Takip Et

Makaleler

Faşizme karşı mücadelede yerel seçimler

Mesele bunları görebilmek, “Faşizme karşı asıl mücadelenin” geliştirilmesi için, en geniş anti-faşist güçlerle, faşizmin topyekün saldırılarına karşı, genelden yerellere kadar yayılan anti-faşist mücadelenin örülmesini sağlayacak perspektife sahip olmaktır. “Bizim cephe” ile sınırlı tutulan ve daraltılan perspektifle, bu perspektifin yön verdiği mücadele ile değil

2019 Mart yerel seçimleri, sosyalist-devrimci halk güçleri açısından stratejik yönelim bağlamında taktik bir anlam taşısa da, süreç açısından ele alındığında anti-faşist mücadele cephesi toplamında özel bir yere oturduğu ve dolayısıyla da gündemi meşgul etmeye aday olduğu ortadadır. Süreç derken, bu sürecin önceki yerel seçimlere denk gelen süreçle karşılaştırıldığında içinden geçilen sürecin özgünlüğünden kaynaklı özel bir yere oturduğunu belirtmek gerekir.

Bu özgünlük açık faşizm olarak ifade edilmeyi hak eden faşist devletin, AKP-MHP iktidarıyla gittikçe koyulaşan niteliğiyle toplum üzerindeki baskıcı-otoriter konumlanışını tüm ayaklarıyla örmesinde kat ettiği yola(başkanlık, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırarak tek elde toplama, KHK’lı ve OHAL’i aratmayan yönetim vb) yerel idareleri de-yönetimleri de ekleyerek daha bir ileri aşamaya, süreci, toplumu kelimenin tam anlamıyla nefes alamayacak-kıpırdayamayacak duruma getirme hedefi taşımasıdır.

Deyim yerinde ise faşizm ile anti-faşizm seçimler vesileyle açıktan karşı karşıyadır. Faşist güçler ile anti-faşist güçler karşı karşıyadır. Bu yüzden, bu seçim süreci diğer seçim süreçlerinden ayrı olarak özgünlük taşımaktadır.

Bir tarafta, biri iktidarda olan ve AKP-MHP koalisyonunda şekillenen “Cumhur ittifakı”, diğeri de iktidarı zayıflatarak devlet içindeki egemenlik konumunu güçlendirmek isteyen CHP-İYİ Parti ittifakıyla şekillenen “Millet ittifakı” ve bu her iki ittifaka yedeklenmiş (BBP, SP, Kemalist Ergenekoncu kesim) karşı-devrimci düzen partileri vardır. Bunlar klik çıkarları doğrultusunda çatışma içinde olsalar da mesele devletin yüksek çıkarları konu olduğunda “Beştepe” de yan yana gelerek birlikte hareket etmekten taviz vermeyecek olan faşist partilerdir. Bunların ortak paydası faşizmi savunmaları ve uygulamalarıdır. Bugün iktidarda olan AKP-MHP iktidarı koyu faşizmin temsilcisi olsa da, diğer kliklerde faşizmin ortakları ve uygulayıcılarıdır. Tek Parti döneminde CHP karşısında “demokrasi”, “hür teşebbüs” savunusu yaparak iktidara gelen DP nasıl ki “demokrat” bir özelliği olmayan faşist bir partiyse, aynı şekilde bugün de “demokrasi” savunusunu ağzından düşürmeyen ne CHP ne de İYİ Parti ve türevleri demokrat değil faşist partilerdir. Bunlar faşist cepheyi oluşturmaktadırlar.

Diğer tarafta da, ezilen-sömürülen emekçi halkları, Kürt ulusu ve azınlık milliyetleri, Alevileri ve ezilen inançları, çevre-doğa, kadın-gençlik, LGBTI+, aydın-yazar-sanatçı vb haklarını savunan devrimci-ilerici-yurtsever-demokrat örgütlü halk güçleri ve örgütsüz milyonlarca halk kitlesi vardır. Bunların ortak paydası ise faşizmin baskısı altında olmaları, faşizmle-faşist baskı ve şiddetle sürekli karşı karşıya olmaları, az ya da çok-derin ya da yüzeysel faşist baskı ve şiddetini görmeleri-hissetmeleri, sosyal-psikolojik, ekonomik, demokratik, akademik, ulusal, vicdani, inançsal, kamusal, kimliksel, cinsel olarak sürekli bizzat faşizmi –faşist baskıları yaşamalarıdır. Bu kesimlerden örgütlü sosyalist-devrimci halk güçleri, Kürt ulusunun örgütlü devrimci-demokratik güçleri faşizmin en ağır baskılarına maruz kalmakta, katledilmekte, işkencelerden geçirilmektedir. Fakat diğerleri de faşizmin baskısını doğrudan ya da dolaylı olarak görmekte, örgütlü devrimci-sosyalist halk güçlerinin, Kürt ulusunun örgütlü devrimci-demokratik güçlerinin maruz kaldığı faşist baskılar kadar olmasalar da faşizmin hedefinde olan ve faşizmden olumsuz etkilenen kesimlerdir. Ve bu kesimlerin hepsi, faşizme, esas olarak ta AKP-MHP iktidarıyla uygulanan açık faşizme, iktidarın tüm politikalarına karşıdırlar. Bu kesimler AKP-MHP faşist iktidarı nezdinde nesnel olarak anti-faşist mücadelenin bileşeni durumundadırlar.

Bu kesimlerin bir kısmının faşizm tahlilleri, CHP vb partilerin niteliklerini değerlendirmesi farklı olsa da veya CHP ile ilişkilenmeye çalışsalar da, AKP-MHP iktidarının icraatlarında şekillenen sürecin özgünlüğü bağlamında ele alındığında bu kesimlerin hepsi faşizme karşıtlık temelinde ortaklaşılabilecek, anti-faşist mücadelede yer alabilecek güçlerin genişliği hakkında bir fikir vermektedir. Bu aynı zamanda demokratik alanda oluşacak anti-faşist mücadelenin de kapsamına işaret etmektedir.

AKP-MHP iktidarı eliyle yürütülen açık faşizmin yoğunlaşan saldırılarına, yukarıda sayılan-sayılabilecek güçleri de içine alan geniş bileşenli bir mücadele anlayışıyla karşı koymak bu sürecin önceliği olarak görülmelidir.

Devrimci-sosyalist-yurtsever harekette böylesi geniş bileşenli bir mücadele için yerel seçimler değerlendirilmesi gereken fırsatlar sunmaktadır.

Faşist cephenin öne çıkan ve iktidarda olan yüzü AKP-MHP kliğidir, anti-faşist mücadelenin sivri okunun da yöneleceği hedef budur. Bu hedefe güçlü vuruşlar gerçekleştirmek, hedeflerine ulaşmalarını engellemek; gasp ettiği hakları geri alabilecek ve devrimci-demokratik-antifaşist mücadeleyi bir adım daha ileriye taşıyabilecek en geniş anti-faşist mücadele perspektifini zorunlu kılarken, devrimci-sosyalist-yurtsever hareketin böylesi bir perspektife ulaşmasını engelleyen yanılgılardan da kurtulması gerektirmektedir.

Yanılgılardan biri; Faşizmin saldırıların en ağırının en barbarcasının örgütlü sosyalist-devrimci halk güçlerine, örgütlü Kürt ulusal güçlerine, onların devrimci-demokratik kazanımlarına olmasından kaynaklı faşizmin saldırılarının yalnızca bu güçlere yapıldığının sanılmasından hareketle, anti-faşist güçler bu kesimle sınırlı tutulması, birleşik devrimci mücadelenin örgütlü güçlerinin dışındaki diğer güçlerin-kesimlerin görülememesidir.

Demokratik siyaset alanında çok farklı örgütlü halk güçleri bulunmaktadır. Bunlar sosyalistlerin-devrimcilerin yurtseverlerin birçok noktada eleştirdiği yanlar taşısalar da faşizmin baskılarına maruz kalmaktadırlar. Grevi ertelenen sendikalarda etkindirler, kentsel dönüşümle yerlerinden edilenler ya da HES vb politikalar karşısında doğasını-yöresini savunanlar içinde etkindirler, ulaşım zammına itiraz eden öğrenciler-emekçiler içinde etkindirler, tekstil-inşaat işçileri arasında etkindirler, işlerinden atılan akademisyenler, atanamayan öğretmenler, aydınlar-sanatçılar-yazarlar vs içinde etkindirler, emeğinin karşılığını alamayan köylü üreticiler arasında etkindirler ve örgütlüdürler. Bunlar partidir, örgüttür, birliktir, dernektir vb. Ve örgütlü olmasalar da bunların çevresinde çok geniş örgütsüz bir kesim vardır.  Birleşik mücadelenin örgütlü güçlerinin ulaşamadığı yerlerde bu partiler, örgütler, dernekler, sendikalar, kolektifler, ağlar, platformlar vs vardır ve bu kesimler AKP-MHP iktidarının faşizan politikaları-baskıları-uygulamaları karşısında öfkelidirler, tepkilidirler.

Yukarıda sayılan ve daha sayılamayan çok geniş bir kesim vardır ve bunların hepsi AKP-MHP iktidarıyla koyu bir şekilde örülen ve yerel yönetimleri de elde ederek daha da azgın ve fütursuzca sürdürülmek istenen açık faşizmle mücadele karşısında anti-faşist mücadelenin potansiyel-nesnel güçleridir. Fakat bu kesimlerin bu yanının görülememesi nedeniyle, bu kesimlere yönelik özel-somut-yerel politikalar üretilerek ortaklaşılamamakta, sürecin gerektirdiği geniş anti-faşist mücadele ağı örülememektedir.

Bir diğer yanılgı da, en çok baskı-şiddet ve katliama maruz kalan birleşik devrimim örgütlü güçlerinin anti-faşist mücadele için yaptığı “bize” gelin ya da “bizim-onun” etrafında birleşelim çağrısal yaklaşımı ve faşizme karşı anti-faşist mücadeleyi Kuzey Kürdistan’daki kayyumlu yerel yönetimleri geri almayla sınırlayan ama Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın diğer yerlerindeki irili-ufaklı yerel yönetimleri almak için verilen-verilmesi gereken mücadeleyi önemsemeyen (veya görmeyen)yaklaşımdır. Bu aynı zamanda Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarının tepesine çöreklenmiş kayyumu; Kuzey Kürdistan’daki yerel yönetimlerle sınırlı olmayan, yargı-yürütme-yasama-eğitim başta olmak üzere toplumsal yaşamın tüm alanlarına atanan kayyumları da görmemeye neden olmakta, yürütülecek mücadeleyi ve oluşturulması gereken mücadele cephesini de daraltmaya zemin sunmaktadır.

Her somut gelişme kendine uygun bir şiar-bir çağrı gerektirir ve yapılan çağrı sürece-gelişmeye uygun olmalıdır.

Çağrı, anti-faşist mücadeleye çağrı olunca ve en geniş anti-faşist kesim hedeflenirse  “bize” gelin veya “bizim-onun” etrafında birleşelim dar grup yaklaşımı sürece cevap olmada yetersiz kalır ve birleşik mücadeleyi daraltan bir rol oynar. Toplumun büyük kesiminin çeşitli kaygı veya egemen ideoloji ve manipülasyonlarının etkisinden kaynaklı “bize” gelmemesi anlaşılır olmalıdır. Ve gelmeyeceklerdir de. Fakat anti-faşist mücadelede yanımıza-bize gelmiyorlar diye “gelmezseniz gelmeyin” denemez. Ve en geniş anti-faşist ortak mücadele hattının oluşturulması yaklaşımından vazgeçilemez. “Bize” gelin çağrısı yerine, her bir yerele uygun politika üretimiyle ortaklaşmalar sağlanabilir-sağlanmalıdır da.

Anti-faşist mücadeleyi geliştirecek ve faşizmi geriletecek politikaların belirlenmesi genel politikanın somuta indirilmesini gerektirir. Her bir somutta izlenecek politika genel mücadelenin bir parçası, anti-faşist mücadeleyi büyüten bir rol oynar. Her bir yerelde farklı farklı anti-faşist güçlerin AKP-MHP iktidarı karşıtlığında ortak hareketi mümkündür. Devrimci politikanın gereği; “Yerel seçimlere antifaşist mücadelenin geliştirilmesi ihtiyacına göre yaklaşmak ”tır ve ilkelerde değil ama somut politikada “esnek davranmak” tır.

Esneklik öncelikle anti-faşist mücadeleye önderliği hedefleyen birleşik devrimci güçlerin bileşenleri arasındaki ilişkiden başlar. Kendini veya grubunu, bir başka anlamda kendinin-grubunun merkezi politik yönelimini merkeze koyan ve diğerlerinin de kayıtsız şartsız bu politikaya uymasını bekleyen ve dayatan tarzlar ne birleşik devrimci güçleri ne de en geniş anti-faşist güçleri bir araya getiremez, böler. Bu nedenle öncelikli olan bu tarzlardan kurtulabilmektir. Yönelim, grupsal hedef ve çıkarlardan çok, anti-faşist mücadelenin ortak kazanımını hedefleyen politikayla mümkündür. Politikada esneme ilk önce buradan başlar. Sürecin öne çıkardığı yönelim, yerel seçimlerde faşizmi geriletmekse veya faşizmin hevesini kursağında bırakmaksa, genel yönelimin her bir somutta nasıl ele alınacağının, kimlerle ve nasıl yapılabileceğinin tespitinin yapılmasını gerektirir. Burada esneklik belirleyici olur. Benim-grubumun tespiti-belirlemesi ile değil. Bu yerelin özgünlüğünü dikkate almamak, yerel özgülünde esnememek ve yerelde ortaklaşma sağlayamamak demektir. En yakın ittifak güçler karşısında esnemekten uzak duran yaklaşım, uzaktaki geniş kesimler karşısında esneme ve onları anti-faşist mücadelede birleştirme yeteneğini de gösteremez. Göstermeye çalışsa da tutarsızlık olarak güvensizliğin konusu,  ortak mücadeleyi yıpratan ve engelleyen bir anlayış olur.

Yereldeki her kazanım-başarı-örgütleme genel anti-faşist mücadelenin bir bileşeni ve kazanımıdır. “Bizim” veya “onun” değil, anti-faşist mücadelenin hanesine yazılacak bir kazanım olacaktır. Ne Amed’deki, ne Van’daki, ne Dersim’deki, ne Balıkesir’deki, ne Kocaeli, Denizli, ne Tekirdağ, ne de Mut’taki kazanım tek tek partilerin ya da örgütlerin değil anti-faşist mücadelenin kazanımıdır. Bu bakış açısının güçlü savunusu, hem, bu yerellerdeki devrimci-demokratik-ilerici çabaları sahiplenip desteklemeyi gerektirirken, diğer yandan; dar grupçu-benmerkezci yaklaşımının da panzehiri olacaktır. Çünkü her bir yereldeki anti-faşist güçlerin kazanımı faşizmin planına çomak sokan, ondan bir parça koparan ve onun yerellere de el koymasını engelleyen, toplamda da faşizme karşı mücadelede anti-faşist güçlere moral değer katan bir özellik taşır-taşıyacaktır.

Anti-faşist mücadelenin en kararlı yürütücüleri örgütlü sosyalist-devrimci halk güçleridir. Bu nettir. İçinde bulunduğumuz açık faşizm koşullarında bağrında zaaflar taşısalar da anti-faşist mücadelede yer alabilecek başka güçler de vardır.

Mesele bunları görebilmek, “Faşizme karşı asıl mücadelenin” geliştirilmesi için, en geniş anti-faşist güçlerle, faşizmin topyekün saldırılarına karşı, genelden yerellere kadar yayılan anti-faşist mücadelenin örülmesini sağlayacak perspektife sahip olmaktır. “Bizim cephe” ile sınırlı tutulan ve daraltılan perspektifle, bu perspektifin yön verdiği mücadele ile değil.

Günün Haberleri

Makaleler konulu diğer haberler