Takip Et

Makaleler

Her “yer” savaş ve insanlar – 3

Savaş tehdidiyle emperyalist ülkeler yeni-teknolojiyle yeni bir savaş sanayi sürecine girdiler. Bu süreç bir anlamda emperyalist ülkeler arası silahlanma yarışının sinyaliydi. Yeni silahlar, yeni bombalar, yeni uçaklar, büyük kıyımlar ve her “yer” savaş ve insanlığı hedef alan gerçek bir Armageddon yaşanacaktı…

“Bana on sene daha verin ve göreceksiniz ki Almanya’yı bir daha                                                                                   tanıyamaz olacaksınız”, Adolf Hitler 1933. (1)

Savaşlar coğrafyası Avrupa’da Birinci Paylaṣım Savaṣı’nın izleri henüz silinmemiṣti, düṣmanlıklar komṣu ülkeler arasında ki sis perdesini koruduğu bir dönemde – kıta Avrupası tekrardan bir Armageddon sürecine girdi.

(İbranice’de ki bu soyut  anlatımla dile getirilen ve dini perspektiften hareketle – tanrı ile insanlar arasında ki yok olma yorumunu o anlamda kullanmıyoruz. Çünkü orada bir subjektif ve de nesnel gerçekliği olmayan bir varsayım sözkonusudur. Oysa biz, yeni bir savaṣ gerçeğini yaṣayan Avrupa  sürecini anlatmaya çalıṣırken, kıtanın boylu boyuna  karartldıığı tarihin bir zaman dilimini irdelerken – var olan o somut olayların insanlığa verdiği acı ve gözyaṣından söz etmek istiyoruz. ‘İnsanlığın yok olma’  vurgusunu, milyonları içine hapseden savaṣtan bahsediyoruz).

Avrupa’ya yeni bir Sykes Picok Antlaṣması mı?

Birinci Paylaşım Savaşı’nın sonuç ve nedenleri Almanya için pek kabul edilir bir durum değildi. Bu ülkede savaş sonrası milliyetçiliğin tekrardan yükselişe geçişi ile birlikte, “ikinci bir savaşın kapısı çoktan aralanmıştı” (2). Savaş sonrası ülkeler arası memnuniyetsizlik, sağlanan barışın bütün ülkeler için aynı düzeyde bir anlam ifade etmemiş olması; İkinci Paylaşım Savaşı’na giden yeni bir sürecin taşları döşeniyor anlamına geliyordu. Dolayısıyla, her etkinin bir tepki karşılığı olduğu savından hareketle –biri için “barış” anlamını ifade eden şeyin, onun aynı konum veya durumda bir başkası için “barış” anlamına gelmeyebilirdi.

28 Haziran 1919 Versaille Barış Antlaşmasıyla sonlandırılan Birinci Paylaşım Savaşı, gerek Almanya ve gerekse de birçok bölge ülkeleri için pek tatmin edici değildi. Bu Antlaşmadan en çok rahatsız olan ülkelerden Almanya’nın yanı sıra İtalya geliyordu. Bu Antlaşmanın sonuçları bir anlamda bölge ülkeleri ve Avrupa’nın bütününü içine alan adeta bir yeni Sykes Picok Antlaṣması (9 Mayıs 1916) niteliğini taşıyordu – yeniden belirlenen sınırlar, itirazlar, yükselişteki milliyetçilik ve ekonomik kriz. Savaş bitmişti, ülkeler arasındaki tatminsizlik bütün hızıyla devam ediyordu. Yeni sınırlar Avrupa’da milliyetçiliği tetiklerken, etnik çatışma ve ülkeler arası memnuniyetsizlik gündemin ön sırasındaydı. İtalya savaşta galip olarak bir statüde olmuş olmasına rağmen, mevcut sınırları pek yeterli bulmuyordu, özellikle kuzey bölgesi sorun yaratıyordu. Bu siyasal ve bölgesel tatminsizlik Mussolini’n Nazi Almanya’sı ile bir adım daha yakınlaşmasına neden olurken, yeni bir savaşın da ayak sesleri yükseliyordu. Versaille Barış Antlaşması’nın yarattı gayri memnun sonuçları ve de savaş sonrasında yükselen milliyetçilik, faşizan düşün ve Nazizm gibi ideolojik akımların yer edinmesine inanılmaz bir alan açıldı. Yükselişteki bu akımların etki ve baskıları, emperyalist ülkelerde ki mali sermaye, sanayi ve siyasal erk üzerinde açıktan hissedilirken – kurdukları denetimle daha da etkili oldular. Bu dönemde birçok Avrupa ülkesinde söz konusu ideolojik ve politik yapı ülke yönetimini belirler duruma gelmişti. Açıktan bir baskı unsuru haline gelen bu “yeni” siyasal yapılanma – İkinci Yeniden Paylaşım Savaşı’nın ortamını hazırlayan ve provoke eden, faşizan bir ideoloji vardı. Denile bilinir ki, bu irade direkt ve endirekt olarak savaşın esas lokomotifi olmuştur…

Savaşın üç önemli taraftarı olan Almanya, İngiltere ve Japonya farklı konumlara sahiptiler. Almanya ve İngiltere bir önceki savaşta yaşanan yıpranmışlığın izlerini daha taşırken, Japon emperyalizmi ise çok daha etkin (Doğu Asya’daki işgal topraklarıyla) ve güçlü emperyalist bir ülke konumuna gelmişti. Bu nedenle, belki de savaşla birlikte (yeni işgal ve sömürgeler elde etmek düşüncesiyle) tekrar eski konumlarına dönebilecekleri hayalleriyle savaşa en istekli ülkeler Almanya ve İngiltere demek yerinde olur. Çünkü onlar, kapitalizmin doğası gereği halen yeni sömürge alanlarını elde etme hayalini güdüyorlardı.

Uzak Doğu’da bir Japon faktörü vardı.  Çin’in doğu bölgesinin önemli bir bölümünü ve Nanking şehrini (Aralık1937) tümden işgal eden Japonya, yeni bir bölgesel savaşın altyapısını çoktan oluşturmuştu. Tüm bunlar Amerika’nın Çin’de ki çıkarlarına ters düşüyor -ve Amerika ile Japonya’nın karṣı karṣıya gelmeleri an meselesi olmuştu. Zira Amerika, Çin yönetiminin başında bulunan Chiang Kai-Shek’le olan siyasi, askeri ve iktisadi ilişkilerini pek önemsiyordu ve Doğu Asya’da Amerikan varlığını Japon işgaline rağmen sürdürme kararlılığı içindeydi. Amerika Çin yönetimiyle olan ilişkilerini 15 Aralık 1938’de verdiği 25 milyon dolarlık krediyle mükâfatlandırırken, Japonya’ya rağmen kalıcı olmak ve çıkarlarını korumak istemekteydi.(3) Nazi Almanya’sı ile Japon emperyalizminin savaş çığırtkanlığı Doğu Asya ve Avrupa’nın paylaşımıyla sınırlı değildi. Zira Sibirya ve Moğolistan sınır bölgelerinde Sovyet ordusuyla karşı karşıya gelen Japonya, 25 Kasım 1936’da Almanya ile anti-Komintern Paktı imzalar. Esasında bu pakt ikili bir amaç güdüyordu; birincisi, Sovyet Devrimi’ni (1917 Ekim Devrimi) geri tepmek ve etkisiz kılabilmekti.

Pakt’ın ikinci amacı ise; dünya Komünist hareketinin önünü kesmek ve işlevsiz kılmaktı. İki ülke arasında ki bu birlikteliğe İtalya pek olumlu bakıyordu, Mussolini Eylül 1937’de Almanya’ya bir ziyarette bulunur –ve 6 Kasım’da anti-Komintern Pakt’ı imzalar. (4) Bu üç ülkenin imzasını attığı metinde; “amaçlarının dünya topluluğunu Komünizme karşı korumak, her ülke kendi topraklarında Komünizme karşı savaşmasının gerektiğini belirtir.  Bu birliktelikle birlikte, Almanya, İtalya ve Japonya 11 Kasım 1937’de Milletler Cemiyeti’nden ayrılırlar.(5)  1916’da önerilen Milletler Cemiyeti, nihayetinde 25 Ocak 1919 Paris Barış Konferansı ile somut bir içerik kazanır. Amaç; savaşlar diyarı Avrupa yeni uluslararası işbirliğini önererek – “uluslararası güvenliği sağlamak” isterler. Ancak anti-Komintern blok savaştan yana ve yeni sömürgelerle ancak yetinebileceği düşüncesinden hareketle, dünyada barış değil de savaşın ve paylaşımın özleminde olurlar.

“Nitekim Almanya’daki yeni kuşak (Nazi), tam bir bağnazlık sürüsünden farksızdı ve koşullanmışlığı içinde, gözü kapalı olarak ölüme yürümeğe hazırdı.”(6)

Bu durum karşısında Japonya yeni arayışlarda bulunurken, savaş yatırımı olarak Amerika’ya karşı yeni müttefikler gerekiyordu. Japonya emperyalizmi çıkarları uğruna Amerika ve Avrupa emperyalist güçlerinin ne pahasına olursa olsun Asya’dan çıkartılmasını istiyordu. Nazilerin ve de Mussolini’n Avrupa ve Amerikan karşıtlığı politikası Japon yönetimiyle yeni bir müttefiklik ve işbirliği oluşumuna işaret veriyordu. Bu durum kıtalar ötesi yeni bir savaşın habercisiydi. Ülkelerin kıtalar ötesi tehdit ilişkilerinden kaynaklı olarak, yeni savaş senaryosu ile onların topyekûn bir silahlanma yarışına neden olurken, adı geçen ülkelerin saldırgan tavrı savaş ortamını doğurmuştur.

