Takip Et

Kültür-Sanat

 Küçük Burjuva Tutarsızlığı ve Proleter Devrimci Kararlılık-Yılmaz Güney

Mark­sizm-Le­ni­nizm, pro­le­tar­ya­nın ve pro­le­ter dev­rim­ci­le­rin önü­ne esas ola­rak, küçük burjuva­zi­yi de­ğil, pro­le­tar­ya­yı, özel­lik­le de sa­na­yi pro­le­tar­ya­sı­nı ör­güt­le­me gö­re­vi­ni ko­yar; ace­le­ci­li­ğe kar­şı, nes­nel ko­şul­la­ra uy­gun öz­nel ko­şul ha­zır­la­ma ve bu­nun ge­tir­di­ği sa­bır­lı, inat­çı ve ka­rar­lı ça­lış­ma ko­şu­lu­nu ko­yar. Der­me çat­ma­lı­ğa kar­şı sis­tem­li bil­gi edin­me­yi, sis­tem­li dü­şün­me­yi, plan­lı, prog­ram­lı ol­ma­yı ko­yar. Ütop­ya­nın kar­şı­sı­na bi­lim­sel­li­ği, fel­se­fi ide­alizm ye­ri­ne fel­se­fi ma­ter­ya­liz­mi, me­ta­fi­zi­ğin ye­ri­ne di­ya­lek­tik yön­te­mi ko­yar… Te­pe­den in­me, dar­be­ci, komp­lo­cu eği­lim­le­rin kar­şı­sı­na, aşa­ğı­dan yu­ka­rı, nes­nel ko­şul­la­ra bağ­lı, kit­le­le­rin ken­di de­ne­yim­le­ri­ne bağ­lı kit­le ça­lış­ma­sı­nı ko­yar. Ken­di­li­ğin­den­ci­li­ğin kar­şı­sı­na bi­linç­li mü­da­ha­le ve bi­linç­li ey­lem­le­ri ko­yar

Devrimci Sanatçı Yılmaz Güney 9 Eylül 1984 yılında Paris’te yaşamını yitirdi. Ölümünün 34’üncü yıl dönümü dolayısı ile devrimci sanatçı yılmaz güneyi bir kez daha anarken, devrimci hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.

”Dev­rim ve de­mok­ra­si  mü­ca­de­le­miz adı­na iyi de­ğer­len­di­re­me­di­ği­miz bir yı­lı, bir oya­lan­ma yı­lı­nı da­ha ge­ri­de bı­ra­kı­yo­ruz. “dev­rim­ci”, “dev­rim­ci-de­mok­rat” ola­rak bi­li­nen çev­re­ler­de, ide­olo­jik ve si­ya­si an­la­mıy­la da­ğıl­ma, oya­lan­ma, dev­rim­ci dü­şün­ce­ler­den kop­ma, so­ğu­ma ve umut­suz­luk be­lir­gin çiz­gi­le­riy­le ken­di­ni gös­te­ri­yor. Grup ön­der­lik­le­ri, için­de bu­lun­du­ğu­muz du­ru­mun özel ve ge­nel dev­rim­ci gö­rev­le­ri­ni, te­orik ve pra­tik so­run­la­rı­nı ge­re­ği gi­bi ele ala­mı­yor­lar, üs­tü­ne gi­de­mi­yor­lar ve si­ya­si ye­ter­li­lik gös­te­re­mi­yor­lar. Bir­çok so­run ya­nıt­sız ka­lı­yor. Oy­sa iyi bi­liyo­ruz ki, ken­di ön­der­le­ri­ni ye­tiş­ti­re­me­yen dev­rim­ci bir ha­re­ke­tin ba­şa­rı ka­zan­ma­sı müm­kün de­ğil­dir. Ön­der­le­rin ni­te­li­ği ve ha­re­ke­tin ni­te­li­ği ara­sın­da kop­maz bağ­la­rın ol­du­ğu unu­tul­ma­ma­lı­dır. “Ta­rih­te hiç­bir sı­nıf, bir ha­re­ke­ti ör­güt­le­ye­cek ve yö­ne­te­cek ye­te­nek­te, siv­ril­miş tem­sil­ci­ler ve po­li­tik li­der­ler ye­tiş­tir­mek­si­zin ik­ti­da­ra ge­le­me­miş­tir.”

Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da, tek tek si­ya­si ha­re­ket­le­rin ye­nil­gi­sin­den, o ha­re­ket­le­rin ide­olo­jik-pra­tik ön­der­lik­le­ri so­rum­lu­dur. Öy­le ye­nil­gi­ler var­dır ki, ta­ri­hi ola­rak ka­çı­nıl­maz­dır. Pro­le­tar­ya­nın mut­lak za­fer ga­ran­ti­si ile sa­vaş ala­nı­na çak­ma­sı di­ye bir şey dü­şün­mü­yo­ruz. An­cak ya­şa­dı­ğı­mız sü­reç­te, en il­kel sa­vaş tak­tik­le­ri­nin bi­le he­sap edil­me­di­ği­ni söy­le­me­li­yiz. Ön­der­lik­le­rin iş­le­dik­le­ri ha­ta­lar, ko­mü­nist öl­çü­ler için­de ele alın­dı­ğın­da, ön­der­le­rin hem tek tek ken­di ha­re­ket­le­ri­ne, hem de ge­nel ola­rak pro­le­tar­ya­ya, emek­çi kit­le­le­re ve ta­ri­he kar­şı he­sap ver­me­le­ri ge­re­kir. Bu so­rum­lu­luk­tan kim­se ka­ça­maz.

Yurt­tan ge­len ha­ber­le­rin oda­ğın­da ce­za­ev­le­ri bu­lu­nu­yor. Mü­ca­de­le esas ola­rak, bas­kı ko­şul­la­rı­nın ve bi­linç­li un­sur­la­rın en yo­ğun ol­du­ğu ce­za­ev­le­rin­de sü­rü­yor. Dı­şar­da ise mü­ca­de­le adı­na la­yık ey­lem­ler­den söz et­mek ol­duk­ça güç. Mü­ca­de­le dü­ze­yi  ner­dey­se sı­fı­ra düş­mek üze­re. Yurt dı­şın­da fa­şiz­mi teş­hir ve tec­rit ça­ba­la­rı ol­duk­ca cı­lız ve ye­ter­siz. Ce­za­ev­le­rin­de­ki di­re­niş­le­ri bir ke­na­ra bı­ra­kır­sak, ge­rek yurt için­de, ge­rek­se yurt dı­şın­da, fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­ye sağ opor­tü­niz­m ege­men­dir di­ye­bi­li­riz. Grup­lar ara­sın­da sü­ren sığ, se­vi­ye­siz çe­kiş­me­ler, re­ka­bet gös­te­ri­le­ri, ayak oyun­la­rı ağır­lık­ta. Bu den­li acı ve ağır dar­be­ler­den son­ra bi­le dar grup çı­kar­la­rı dev­ri­min çı­kar­la­rı­na üs­tün tu­tu­lu­yor. Çün­kü ba­zı­la­rı için ger­çek­ten dev­rim di­ye bir so­run yok­tur. Ve ba­zı­la­rı için grup ya­pı­la­rı on­la­rın var­lık ne­de­ni­dir.

