Takip Et

Editörün Seçtikleri

Kapitalizmin küresel krizi ve Ortadoğu’ya yansımaları / Metin Botan

Kapitalist emperyalist sisteme içkin olan kriz, kaos ve savaş gibi sonuçları kapitalizmin varoluşsal krizinin yansımaları olarak görmek gerekiyor. ABD, Rusya gibi emperyalist devletlerin dahil oldukları bloklar ve onlarla işbirliği içerisinde olan gerici, faşist her renkten diktatörlüklerin güncel, dönemsel, ideolojik, politik, taktik ve stratejik bütün hareketlerini belirleyen şey, kapitalizmin içinde bulunduğu bu durumdur

Bugün, Ortadoğu ve dünyada olup bitenleri anlamak için emperyalist küreselleşmenin, süper tekellerin ve sermayenin hareket yasalarına yön veren unsurlara bakmak gerekir. Kapitalist emperyalist sisteme içkin olan kriz, kaos ve savaş gibi sonuçları kapitalizmin varoluşsal krizinin yansımaları olarak görmek gerekiyor. ABD, Rusya gibi emperyalist devletlerin dahil oldukları bloklar ve onlarla işbirliği içerisinde olan gerici, faşist her renkten diktatörlüklerin güncel, dönemsel, ideolojik, politik, taktik ve stratejik bütün hareketlerini belirleyen şey, kapitalizmin içinde bulunduğu bu durumdur. Kapitalizmin içinden geçtiği dönemin özgünlükleri anlaşılmadan yapılacak değerlendirmelerin genel geçer olması kaçınılmazdır.

ABD emperyalizminin günümüzdeki politikalarına yön veren de yine bu olgulardır. ABD, sermayenin serbest dolaşımını sağlamak ve önündeki engelleri kaldırmak, dünyanın her tarafında ona direnenleri (hangi renkten olursa olsun) bertaraf etmek için bütün gücünü ve her türlü yöntemi kullanmaktadır. Irak, Libya, Tunus, Mısır, Lübnan, Cezayir, İran, Suriye, Suudi Arabistan, Kuzey Kore, Venezuela… gibi devletlerde yapmaya çalıştığı, ilk elden vereceğimiz örneklerdir.

ABD İran gerilimi 

Emperyalist ABD, çıkarlarının önünde engel olarak gördüğü İran’ı yalıtmak ve etkisizleştirmek için basınç uygulamaya devam ediyor. İran’a karşı yeniden başlattığı ambargo ile onu kuşatmaya, ekonomik ve siyasi krize sürükleyerek istediklerini elde etmeye çalışıyor. Çünkü İran, Suriye krizinden nüfuz alanlarını genişleterek çıktı. İsrail’in yanı başında önemli imkanlara kavuştu. Bu, emperyalist ABD ve siyonist İsrail için tehlike anlamına gelmektedir.

Haydut Trump yönetimi, gerici İran yönetimi altındaki ezilenlerin öfkesinin giderek yükseldiği bir dönemde bu hamleyi yaparak söz konusu kitlesel hareketleri de yedeklemeyi amaçlıyor. “Anti ABD” geleneğinin güçlü olduğu İran’da bu tür çabalar genelde ters teper; ama bu gelişmeler, tarafların engel olamayacağı bir dizi nesnelliğe yaslanmaktadır. Kaotik gelişmeler, hem yeni emperyalist-gerici savaşları hem de bu çelişki ve çatışmalardan devrim lehine yararlanma imkanlarını ortaya çıkartmaktadır. Bu yazıda, daha çok emperyalistler ve gerici bölge devletleri arasındaki çelişkilere yoğunlaşılacağı için, “fırsatlar” boyutu bir başka yazıya bırakılacaktır.

ABD, ambargonun yanı sıra, bölge devletlerinin askeri gücünü de kullanmaya, bu yolla hizaya gelmeyenlere gözdağı vermeye çalışmaktadır. ABD, kendisine yedeklediği Arap devletleri; Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri’yle birlikte Kızıldeniz’de yakın zamanda “Kartal Cevabı-2018” adlı bir tatbikat gerçekleştirdi. Tatbikata gözlemci olarak katılan Ürdün’de Arap NATO’su denilen oluşum da var. Ortadoğu’nun emperyalistlerce yeniden paylaşılma sürecinde gerici bölge devletleri de pastadan pay almak, iktidarlarını korumak ve sürdürebilmek için emperyalistlerle her türlü işbirliğine girmektedirler.

