Takip Et

Güncel

Cumartesi Anneleri Süleyman Cihan’ın akıbetini sordu

Cumartesi Anneleri 696’ncı haftasında 1982 yılında gözaltında işkenceyle katledilip intihar süsü verilen Süleyman Cihan’ın akıbetini sorarak adalet talebinde bulundu

Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle eylemlerinin 696’ncı haftasında da Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eylemde üzerine beyaz tülbent ile karanfiller bırakılan, “Failler belli, kayıplar derede” yazılı pankart açılarak,  gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları taşındı. Bu haftaki eylemde, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin hukuksuzluğunda gözaltında işkenceyle katledildikten sonra intihar süsü verilerek üstü örtülen Süleyman Cihan için bir araya gelindi. Eyleme Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’da katıldı. Basın metnini İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.

‘Umudumuzu bu meydanlarda çoğaltacağız’

Eylemde ilk olarak söz alan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, dostlarının 37 yıldır adalet aradıklarını belirterek, “Bugün eğer bu dönemi yaşıyorsak bunun birinci sorumlusu yargıdır. Yargının tarafsız ve bağımsız olmaması, halktan ve haktan olmamasıdır. Talimatla çalışan, siyasete endekslenmiş insanları yurttaşları rehin alan ve bunun pazarlığını bizzat yargıda yapıldığı bir anlayışın içerisinde yaşıyoruz. Bütün bunlara rağmen bu meydan, bizleri hiçbir zaman umutsuz kılmadı. Umudumuzu parlamentoda değil ama bu meydanlarda çoğaltacağız” dedi.

‘Faşizmin karanlığında en ağır bedelleri ödedik’

Ardından gözaltında kaybedilenlerden biri olan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren söz aldı. Futbolcu Deniz Naki’nin Almanya Milli Takımını bırakan Mesut Özil’e yazdığı mektubu hatırlatan İkbal, “Bugün Deniz, Mesut’un yanındaydı, Mesut’a ses verdi. Bizler de faşizmin karanlığında en ağır bedelleri ödedik. Bu bedeli ödememek için yıllar önce bu ülkede Ermeni aydınlara, Sabahattin Ali’ye, sahip çıkılsaydı 12 Eylül karanlığını da yaşamayacaktık. Ne Süleyman Cihan’ı ne Hayrettin Eren’in, ne Cemil Kırbayır’ı 1980 karanlığında kaybetmeyecektik. Eğer 1980 karanlığında kaybettiğimiz bu sevdiklerimize o dönem bu ülkenin insanları sahip çıkabilseydi Ocak Ailesi bu meydanda olmayacaktı. 696 hafta biz burada oturmayacaktık. Yükselen sesi daha da yükseltmek için çok büyük çaba sarf etmeliyiz” diye konuştu.

‘Adalet aramaya devam edeceğiz’

Arjantin’de faşizmin insanları kaybetmesinin Türkiye ve daha bir çok ülkede de benzer şekilde yaşandığını aktaran İkbal, “Muhalif olan, otoriteye karşı olan insanlar bugün kaybettiğimiz insanların akıbetine uğradılar. 1980’den bugüne geldiğimizde faşizm giderek artıyor. O günden bugüne ileri demokrasilerden söz edildi ama geldiğimiz gün 1980 karanlığından da beter. Bize düşen, 696 haftadır burada adalet aradık, bundan sonra da kaybettiklerimiz için adalet aramaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Ardından söz alan Avukat Ahmet Cihan’da kısa bir konuşma yaptıktan sonra Gülseren Yoleri basın metnini okudu. Gülseren, 31 yaşındaki 2 çocuk babası Süleyman Cihan’ın sosyalist kimliği nedeniyle 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında arama kararı çıkartıldığını ve 29 Temmuz 1981 tarihinde Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere bindiği yolcu otobüsü İstanbul’a yaklaştığı sırada sivil bir ekip tarafından durdurularak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü söyledi.

‘Kimliği bilinmesine rağmen  ‘meçhul kişi’ olarak defnedildi’ 

Gülseren, “Durumdan haberdar olan ailesi ve avukatları hemen, İstanbul Emniyeti 1. Şube, 2. Şube ve Askeri Savcılık nezdinde girişimlerde bulundu. Ancak tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Gözaltı kararını veren İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı ve gözaltı işlemini gerçekleştiren İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 23 kişinin ‘Emniyette işkencede gördüm’ diye tanıklık ettiği Süleyman Cihan’ın gözaltına alındığını reddetti. 85 gün süren ısrarlı arayışın sonunda Süleyman Cihan’ın ağır işkence sonucunda öldürüldüğü ve kimliği bilinmesine rağmen Zindan arkası Mezarlığı’na ‘meçhul kişi’ olarak defnedildiği gerçeğine ulaşıldı.

‘Gözaltına alındığı kabul edildi’

Bu gerçek karşısında Süleyman Cihan’ın 29 Temmuz’da gözaltına alındığı kabul edildi. İstanbul Emniyeti Süleyman’ın katledilmesiyle ilgili Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin’in de imzası bulunan sahte bir belge düzenledi. Belgede Süleyman Cihan’ın 30 Temmuz 1981 tarihinde yer göstermeye götürüldüğü apartmanın 6. katından atlayarak intihar ettiği yazıldı. Gerçekte ise çok sayıda tanık beyanına göre Süleyman Cihan, gözaltında aylarca işkence gördü. Ayrıca cansız bedenini kapısı kırılarak girilen ve uzun zamandır kimsenin yaşamadığı bir evin penceresinden atılarak, intihar görüntüsü yaratılmak istendi.

Bu gerçekler; Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın, olaydan 21 yıl sonra dosyadaki otopsi bulguları ve tıbbi verilerden hareketle hazırladığı raporla da kanıtlandı. Raporda Süleyman Cihan’ın ağır işkenceye maruz bırakıldığı ve apartmanın altıncı katından atılmadan önce öldürülmüş olduğu kayıt altına alındı.”

Süleyman’ın ailesinin 37 yıldır hukuki girişimlerinin sürdüğünü söyleyen Gülseren, dosyayı canlandırmak için 2012 yılında tekrar Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurulduğunu belirtti.

Yapılan başvuruda, İstanbul 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanı General Necdet Üruğ, Sıkıyönetim Adli Müşaviri Hakim Albay Durmuş Akşen, Sıkıyönetim Savcısı Yüzbaşı Erdoğan Savaşeri, dönemin İstanbul Emniyet 1. Şube Müdürü Tayyar Sever, dönemin İstanbul Emniyet 2. Şube Müdürü Mehmet Ağar, polis memuru İbrahim Şahin, Süleyman Cihan’ı işkenceyle öldüren ekipte yer alan polis memuru Bayram Kartal, Süleyman Cihan’ı işkenceyle öldüren ekipte yer alan polis memuru Mehmet Yetiş ve kimliği saptanacak diğer suç ortakları hakkında şüpheli sıfatıyla kamu davası açılması talep edildi.

Gülseren, Süleyman işkenceyle katledenler ve delilleri karartanlar hakkında etkin soruşturma yapılarak, ceza adaletini sağlayacak bir yargılama sürecinin başlatılmasını talep ettiklerini belirterek konuşmasını sonlandırdı.

 

 

 

Günün Haberleri

Güncel konulu diğer haberler