Öte yan­da, ye­ni­den to­par­lan­ma is­tek­le­ri, ye­ni te­orik ara­yış­lar, cı­lız da ol­sa es­ki opor­tü­nist ka­bu­ğu par­ça­la­ma ça­ba­la­rı göz­den kaç­mı­yor. Bu, olum­lu bir işa­ret­tir. An­cak kim­le­rin ne­re­ye gi­de­ce­ği, han­gi çiz­gi­de du­ra­ca­ğı, bu ça­ba­la­rın si­ya­sal içe­rik­le­ri ba­kı­mın­dan na­sıl bir öz­le do­la­ca­ğı he­nüz bel­li de­ğil­dir. Ba­zı­la­rı ye­ni te­ori­ler adı­na, Le­nin’in 1900’ler­de mah­kum et­ti­ği tür­den opor­tü­niz­me sa­rı­lı­yor. Her ye­nil­gi dö­ne­mi, ar­dın­dan ye­ni saf­laş­ma­la­rı, ye­ni ara­yış­la­rı ge­ti­rir. Ya­kın si­ya­si geç­mi­şi­miz, 12 Mart ye­nil­gi­si­nin ar­dın­dan ge­len ye­ni ara­yış­la­rı, ye­ni saf­laş­ma­la­rı çar­pı­cı ör­nek­le­riy­le bi­ze sun­muş­tur. Biz, bu dö­nem­de ni­ce kes­kin si­lah­şör­le­rin Ke­ma­liz­mi ve tan­rı­yı ye­ni­den keş­fet­tik­le­ri­ni gör­dük. Ey­lül fa­şist dar­be­si­nin ar­dın­dan ya­şa­nan bir­çok de­ği­şim 12 Mart dö­ne­mi­ni çağ­rış­tı­rı­yor. Ame­ri­ka ye­ni­den keş­fe­di­li­yor! Mar­tov’la­rı, Ka­utsky’le­ri hort­lat­ma­ya ça­lı­şan­lar var. Öte yan­da, Mark­sizm-Le­ni­nizm si­la­hı­nı te­kel­le­rin­de gö­ren bir­çok grup, geç­miş­le­ri­ni şu ya da bu bi­çim­de eleş­tir­me­le­ri­ne kar­şı­lık, her dö­nem­de yal­nız­ca ken­di­le­ri­nin Mark­sist-Le­ni­nist ol­duk­la­rı yo­lun­da­ki id­di­ala­rı­nı inat­la sür­dü­rü­yor­lar. On­lar, sa­vun­duk­la­rı si­ya­si-ide­olo­jik çiz­gi­ye eleş­ti­ri yö­nel­ten­le­ri “opor­tü­nizm”, “re­viz­yo­nizm”, “dev­rim düş­man­lı­ğı” ile suç­lar­lar­ken ya­şa­mın ger­çek­le­ri inat­la baş­ka şey­ler söy­lü­yor. Bir opor­tü­nist ba­tak­lık­tan bir baş­ka­sı­na geç­me­yi dev­rim­ci­lik­le­ri ge­re­ği gö­ren­ler, için­de bu­lun­duk­la­rı ba­tak­lı­ğın ko­ku­su­na öy­le­si­ne alış­mış­lar ki, te­miz ha­va­yı ze­hir­li sa­nı­yor­lar. Bi­zim gö­re­vi­miz, iş­çi ve dev­rim­ci ha­re­ket­ler­de var olan ha­ta­la­rı, olum­suz­luk­la­rı giz­le­mek de­ğil, tam ter­si­ne bun­la­rı eleş­tir­mek ve can­lı ör­nek­ler­le açı­ğa çı­kar­mak­tır. Es­ki ve yan­lış pu­su­lay­la doğ­ru yol bu­lu­na­maz. Es­ki ve yan­lış pu­su­la­la­rı ile “doğ­ru yol”u bul­duk­la­rı­nı ilan eden ön­der­ler, grup­lar, ka­fa­la­rı­nı bir kez da­ha ka­ya­ya çarp­mış ol­ma­la­rı­na ve ay­nı pu­su­la­yı ta­şı­dık­la­rı sü­re­ce ye­ni­den ve ye­ni­den çar­pa­cak­la­rı­na kar­şın, on­la­rı el­le­rin­den bı­rak­ma­mak­ta­dır­lar. Biz, re­viz­yo­niz­min ve kü­çük bur­ju­va ek­lek­tiz­mi­nin ona­rı­mın­dan geç­miş pu­su­la­la­rın bi­zi ne­re­ye gö­tü­re­ce­ği­ni şim­di­den bi­li­yo­ruz. Bu ne­den­le, bü­tün es­ki ve yan­lış pu­su­la­la­rı, “sa­bı­ka­lı pu­su­la­la­rı” par­ça­la­ma gö­re­vi­ni, vaz­ge­çil­mez ve er­te­le­ne­mez dev­rim­ci bir gö­rev ola­rak önü­mü­ze ko­yu­yo­ruz.

Bir­çok ül­ke­nin dev­rim­ci­le­ri ve de­mok­rat­la­rı için sür­gün gün­le­ri, dün­ya dev­rim ve de­mok­ra­si ha­re­ket­le­ri­nin te­ori ve tak­tik­le­ri­nin da­ha ya­kın­dan ta­nın­ma­sı, araş­tı­rıl­ma­sı, ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­rin ge­liş­ti­ril­me­si yö­nün­de bü­yük ya­rar­lar sağ­la­mış­tır. Biz, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’lı dev­rim­ci­ler, dev­rim­ci-de­mok­rat­lar, ne ya­zık ki bu ko­nu­da da ba­şa­rı­sızız. Üstelik fa­şizm kar­şı­sın­da ye­nil­gi­mi­zin ger­çek ne­den­le­ri üze­rin­de na­sıl cid­di­yet ve ce­sa­ret­le dü­şün­me­miş­sek ve dü­şün­mü­yor­sak, yurt dı­şın­da­ki ba­şa­rı­sız­lık­la­rı­mı­zın ana ne­den­le­ri üze­rin­de dü­şün­me­mek­te de ıs­rar edi­yo­ruz. Do­ğal­dır ki, dü­şün­me ey­le­mi, doğ­ru bir yön­tem­le, doğ­ru bir sı­nıf tav­rı te­me­lin­de nes­nel ger­çek­li­ği ve onun yan­sı­ma­la­rı­nı ir­de­le­ye­mez­se, her so­run, her olay, her grup ve ki­şi için —si­ya­si ya­pı­la­rı­na gö­re— fark­lı an­lam­lar ve fark­lı so­nuç­lar do­ğu­ra­cak­tır. Ni­te­kim doğ­ru­muş­tur da. Fa­şist dik­ta­tör­lük bu den­li açık­ça or­ta­da iken hâ­lâ “cun­ta”, “as­ker­sel dik­ta­tör­lük” vs. gi­bi sa­kız­la­rı ge­ve­le­yen­ler yok mu? Özal’dan bek­len­ti­le­ri olan­lar yok mu?

Bir kü­çük­ bur­ju­va dev­rim­ci­si, geç­miş üze­rin­de ne den­li cid­di­yet­le, ce­sa­ret­le du­rur­sa dur­sun, kü­çük ­bur­ju­va öl­çü­le­ri ve pu­su­la­sı ile bak­tı­ğı sü­re­ce, doğ­ru bir so­nu­ca ulaş­ma­sı müm­kün de­ğil­dir. 1970 dev­rim­ci genç­li­ği bu ha­ta­yı iş­le­me­di mi? Bir re­viz­yo­nist, do­ğa­sı ge­re­ği an­cak dev­ri­me za­rar ve­re­cek ye­ni bul­gu­la­ra ula­şa­bi­lir. Bu ne­den­le­dir ki biz, re­viz­yo­nist­ler­den, opor­tü­nist­ler­den ve kü­çük­ bur­ju­va dev­rim­ci­le­rin­den pro­le­tar­ya adı­na doğ­ru bir tu­tum, doğ­ru çö­züm­ler za­ten bek­le­mi­yo­ruz. Biz, ken­di adı­mı­za, an­cak on­lar­la dev­rim­ci mü­ca­de­le­ye ver­dik­le­ri ve ve­re­cek­le­ri za­rar­la­ra kar­şı çar­pı­şa­bi­li­riz. Ya­şa­dı­ğı­mız ye­nil­gi­ler, ka­yıp­lar bi­rer so­nuç­tur. Bu so­nuç­la­rın kay­nak­la­rı­nı, re­viz­yo­nizm­de ve onun­la her za­man kol ko­la, ku­cak ku­ca­ğa ol­muş kü­çük ­bur­ju­va dev­rim­ci­li­ğin­de ve kü­çük ­bur­ju­va opor­tü­niz­min­de ara­ma­lı­yız. Dün ol­du­ğu gi­bi, bu­gün de, kü­çük ­bur­ju­va dev­rim­ci­le­ri, bur­ju­va­ziy­le uz­laş­ma­nın, re­viz­yo­nist­ler­le iliş­ki­le­ri­ni da­ha da ge­liş­tir­me­nin çe­şit­li yol­la­rı­nı arı­yor­lar ve bu­lu­yor­lar. Hem de iliş­ki­le­ri­ni pro­le­tar­ya adı­na gö­tü­rü­yor­lar. Kü­çük­ bur­ju­va dev­rim­ci­le­ri, ken­di­le­ri­ne “sos­ya­list”, “ko­mü­nist” adı­nı ver­dik­çe ve pro­le­tar­ya adı­na ha­re­ket et­tik­le­ri sü­re­ce ge­ri­ci­dir­ler, dev­rim za­rar­lı­sı­dır­lar. Fi­lis­tin hal­kı­na kur­şun sık­ma­yı “dev­rim­ci­lik” ilan eden­le­ri, De­mi­rel’le­re göz kır­pan­la­rı, dev­rim­ci şid­de­ti “uy­gun bi­çim­de” red­de­di­ci for­mü­las­yon­lar ara­yan­la­rı, utan­gaç le­ga­list­le­ri ay­nı ko­ro­da bir­leş­miş gö­rü­yo­ruz. Re­viz­yo­nist ve kü­çük ­bur­ju­va ko­ro, ya­kın bir ge­le­cek­te ne­ler ya­pa­ca­ğı­nı plan­lı­yor. Bu ko­ro­nun bir kıs­mı sağ­da mev­zi­le­nir­ken, bir kıs­mı da “sol”da yer tut­ma­ya ça­lı­şı­yor. On­lar is­ter sağ­da, is­ter­se “sol”da oy­na­sın­lar, ay­nı ta­kı­mın oyun­cu­la­rı­dır­lar ve ay­nı pat­ro­na hiz­met ede­cek­ler­dir. Re­viz­yo­nizm ve kü­çük­ bur­ju­va opor­tü­niz­mi ay­nı ana­nın me­me­sin­den süt emen ikiz kar­deş gi­bi­dir­ler. Em­per­ya­liz­me, fa­şiz­me ve ge­ri­ci­li­ğin her tü­rü­ne kar­şı ide­olo­jik-si­ya­si-ör­güt­sel mü­ca­de­le­mi­zin odak nok­ta­sı­na bu ana gö­re­vi, re­viz­yo­niz­me ve kü­çük ­bur­ju­va opor­tü­niz­mi­ne kar­şı mü­ca­de­le gö­re­vi­ni koy­maz­sak ve bu gö­re­vi la­yı­kıy­la ye­ri­ne ge­tir­mez­sek, pro­le­ter dev­rim­ci adı­na la­yık tek bir iş bi­le ba­şa­ra­ma­yız; an­cak bu­gün yap­tı­ğı­mız gi­bi ken­di­mi­zi oya­la­rız. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­rim­ci ha­re­ket­le­ri­nin uzak ve ya­kın geç­mi­şi­ne, bu­gü­ne dam­ga­sı­nı vu­ran re­viz­yo­nizm ve kü­çük ­bur­ju­va opor­tü­niz­mi, anar­şiz­mi, esas hat­la­rıy­la mah­kum edil­me­den, et­ki­si kı­rıl­ma­dan pro­le­ter dev­rim­ci bir ge­liş­me bek­le­ne­mez. Bu iki­li de­rin kök­le­re sa­hip­tir; ger­çek bir ko­mü­nist ha­re­ket, em­per­ya­liz­me, fa­şiz­me ve bur­ju­va­zi­nin di­ğer akım­la­rı­na kar­şı mü­ca­de­le­sin­de, an­cak bu iki­liye kar­şı tu­tar­lı bir mü­ca­de­le yü­rüt­me­yi ba­şa­ra­bi­lir­se dev­rim­ci gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­ti­re­bi­lir ve emek­çi kit­le­le­ri bir­leş­ti­re­bi­lir. Le­nin, Bol­şe­viz­min iş­çi ha­re­ke­ti için­de han­gi düş­man­la­ra kar­şı sa­va­şa­rak ge­liş­ti­ği ve çe­lik­leş­ti­ği so­ru­su­na şu ce­va­bı ve­rir:

“Her şey­den ön­ce ve özel­lik­le 1914’te, be­lir­gin bir bi­çim­de sos­yal şo­ve­nizm bi­çi­mi­ne bü­rü­nen ve ke­sin ola­rak pro­le­tar­ya­ya kar­şı bur­ju­va­zi­nin saf­la­rı­na ge­çen opor­tü­niz­me kar­şı sa­va­şa­rak. Opor­tü­nizm, do­ğal ola­rak, Bol­şe­viz­min, iş­çi ha­re­ke­ti için­de baş düş­ma­nıy­dı” der ve “…Bol­şe­viz­min, anar­şiz­me ben­zer yan­la­rı bu­lu­nan ve on­lar­dan bir şey­ler alan ve tu­tar­lı bir pro­le­ter sı­nıf sa­va­şı­mı­nın ko­şul­la­rı­nı ve ge­rek­le­ri­ni öl­çüp biç­me­yen şu kü­çük ­bur­ju­va dev­rim­ci­li­ği­ne kar­şı uzun yıl­lar sü­ren bir sa­va­şım­da” bi­çim­len­di­ği ve güç­len­di­ği ol­gu­su­nu ek­ler.

Anar­şiz­min, kü­çük ­bur­ju­va “sol”cu­lu­ğu­nun, iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­nin opor­tü­nist gü­nah­la­rı için bir ce­za ol­du­ğu ger­çe­ği, dev­rim­ci ya­zı­nı­mız­da sık sık tek­rar­lan­dı. Sağ ve “sol” opor­tü­niz­min bir­bi­ri­ni ta­mam­la­yan akım­lar ol­du­ğu de­fa­lar­ca ya­zıl­dı. An­cak bu te­orik doğ­ru­lar, bil­di­ri ve der­gi say­fa­la­rın­dan ha­ya­ta ge­çi­ri­le­me­di­ler. Ken­di geç­mi­şi­mi­ze, “Yurt­se­ver Dev­rim­ci De­mok­rat”la­ra ve “De­mok­ra­si Bay­ra­ğı”na bak­tı­ğı­mız za­man gö­rü­rüz ki, biz bu gö­rev­le­ri da­ha ön­ce de önü­mü­ze koy­mu­şuz. Bir­çok ko­nu­da ha­yat ta­ra­fın­dan doğ­ru­la­nan tah­lil­ler de ge­tir­mi­şiz. Fa­kat, ger­çek gös­te­ri­yor ki, der­gi say­fa­la­rı ile ha­ya­tın bin­bir can­lı­lık­la do­lup ta­şan sokakları arasında bizim boyumuzu aşan du­var­lar var. Çev­re­mi­zi sa­ran ve içi­mi­ze iş­le­miş re­viz­yo­nist, opor­tü­nist, dev­rim za­rar­lı­sı ku­şat­ma­yı yar­ma­yı ba­şa­ra­ma­dı­ğı­mız için et­ki­li ola­mı­yo­ruz. Önü­mü­ze, re­viz­yo­niz­me ve kü­çük ­bur­ju­va opor­tü­niz­mi­ne kar­şı mü­ca­de­le gö­re­vi­ni, kav­ran­ma­sı ge­re­ken ana hal­ka ola­rak ko­yar­ken, ıs­rar­la be­lirt­me­le­yiz ki, ön­ce­lik­le biz, Mayıs, çev­re­si ola­rak ken­di içi­miz­de­ki re­viz­yo­nist, re­for­mist, kü­çük­ bur­ju­va opor­tü­nist et­ki ve eği­lim­le­re kar­şı sa­vaş­ma­dan ve bu sa­va­şı sü­rek­li kıl­ma­dan, içi­miz­de­ki olum­suz­luk­la­rı ayık­la­ma­dan, dı­şı­mı­za kar­şı yü­rü­te­ce­ği­miz sa­vaş­ta ba­şa­rı­lı ola­ma­yız. Bu­gün­kü ba­şa­rı­sız­lı­ğı­mı­zın özün­de ya­tan has­ta­lık tam da bu­dur. Ken­di­siy­le he­sap­la­şa­ma­yan baş­ka­sıy­la he­sap­la­şa­maz. Bu mü­ca­de­le, Mark­sizm-Le­ni­niz­mi ye­ni­den ve ye­ni­den in­ce­le­me, öğ­ren­me, fel­se­fi ve te­orik ola­rak güç­len­me, si­ya­si-ide­olo­jik an­lam­da ken­di­ne ye­ter­li­lik sağ­la­ma ve bu te­mel­de sü­rek­li eleş­ti­ri, öz eleş­ti­ri ça­lış­ma­la­rıy­la bir­lik­te yü­rü­me­li­dir. Ay­nı za­man­da, bü­tün grup­la­rı te­orik ve pra­tik yön­le­riy­le, gün­cel ey­lem ve tu­tum­la­rıy­la ya­kın­dan iz­le­me­li­yiz. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da ne­ler olu­yor, sö­mü­rü­cü­le­rin ken­di ara­la­rın­da­ki iliş­ki ve çe­liş­ki­ler ne­ler­dir, emek­çi kit­le­le­rin du­ru­mu ne­dir, bü­tün bun­la­rı çok iyi bil­mek zo­run­da­yız. Oy­sa biz, ül­ke ve dün­ya so­run­la­rı­nı an­cak en ka­ba hat­la­rıy­la bi­le­bi­li­yo­ruz. Ge­liş­me­le­rin nab­zı­nı eli­miz­de tut­ma­dan iler­le­me­miz müm­kün de­ğil­dir. Göç­men­lik­ten kur­tul­ma­lı, sı­cak sı­nıf sa­va­şı­mı­nın içi­ne gir­me­li­yiz. Te­orik ça­lış­ma­la­rı­mı­zın ya­nın­da, asıl be­lir­le­yi­ci olan pra­tik­te­ki tu­tu­mu­muz ola­cak­tır. Biz ken­di­mi­zi, he­def tah­ta­sı­nın tam da or­ta ye­ri­ne koy­ma­lı­yız; çu­val­dı­zı ken­di­mi­ze, iğ­ne­yi dı­şı­mız­da­ki­le­re ba­tır­ma­lı­yız. Ak­si hal­de, eleş­ti­ri kı­lı­cı­nı hep ken­di dı­şı­na sal­la­yan opor­tü­nist si­lah­şör­le­re ben­ze­riz. On­la­ra gö­re de “re­viz­yo­nizm, opor­tü­nizm, kü­çük­ bur­ju­va dev­rim­ci­li­ği” pro­le­tar­ya­nın sı­nıf çı­kar­la­rı­na dar­be­ler in­di­rir. Ama kim­dir bu re­viz­yo­nist, opor­tü­nist, kü­çük­ bur­ju­va dev­rim­ci­le­ri, ne­re­de­dir­ler? On­lar hep dı­şa­rı­da­dır ve ken­di­le­ri bu pis­lik­le­rin her za­man uza­ğın­da­dır­lar. Ge­rek te­orik yak­la­şım­la­rıy­la, ge­rek­se pra­tik ey­lem­le­riy­le re­viz­yo­niz­min, kü­çük­ bur­ju­va opor­tü­niz­mi­nin en açık ör­nek­le­ri­ni ver­miş olan­lar bi­le, re­viz­yo­niz­mi ve kü­çük bur­ju­va opor­tü­niz­mi­ni suç­la­ma­yı el­den bı­rak­mı­yor­lar. Ama on­la­ra gö­re her şe­yin an­la­mı ve içe­ri­ği baş­ka­dır. Bu ne­den­le­dir ki, re­viz­yo­nist yoz­laş­ma, opor­tü­nizm vb. gi­bi te­rim­le­ri kul­la­nır­ken bun­la­rın ne an­la­ma gel­di­ği­ni ve kim­ler için söy­le­di­ği­mi­zi açık­ça or­ta­ya ko­ya­maz­sak, so­ru­nun da­ha açık an­la­şı­la­bil­me­si için pra­tik­ten ör­nek­ler gös­te­re­mez­sek, on­la­rı za­rar­lı ey­lem­le­rin­den ötü­rü su­çüs­tü bas­tı­ra­maz­sak, ağus­tos bö­ce­ği gi­bi “cır cır” et­mek­ten öte­ye gi­de­me­yiz. “Cır cır” et­mek de opor­tü­niz­min bir bi­çi­mi­dir ve ona hiz­met eder.

Son on yı­lın de­ne­yim­le­ri, ya­rar­lan­ma be­ce­ri­si gös­te­re­bi­le­cek­ler için öğ­re­ti­ci ders­ler­le do­lu­dur. Bir dev­ri­min ya­şa­bi­le­ce­ği yak­la­şık bü­tün has­ta­lık­la­rı ya­şa­dık; eğer bu has­ta­lık­la­ra kar­şı sa­vaş­ma­sı­nı ve ba­ğı­şık­lık ka­zan­ma­sı­nı öğ­re­ne­mez­sek, ay­nı kök­ten can bu­lan, özü ay­nı fa­kat bi­çi­mi de­ği­şik ye­ni has­ta­lık­lar kar­şı­sın­da da ça­re­siz kal­ma­mız ka­çı­nıl­maz­dır. Geç­mi­şi­miz “ne­ler ya­pıl­ma­lı”dan çok, “ne­ler ya­pıl­ma­ma­lı” ko­nu­la­rın­da bi­ze öğ­re­ti­ci ola­cak­tır. “Ne­ler ya­pıl­ma­ma­lı”dan yo­la çı­ka­rak olum­suz­dan olum­lu ders­ler çı­kar­ma­lı­yız.

Sı­nıf­lı top­lum­lar­da, sı­nıf­lar ara­sın­da bir Çin Sed­di’nin ol­ma­dı­ğı bi­li­nen bir ger­çek­tir. Pro­le­tar­ya bir sı­nıf ola­rak, en çok kü­çük ­bur­ju­va­zi ile iç içe­dir; he­le bi­zim gi­bi, pro­le­tar­ya­sı genç olan ül­ke­ler­de, özel­lik­le de köy­lü­lük­le, fe­odal ya­şam bi­çim­le­riy­le, fe­odal ah­lak ve dü­şün­me bi­çim­le­riy­le bağ­la­rın tam kop­ma­dı­ğı ül­ke­ler­de, en kü­çük top­lum­sal bi­rim ola­rak, bir iş­çi ya da kü­çük­ bur­ju­va ail­e­si­ni ele alır­sak, pro­le­ter-kü­çük ­bur­ju­va iç içe­li­ği­nin, alışve­ri­şi­nin bir­çok ayır­de­di­ci özel­lik­le­ri­ni açık­ca gö­rü­rüz. Ge­rek pro­le­ter ka­nat­ta, ge­rek­se kü­çük ­bur­ju­va ka­nat­ta, fe­odal et­ki­ler de de­rin iz­le­riy­le ya­şar­lar. Rad­yo­su, TV’si, ba­sı­nı, eği­tim ku­rum­la­rı ve esas ola­rak da eko­no­mik te­me­liy­le ege­men sı­nı­fın ide­olo­ji­si, si­ya­se­ti ve kül­tü­rü, za­ten bü­yük bir ço­ğun­luk için be­lir­le­yi­ci bir ro­le sa­hip­tir. Si­ya­set ve ide­olo­ji­ler çor­ba­sı, ai­le bi­rey­le­ri­nin üre­tim ça­lış­ma­sı için­de­ki yer­le­ri­ne ve sos­yal ko­num­la­rı­na gö­re, tu­tum ve dav­ra­nış­la­rı­na yan­sır. Pro­le­ter ide­olo­ji ve si­ya­set, çe­şit­li ne­den­ler­den ötü­rü baş­lan­gıç­ta, kü­çük­ bur­ju­va si­ya­set­le­ri kar­şı­sın­da za­yıf ka­lır; ama bu­na kar­şın, pro­le­tar­ya­nın ön­der­le­ri, onun ken­di ba­ğım­sız sı­nıf ha­re­ke­ti­ni oluş­tu­ra­maz­lar­sa, pro­le­tar­ya ken­di­li­ğin­den bir sı­nıf ola­rak bur­ju­va ve kü­çük­ bur­ju­va ha­re­ket­le­ri­nin ye­de­ğin­de sey­re­der.

