Takip Et

Makaleler

Demokratik bir cephe için HDP ile CHP’yi aynılaştırmak doğru mu?

CHP ve HDP dışında kalma koşuluyla bir arayış ve cephe arayışına girmek, aslında HDP dışında bir cephe arayışıdır. Ve CHP ile HDP eşitlenemez. Biri egemen sınıfların partisi, diğeri ise ezilen kesim ve halk kitlelerini temsil ediyor. Bu gerçeği görmezden gelemeyiz

Türkiye’de siyasi iktidarın takip ettiği yol, kendi ajandalarını gerçekleştirmek için varmak istedikleri son durağa doğru ilerliyor. Egemen sınıf ve kliklerinin bir kısmı ve geniş halk kitlelerinin bu gidişattan endişe duydukları açık.

Parlamenter bir rejim yerine güçlerin birleştirildiği ve yetkilerin bir kişide toplandığı daha otoriter bir faşizm, Erdoğan yönetiminin bir özelliği durumuna gelmiştir. Erdoğan kendi krallığını ilan etmiştir. Ama bu krallığını tehdit eden bazı dikenleri de temizlemeden rahat yüzü görmeyeceğini de bilmekte. Bunun için elinden ne geliyorsa son hızla yapmakta ve 2019’u da alarak 2023 projesini tamamlamak istemektedir.

Darbe, OHAL, Afrin’in işgali, keza bazı bölgelerin işgal girişimi ve savaş naraları iç ilişkilerin yeniden düzenlenmesi veya yeniden kurulmasının bir aracı olarak kullanılmaktadır. Ülkedeki toplu katliamlar yerine bu girişimler şimdilik “sınır” dışında yürütülüyor, yarın tekrar içe dönmeyeceğinin garantisi yok!

Çıkar ilişkileri ve Kürt sorununun geldiği uluslararası boyuttan dolayı küçümsenmeyecek bazı güçler Erdoğan’ın arkasında safa dizilmiştir. Şovenizm ile zehirlenmiş belli kesimler, Kürt sorunu karşısında Erdoğan’ı ehvenişer olarak görüp desteklemektedir. Devrimci, demokratik bir cephenin baş düşmanıdır bu cephe. Bu cephe bozguna uğratılmadan, geleceği kazanmak, inşa etmek zordur.

Bu cephe karşısındaki cephe ise bir araya geldiğinde güçlü olabilecekken dağınıktır. Bu dağınıklığın önemli sebeplerinden biri Erdoğan diktatörlüğünün uyguladığı baskı ve engellemelerdir. Diğer önemli bir faktör ise ideolojik darlık ve dar gurup şekillenmesidir. 12 Eylül vb. olgulardan yeterli ders çıkarmayan bazı güçlerde, bu aşamada “bana dokunmayan” diktatörlük hissinin varlığıdır. Buna ek olarak, sosyal şoven şekillenme de birleşik bir cephenin oluşturulamamasında tamamlayıcı bir faktördür.

Sosyal şovenizmin güncel olarak görünen biçimlerinden biri, yurtseverliği sadece “Türk” yurtseverliğine indirgemesidir. Anti-Amerikancılığı egemen ulus, hatta egemen ulus devleti penceresinden ele almaktadır. Kürt ve Kürdistan yurtseverliğini ise “bölücü” ve “milliyetçi” olarak değerlendirmektedir. Türk ulusunun bağımsızlığı ve hakları hakkında duyarlı olan bu kesimler, her nedense Kürt ulusu söz konusu olduğunda bin bir dereden su taşır, dünya kadar bahane ve teori üretirler. Bunlardan biri de “anti-emperyalizm” sorunudur.

Emperyalizme karşı mücadele nedir ve ABD dâhil olmak üzere emperyalizme karşı mücadelenin somut ayakları nasıl kurulur? Türkiye’de sol hareketin küçümsenmeyecek bir kısmı, “emperyalizm”e karşı mücadeleye vurgu yapmasına rağmen ABD emperyalizmi ve emperyalizme karşı mücadelenin somut olarak nasıl yapılması gerektiği çoğunlukla muammada kalır.

Özellikle geçmişten beri Perinçek’in başını çektiği soyut bir ABD aleyhtarlığı, sol veya kendini “sol” diye ifade eden hareketlerinin bir kısmının pusulası olmaktadır. Soyut bir ABD aleyhtarlığı kendini “millici” gören faşizmin aklanması ve totaliter bir yolda hızla ilerleyen Erdoğan’ın meşrulaştırılmasına vardırılmak istenmektedir. Nitekim Perinçek, Odatv vb.lerinin sık sık YPG’yi “Amerika’nın kara gücü” olarak değerlendirmesi, Türk faşizminin ve Erdoğan’ın iktidarının merkezi perspektifine su taşıyan içeriktedir.

Emperyalizme karşı mücadele somuttur. Emperyalizm uzak bir yerlerde değil, verili rejim ve sistemlerin içinde ve onların bir parçasıdır. Bölge devletleri de belli istisnalar hariç emperyalizmin bir parçası ve onların koçbaşlarıdır. Bölge gerici faşist diktalarına karşı mücadele emperyalizme karşı mücadelenin kendisidir. Bölge diktalarına karşı mücadele etmeden emperyalizme karşı mücadele yürütülemez. Bölgedeki diktatörlüklerin zayıflaması emperyalizmin zayıflamasıdır.

Bölge diktatörlükleri, parçası oldukları herhangi bir emperyalist güçle ortaklıkları bitebilir, başka bir emperyalist güçle işbirliğine girebilir. Bu durum sadece emperyalist cephenin kendi içindeki çelişkilerin bir tezahürüdür. Bir gücün emperyalist diğer bir gücün anti-emperyalist olup olmaması düzleminde bir olgu değildir. Bu anlamda Türkiye’de rejimin sıkışmışlığını aşmak için bu temelde arayış içine girmesi, ne anti-emperyalizmdir ne de anti-Amerikancılıktır. Bu aşamada geçici olarak ABD ile sorun yaşamakta ve bölge politikaları uyuşmamaktadır.

Diğer bir sorun, ABD emperyalizminin bölgede iflas esen siyasetini kurtarmak için, dayanabileceği yeni partnerler aramasıdır. Dolayısıyla da gelecek vaat eden güçlü yapılarla (YPG) işbirliği yapması, emperyalist politika açısından anlamlandırılabilir. Keza YPG ve müttefiklerine karşı tüm bölge devletleri birleşmiş durumda. IŞİD canileri Kürtlerin üzerine salan başta bölge devletlerinin bir kısmı olmak üzere belli emperyalist güçlerdir. Tüm bölge gericileri-devletleri YPG’ye karşı bu aşamada birleşmiş durumdadırlar. Dolayısıyla YPG bölgedeki emperyalist güçlerle bir mücadele içindedir. Emperyalist güçlerin kendi aralarındaki çelişkilerden yararlanması anlaşılır bir politikadır. Sorun bu politikanın ABD emperyalizminin koçbaşılığına varıp varamayacağıdır. Bir emperyalist gücün dünya çapında “baş düşman” olması, onun her bölge ve ülke için de baş düşman rolünde olduğu sonucunu doğurmayabilir. Kürt ulusu, kendi geleceğini belirleme hakkından mahrum bırakılmıştır; uluslararası planda geleceğini belirleme hakkını kullanmak için müttefikler arayabilir ve mevcut çelişkilerden yararlanmak isteyebilir. Bu mevcut planda anlaşılmayacak bir politika değildir.

2. Dünya Savaşı’nda Stalin, daha doğrusu Sovyetler Birliği, Almanya-İtalya-Japon emperyalist bloğuna karşı Fransa-ABD-İngiltere emperyalist bloğu ile ittifak içine girdi. Sovyetler’in kendi başına savaşı engelleme ve sonlandırma, aynı zamanda bu yayılmacı bloğu engelleme koşulu mevcut değildi. Dolayısıyla emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişkiden Sovyetler’e saldırmayan kesimlerle işbirliği yaptı. Hem Sovyetler’i koruma hem de savaşı sonlandırma bu ittifak sayesinde mümkün oldu. Sovyet halkı büyük bedeller ödedi ama sonuçta faşizmi yenilgiye uğrattı ve Sovyetler’i de korumuş oldu.

YPG ve müttefiklerini de bu temelde ele almak gerekir. Sovyetler Birliği, herhangi bir ülke-ulus gibi önemli bir güç ve aktör gibi anlamlandırılabilir YPG. Bu temelde yaklaştığımızda sorun daha açık hale gelebilir. Bu bakış, YPG ve müttefiklerinin hiç eleştirilmeyeceği ve onların yanlış yapmayacağı veya yarın emperyalizmin bir bileşenleri olamayacaklarını ifade etmez. Bunların hepsi mümkün ve olası şeylerdir. Ama bunlar gerçekleştiği ölçüde biz de bunları ifade ederiz.

Sözün özünden yola çıkarsak, kısaca; genelde Kürdistan özneleri ve başta YPG ve müttefikleri olmak üzere bölgede en büyük demokratik güç ve seküler yapılardır. Kuzey Kürdistan’daki yapılar da böyle. Hem bölge gericiliğine hem de Erdoğan’ın etrafında hizaya dizilmiş faşist cepheye karşı en büyük demokratik güçlerdendir bu yapılar. Anti-faşist bir mücadele ve cephe için samimi olarak mücadele etmek isteyen herhangi bir güç bu cepheyi göz ardı edemez, etmemelidir. Anti-faşist mücadelede zafer kazanamayanlar, yarın daha ileri mevziler için mücadele etmenin olanağını da kaybedebilir halde kendilerini bulabilirler. 12 Eylül koşullarını tasavvur edelim. Bugünkü gidişat 12 Eylül’ü aratabilecek bir gidişattır.

Hiç kimse, HDP’nin “Türkiyelileşme” politikasının “Türkiye soluna zarar verdiğini” söyleyemez. Tersine bu olgu, demokratik cepheye önemli katkılar yapmış ve bu durum Erdoğan şürekâsını ürkütmüştür. Kürt öznelere bağlanmış bazı sol hareketlerin yaşadığı sorunları da Kürt öznelere mal etmekten ziyade, bu sol hareketlerin politikaları ve mevcut konumları üzerinden değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bu duruma bakarak, “biz de bu hale geliriz” korkusunu taban üzerinde yaymak, Kürt demokratik güçlerine karşı sosyal şoven hissiyattan kaynaklanmaktadır. Örneğin TKH(Türkiye Komünist Hareketi)  MYK üyesi Kemal Tekerek, Manifesto’da bu hissiyatı dışa vurmuştur.

“Türkiye sol hareketi”, Kürdistan öznelerini anti-faşist bir cepheye kazanmadan başarılı olamaz. Bu sol hareketlerin oynaması gereken misyonuu Kürdistan özneleri yerine getiriyor.

CHP ve HDP dışında kalma koşuluyla bir arayış ve cephe arayışına girmek, aslında HDP dışında bir cephe arayışıdır. Ve CHP ile HDP eşitlenemez. Biri egemen sınıfların partisi, diğeri ise ezilen kesim ve halk kitlelerini temsil ediyor. Bu gerçeği görmezden gelemeyiz.

HDP’de birleşmeksizin bir yol aramak anlaşılır bir durumdur. Ama HDP’yi dışlayarak bir yol aramak bizi bu yolda ilerletmez.

Derya İshak

Günün Haberleri

Makaleler konulu diğer haberler