Savaş pazarında insan katliamı

Savaş tehdidiyle emperyalist ülkeler yeni-teknolojiyle yeni bir savaş sanayi sürecine girdiler. Bu süreç bir anlamda emperyalist ülkeler arası silahlanma yarışının sinyaliydi. Yeni silahlar, yeni bombalar, yeni uçaklar, büyük kıyımlar ve her “yer” savaş ve insanlığı hedef alan gerçek bir Armageddon yaşanacaktı…

İkinci Yeniden Paylaşım Savaşı (1939-1945) Alman ordusunun 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgal etmesiyle başlar. Uzun süreden beri işgal planı içinde bulunan Almanya, Polonya’nın Nazilere karşı fazla bir direnme gösterme gücünde olmadığının farkındaydı. Almanya savaşın ilk yılında Japonya ve İtalya (27 Eylül 1940) ile birlikte Üçlü Pakt imzalar. Bu ittifakla Nazi Almanya’sı büyük düşünür ve gözü bütün Avrupa’yı işgal etmekle meşguldür. Benzer işgal hayalleri de Japon emperyalizminin ısrarla gündeminde çıkmayan bir Doğu Asya liderliğine soyunma hayali vardı.

Savaşın ilerleyen ilk iki yılında ve durdurulması güç gözüken Avrupa’da ki Nazi Almanya’sı ve Doğu Asya’da Japonların güçlenmesi Amerika’yı ve İngilizleri rahatsız ediyordu.  Bu durum karşısında yeni savaş hattını belirlemek ve müdahale gücünü artırmak isteyen Amerikan ve İngiliz askeri heyeti, Ocak 1941’de Washington’da bir araya gelirler. Avrupa’yı, Asya’yı ve bütün dünya coğrafyasını tehdit altında tutan Emperyalizmin İkinci Yeniden Paylaşım Savaşı, Nazi ordusunun 1941 yılı itibarıyla girmediği ve saldırmadığı ülke kalmamıştı. Sovyet topraklarından, İngiltere’ye, Fransa’dan Balkanlara dek bir bütün olarak işgal vardı. Amerikan güçlerinin Güney Doğu Asya’da bir Japon saldırısına uğraması durumunda ortak plan hazırlığı içindeydiler.

Başkan Franklin Delano Roosevelt bu görüşmenin ardında, 11 Mart 1941’de “Lend-Lease Act” (Ödünç Verme ve Kiralama Kanunu) çıkartır, Roosevelt bu kanuna dayanarak 27 Mart’ta İngiltere’ye 7 milyar dolar kredi açar (7), bu yardımla birlikte İngiltere’nin savaşmaya devam etmesi yönünde cesaretlendi-rir ve de yalnız olmadığı mesajı verilir.

Bu yıllarda milyonlarca insanın yaşamına neden olabilecek yoğun bir silahlanma ve savaş tehdidi ile dünya gündemine damgasını vururken, insanlık bir kez daha kapitalist dünya sisteminde pazarlık konusu olur. 7 Aralık 1941 sabahı Japon savaş uçakları Hawaii’deki Pearl Harbor’da bulunan Amerikan üslerine ani bir baskınla saldırıya geçer ve ABD’ye savaş ilan eder. Japonlar bu saldırıyla amaçlarının, Büyük Okyanus’ta muhtemel bir Amerikan askeri müdahalesini önlemek ve kendi emperyal çıkarları doğrultusunda başka bir emperyalist gücün bölgeye yerleşmesini engellemek ister.