ABD, bölgesel çıkarlarının ve Ortadoğu’daki en önemli müttefiki siyonist İsrail’in önündeki en önemli engellerden biri olarak gördüğü, gerici bir diktatörlük olan İran’ı nötralize etmek için ambargo ve savaş da dahil her türlü yöntemi devreye sokmaktan kaçınmayacaktır. Bunlardan bir tanesi de İran’ın nükleer tesislerinin vurulacağı söylentilerinin dolaşıma sokulmasıdır. Emperyalist ABD ve İsrail, bu tür tehditlerle İran halkı arasında panik yaratma amacı gütmekte, onunla dost olanların tavır belirlemesini dayatmaktadır.

ABD’nin bu hamlelerine karşı İran ise Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi ile karşılık verdi. Dünya petrolünün yüzde 32’sinin ve günlük 17 milyon varil petrolün Hürmüz Boğazı’ndan taşındığını düşünürsek İran’ın tehdidinin ne denli önemli sonuçlar doğuracağını tahmin etmek zor değil. Yemen merkezli İran yanlısı Husilerin Suudi Arabistan petrol gemilerine saldırmaları ve ardından Riyad’ın güvenlik sağlanana kadar petrol sevkiyatı yapmayacağını açıklaması, bu durumun hızla çeşitli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.

İran, ABD emperyalizmine ve onun çıkarlarına karşı, Rus-Çin emperyalist bloku ve Türkiye’yle iş birliğini güçlendirmeye çalışarak Amerika’nın hamlelerini boşa çıkarmaya çalışmaktadır. Bunlarla birlikte, Irak’ta, Suriye’de elde ettiği siyasi ve askeri güç ABD’nin yapmaya çalıştığı dizaynı etkilemektedir.

Türkiye ABD arasındaki gerilim ve nedenleri

Türkiye’nin İran ile ekonomik ilişkileri ABD’nin uygulamaya çalıştığı ambargoyu zayıflatacak düzeydedir. ABD’nin Türkiye ile ilişkilerini bu kadar germesinin önemli nedenlerinden birisi de budur. Türkiye, petrol ve ona bağlı hammadde ürünlerinin neredeyse yarısını İran’dan karşılamaktadır.

ABD, Türkiye’ye, İran’a uygulamaya çalıştığı ambargoyu deldiği, Suriye’de geliştirdiği politikaları zayıflattığı, Rus-Çin bloğuna yakınlaştığı, bu blokla azımsanmayacak boyutlarda ekonomik ve askeri ilişkiler geliştirdiği ve toplamında ABD’nin bölgesel çıkarlarının önünde engel teşkil etmeye başladığından dolayı çeşitli yaptırımlar uygulamayı devreye koydu.

Örneğin, Pastör Andrew Brunson’ın bırakılmamasından dolayı ABD Hazine Bakanlığı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün ABD’deki mal varlıkları ve ondan elde edebilecekleri gelirleri dondurdu. “Soylu ve Gül’ün, Brunson’ın gözaltına alınması ve tutuklanmasının organize edilmesinin sorumluları ve Türkiye’nin ciddi insan hakları ihlallerinden sorumlu olan devlet teşkilatlarının liderleri” oldukları ifade edildi. Rusya’dan, S-400 füze savunma sistemleri alma planlarına karşılık ABD Senatosu, F35 uçaklarının Türkiye’ye teslimatının geçici olarak durdurmasına olanak sağlayan bir yasa tasarısını onayladı. Yine ABD senatosu, Türkiye’ye uluslararası finans kurumlarınca yeni kredi verilmesini önlemek amacıyla, “Türk hükümetine ya da herhangi bir kuruma Türkiye’deki projeler için yeni kredi ve mali ya da teknik destek verilmesinin engellenmesini” istedi. Emperyalist ABD, özellikle İran’la ticari ilişkisi olan şirketlere ve toplamında faşist Türk devletine karşı yaptırımları hayata geçirdi.

Şam’ın Demokratik Suriye Meclisi’yle görüşmeye başlaması ve gündemde olan İdlib’e operasyon planı, işgalci faşist Türk devleti için sadece ABD ile değil, bölgede de işlerin hiç de iyi gitmeyeceğine yönelik gelişmelerdir. Sömürgeci faşist diktatörlüğün yıkılmasının dolaylı ve dolaysız bütün unsurları ve koşulları olgunlaşmaktadır. IŞİD’in başına gelenler, AKP ve onların bütün ortaklarının ve işbirlikçilerinin de başına gelecektir.

Kaynak / ETHA

Günün Haberleri

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler