kulübüne Jair Bolsonaro isimli, askeri cunta heveslisi faşist bir diktatör adayının “hoş gelişi”ne de tanık olduk nihayet. 

 1914-18 yenilgisinin rövanşı peşinde koşan Alman tekelleri -Alman halkının bir kesiminin de suç ortaklığıyla- Avusturyalı bir irtibat onbaşısından tarihe geçen bir Führer yarattı da Brezilya gericiliği ve tekelleri bir yüzbaşı eskisinden “muzaffer bir kurtarıcı” neden yaratmasındı. Bundan böyle, Brezilya toplum çoğunluğunun da onayıyla sahne alan “Tropikal Trump”ı daha çok seyredecek dünya.  

Alman ve İtalyan asıllı bir göçmen ailenin mensubu olan Bolsonaro’nun, kendisini ilk tebrik eden hakiki Trump’la olan sayısız benzerliğin onları uyumlu bir ikili yapacağına kuşku yok. 

Küresel gericiliğin yanısıra, Brezilya’nın zenginliklerini yağmalayan Avrupa kökenli beyaz kapitalist gruplar, katoevanjelik
kiliseleri, paramiliter çeteler, ordu ve devlet bürokrasisinin diktatörlük özlemi çeken kesimleri ve kandırılmış kalabalıklar yeni “zaferleri”ni kutlayabilirler artık! 

 Kapitalist tekellerin, mafya kartellerinin ve onların çıkarlarını koruyan devletlerin bunalttığı milyonların otoriteye sığınma eğilimleri, ters yönde ilerleyerek yeni Duçeler,  Führerler yaratmaktadır. 

Tarihi anlamamakta ısrar eden insan nesillerinin “kurtarıcı şef”, “büyük lider” arayışları, kapitalizmin ürettiği felaketlerin kapitalizm içinde kalınarak çözülebileceğini sanma gafleti, 20. yüzyıldakinden daha  trajik yıkımlar hazırlamaktadır.
Siyasal egemenliklerin ideolojik-politik totemleştirme ihtiyaçları, geniş yığınların içine sürüklendiği çaresizlikle de birleşince
ortaya “reel” yada “üretilmiş” kurtarıcı figürler çıkmaktadır

Büyük Lider kimdir

 2000’li yılların başlarındaki bir Tv söyleşisinde, Mitterrand dönemi başbakanlarından ve 1968’in eski liderlerinden Michel Rocard’a, “neden günümüzde geçen yüzyıllarda olduğu gibi büyük liderler çıkmıyor”mealindeki bir soruya verdiği cevap tarihi önemdeydi: 

 … ‘Büyük lider’ denilenlerin çoğu savaş zamanlarında ortaya çıkmıştır. Bir tarafta mutlak ‘iyiler’in, diğer tarafta mutlak ‘kötüler’in olduğu savaş ve çatışma dönemlerinde ‘büyük lider’ olmak kolaydır. Ama aslolan barış zamanlarında büyük lider olmaktır…” 

 Trump, Putin, Erdoğan, Orban, Salvini, Jair Bolsonaro gibi “büyük liderler”in şahsında savaş üniformalarını giymeye hazırlanan yayılmacı, saldırgan, ırkçı-milliyetçi-dinci dünya gericiliğinin trajedisi, Michel Rocard’ı haklı çıkarmaktadır. Günümüzün büyülü medya araçlarının da desteğiyle her savaş kışkırtıcılığı yapan, “öndekini ısıran, ardındakine tekme atan”, korku, kin ve nefret yayan ikinci-üçüncü sınıf sağ-muhafazakar politikacıdan da “dünya lideri” yaratılabiliyor… 

 Liderin toplumsal tarihteki rolü, bitmeyen bir tartışma konusu ve aynı zamanda bilimsel bir inceleme alanıdır. 

İnsanları gruplar halinde bir arada yaşamaya zorlayan doğal, tarihsel ve toplumsal koşullar zamanla lider ihtiyacı da yaratmıştır. 

 Tarih, sahteleri ve gerçekleriyle birlikte iki tip lider yaratmıştır. İlki, Antik Çin, Grek, Hint, Kuzey ve Güney Amerika uygarlıklarında çokça rastlanan öngörülü, filozofça yol gösteren bilge liderler; ikincisi ise, istila ve fetihlerin Cengiz Han’dan Korkunç İvan’a, Kazıklı Voyvoda’dan kuyucu Murad Paşa’ya, İspanyol engizisyon lideri Tomás de Torquemada’sından defter düren Yavuz’a, oradan da geçen yüzyılın soykırım mimarlarına uzanan geniş bir yelpazedeki savaş şefleri…  

 Doğumundan ölümüne kadar pür iyi ya da kötü lider anlayışı, dinlere aittir. 

Politeist dinlerdeki iyilik ve kötülük tanrılarının devamı olan Monoteist dinlerin tanrı ve şeytanı, mutlak iyi ve mutlak kötü lider anlayışını besleyen önemli bir mitolojik, teolojik kaynaktır. Antik Mezopotamya ve Mısırlılar liderlerine kimi tanrısal kerametler atfederken bu kaynaktan esinleniyorlardı. 

 Tanrı figürü karşısında mutlak kulluğunu kabul eden insan, tanrısal özellikler atfettiği liderinin önünde eğilmekten, kulluk statüsünü sürdürmekten de fazlaca bir rahatsızlık duymuyordu. 

 Tanrısal kültün zaman içinde evrilerek ümmetin “şefkat babası”na, ulusun “ulu ata”sına dönüşürken, Allahın kulları da evrilerek ümmet ve ulus devletin modern kulları haline geldiler. Böylece, devlet ve lider büyüdükçe toplum küçülüyor, “toplum” adedilen modern teba hiçleştikçe de devlet ve lider kültü alan kazanıyordu.  

 

 İnsanlığın kastlar ve sosyal sınıflar halinde parçalanmasından günümüze dek süren ekonomik, sosyo-politik ve kültürel hiyerarşik düzen, çok boyutlu bir yabancılaşma ve artan ölçüde bir yıkım kaynağı olmaya devam etmektedir. 

 Yeryüzü ve gökyüzü mesihlerden, azizlerden, velilerden, peygamber ve ulu şeflerden geçilmediği halde, insanlığın eşitlik ve özgürlük talebi gibi hiç bir temel sorunu kalıcı çözüme  kavuşturulamadı henüz. Teokratik milliyetçi ve liberal kapitalist sistemler içinde kalındığı sürece de -çözüm bir yana- geleceğin sosyal patlamalarını harlamaya devam edecektir bu sorunlar. 

 Aynı şekilde, geçen yüzyılın 60-70 yıllık sosyalist kalkışma deneylerindeki parti, ordu ve devlet şefliğini tek elde toplayan, kişi kültü üreten, ölünceye kadar iktidar koltuğunu bırakmayan, Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi iktidarı dededen toruna devreden anti-demokratik, komünizmin hedef ve özlemleriyle ilgisi olmayan yanlışların tekrarıyla da aşılamaz söz konusu sorunlar. 

 Günümüz ve gelecek için gerçek bir liderlikten söz edilecekse eğer, bu, insanlığı çöküşün eşiğine getiren dünya kapitalizminin mülkiyet, devlet, hiyerarşi ve liderlik kültürünün geri dönülmez biçimde aşılmasını; ezilen cins, sınıf, etnik ve inanç topluluklarının kadim direnişlerine, eşitlik ve özgürlük arayışlarına yeni vizyonlar eşliğinde yön verilmesiyle mümkün olabilir ancak. 

 Liderliği, insan yönetmeyi gereksiz hale getirecek komünal, özgürlükçü bir gelecek inşası hedefiyle öne çıkacak, stratejik önderlik meziyetleri tutarlı etik değerlerden, köklü bir adalet duygusundan beslenen ve bilgelikle donanmış liderlere her zamankinden daha acil ihtiyaç var. 

 *** 

Adeta ayaklanan dünya gericiliğine oylarıyla destek veren, davul ve teneke çalarak “zafer” kutlayan kalabalıklara ne demeli?  

Milliyetçi-dinci sağ kültür dünyasında bolca yetişen ırkçı, kadın ve eşcinsel düşmanı, gelenek ve mülk kölesi, otorite delisi “büyük liderler”i seçen halklar, bir yüzyıl geriye savrulduklarını ibretle göreceklerdir. Yani  onlar için tarih bir yanıyla tekerrür edecek; şen başlayan oyun kötü bitecek.  

Geçen yüzyılın ilk yarısında Avrupa, Pasifik ve Osmanlı coğrafyasında olduğu gibi. 

 

Günün Haberleri

Makaleler konulu diğer haberler