Bu saldırıda 12 Amerikan savaş gemisi ciddi biçimde hasara uğrar ve 188 savaş uçağında imha edilirken, 2403 Amerikan askeri ile birlikte yetmişe yakında sivil kaybı yaşanırken – yüzlerce de yaralı olur. Japonların saldırısından bir gün sonra da ABD 8 Aralık 1941’de Japonya’ya savaş ilan eder. (8) Japonya’nın Amerikan üslerine saldırısı karşılıksız kalmaz. Solomon Adaları’nda bulunan Japonya’nın 3. Ana Savunma Hattı’nda ki Guadalcanal Muharebesi’nde şiddetli çatışmalar yaşanır ve 7 Ağustos 1942 ve 9 Şubat 1943’de toplam 38 bin Japon askeri yaşamını yitirir. Yaşanan bu çatışmalarda, Amerikan ordusunun sahip olduğu üstün teknolojik donanımlı gemilerinin yoğun topçu ve uçak bombardımanıyla Japon ordusu yenilgiye uğratılır. (9)

İnsanlık tarihinde en büyük yıkımlara neden olan son beş yüz yılın önemli savaş göstergesi: (12)

Ölü sayısı                                     Savaṣlar                                         Tarih

6.000.000 Otuz Yıl Savaṣları                                                    Protestan ve Katolik dini çatıṣmalar                                                         1618 – 1648
4.000.000 Napolyon Savaṣları 1804 – 1815
25.000.000 Taiping Ayaklanması                                                Çin’de kanlı dinsel ayaklanmalar                                                              1851 – 1864
20.000.000 Birinci Emperyalist Paylaṣın Savaṣı                                                                        1914 – 1918
60.000.000 İkinci Yeniden Paylaṣım Savaṣı 1939 – 1945
2.500.000 Vietnam Savaṣı 1946 – 1975
5.400.000 Kongo İç Savaṣı                                                   Yakın tarihin en kanlı savaṣı                                                                  1998 – 2003
Tabel: Tasarım bana ait.

 

Çoktan Doğu ve Güney Asya’ya yerleşmiş bulunan Amerika, Japon saldırısını bir fırsat kollayıp 11 Aralık 1941’de Nazi Almanya’sına savaş ilan eder. Bu karar daha çok Almanların saldırısı karşısında yıpranan ve yorgun düşen İngiltere’ye yaramıştır. Zira Amerika’nın Almanlara karşı savaş kararı İngiltere Başkan’ı Winston Churchill ’un şu açıklamasıyla itiraf etmiştir; “Haritadan silinmeyecektik. Tarihimiz sona ermeyecekti”. (10) İkinci Yeniden Paylaşım Savaşı tam anlamıyla emperyalistler arası bir savaş yarışına dönüşmüştü. Amerika’nın savaş ilanı ardından ve aynı gününde (11 Aralık 1941) Nazi Almanya’sı ve Mussolini Amerika’ya savaş ilan eder. (11) Artık Avrupa’daki savaşlar yeniden bir paylaşım savaşı niteliğinde olup ve kapsam olaraktan tam anlamıyla bir dünya savaşına dönüşmüştür. İşgal, sömürge paylaşımı, savaşlar ve katliamlar üzerinden yükselen doyumsuzluk ve zenginlik hırsı – tarihin her döneminde olduğu gibi yine kapitalist dünya sisteminin tek amacı olmuştur.

 

Kullanılan ve yararlanılan kaynaklar:

1-      Buitkamp, J., “De Geschiedenis van de Tweede Wereldoorlog”, De Haan,                                     Houten 1988, s. 127.

2-      Joll, James, “Europe Since 1870 – An International History”, Penguin Books, Third Edition, Great Britain 1984, s.160

3-      Snyder, Louis L., (1960), s. 85, 237, 261, 358, 436.

4-      Monelli, Paolo, “Mussolini”, C.A.J. van Dishoeck, Bussum 1954, s.156-157.

5-      “Documents on International Affairs, 1937-1945, 1937” s. 306-307, Foreign Relations of the United Statas, Japan: 1931-1941, Washington, Government Printing Office, 1943, Vol.II, s.159-160”.

6-      S.S.C.B. Bilim Akademisi-Yayınları, “Uluslararası İliṣkiler Tarihi”,  Çilt 4, Çeviri May Yayınları, İstanbul 1980, s. 299.

7-      https://tiogatours.nl/geschiedenis/amerika/1941…leen…en-pactwet.

8-      Snyder, Louis L., (1960), s. 214, 223, 233-35, 236-44.

9-      Forster, M. A., “De Wereld in Oorlog”, Elsevier, Amsterdam/Brussel 1974, s. 203-08, 210-14.                                                                                                                                                                            – http://www.ibiblio.org/hyperwar/USMC/USMC-CSol/index.html.

10-   Churchill, Winston, “The Grand Alliance”, Hougton Mifflin Company, Boston 1950, s. 607.

11-   Buitkamp, J., (1988), s. 59.

12-   Leurdijk, J.H., “Wereld Politiek”,Coutinho, Bussum 2001, s. 95, 132, 135, 279, 410, 414.

-Headley, John M., “The Europeanization of the World”, University Press, Oxford 2008,                   s. 56-86.

 

…devam edecek…

 

 

 

Günün Haberleri

Makaleler konulu diğer haberler