Bu­gün Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da, iş­çi sı­nı­fı­nın du­ru­mu böy­le­dir. Bu du­rum, pro­le­tar­ya­nın ta­ri­hi ko­nu­mu ve gö­rev­le­riy­le çe­liş­mek­te­dir. “Bi­zim baş­lı­ca ve te­mel gö­re­vi­miz, iş­çi sı­nı­fı­nın po­li­tik ör­güt­len­me­si ve po­li­tik ge­li­şi­mi­ni ko­lay­laş­tır­mak­tır. Bu gö­re­vi ar­ka pla­na iten­ler, mü­ca­de­le­nin her tür­lü özel yön­tem­le­ri­ni ve di­ğer gö­rev­le­ri­ni bu­na bağ­la­ma­yı red­de­den­ler yan­lış bir yol iz­le­mek­te ve ha­re­ke­te cid­di za­rar­lar ver­mek­te­dir­ler.” Bu, pro­le­ter sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin en te­mel il­ke­si­dir ve ne ya­zık ki, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­rim­ci­le­ri ta­ra­fın­dan la­yı­kıy­la ye­ri­ne ge­ti­ril­me­miş­tir. Pro­le­tar­ya adı­na, Mark­sizm-Le­ni­nizm adı­na yo­la çı­kan­lar, küçük burjuva te­mel­de ör­güt­len­me­ye ça­lış­mış­lar ve küçük burjuva ek­lek­tiz­mi­ni Mark­sizm-Le­ni­nizm ye­ri­ne ge­çir­miş­ler­dir. Pro­le­tar­ya­nın ör­güt­len­me­si ar­ka pla­na itil­miş­tir. Ve bu kay­gan ide­olo­jik-si­ya­si ve top­lum­sal ze­min üze­rin­de, ka­çı­nıl­maz ola­rak ba­şa­rı­sız­lı­ğa uğ­ra­mış­lar­dır. Ve için­de ya­şa­dı­ğı­mız şu sü­reç­te, ay­nı has­ta­lık­lar de­vam et­mek­te­dir. Bu tu­tum, pro­le­tar­ya­ya ya­pı­la­cak en bü­yük kö­tü­lük, bur­ju­va­zi­ye en bü­yük hiz­met­tir. Pro­le­tar­ya­nın ba­ğım­sız si­ya­si ha­re­ke­ti­ni oluş­tur­mak is­te­yen ve bu gö­re­vi önü­ne ko­yan biz­ler, pro­le­tar­ya­yı ve biz­le­ri ku­şat­ma­sı al­tın­da tu­tan sos­yal güç­le­ri, on­la­rın si­ya­set­le­ri­ni, ide­olo­ji­le­ri­ni, ör­güt­len­me bi­çim­le­ri­ni ve al­dık­la­rı de­ği­şik kı­lık­la­rı, tak­tik ve stra­te­ji­le­ri­ni bü­tün yön­le­riy­le iyi ta­nı­ma­lı­yız. Özel­lik­le de pro­le­tar­ya­nın sı­nıf mü­ca­de­le­si­ne bü­yük za­rar­lar ve­ren, onu yo­lun­dan sap­tı­ran küçük burjuva­zi, te­mel sı­nıf özel­lik­le­riy­le açı­ğa çı­kar­tıl­ma­lı­dır.

Bü­tün ül­ke­le­rin küçük burjuva­la­rı­nın öz­de or­tak olan yan­la­rı var­dır, fa­kat bü­tün ül­ke­ler için ge­çer­li küçük burjuva­zi­ye kar­şı mü­ca­de­le re­çe­te­si su­na­ma­yız. Her ül­ke­nin ulu­sal özel­lik­le­ri ele alın­ma­lı­dır. Ör­ne­ğin, em­per­ya­list ül­ke­le­rin küçük burjuva­zi­si ile bi­zim gi­bi ül­ke­le­rin küçük burjuva­la­rı öz­le­ri bir ol­mak­la be­ra­ber, yi­ne de ay­nı te­ra­zi­de tar­tı­la­maz­lar. Küçük burjuva­zi­ye kar­şı ge­nel Mark­sist-Le­ni­nist il­ke­le­rin ya­nı sı­ra her ül­ke­nin eko­no­mik ya­pı­sı, top­lum­sal iliş­ki­le­ri, si­ya­sal re­jim bi­çi­mi, o ül­ke­nin küçük burjuva­zi­si­ni in­ce­ler­ken ele al­ma­mız ge­re­ken te­mel öl­çü­ler ol­ma­lı­dır. Yi­ne, her ül­ke­de, üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin ve bu­nun top­lum­sal ve si­ya­sal pla­na yan­sı­ma­sı­nın dü­ze­yi, kü­çük bur­ju­va­zi üze­rin­de be­lir­le­yi­ci bir ro­le sa­hip­tir. Sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin ka­çı­nıl­maz so­nu­cu ola­rak iç sa­vaş gün­de­me gel­di­ğin­de, pro­le­tar­ya kim­le­re kar­şı, na­sıl, han­gi si­lah­lar ve han­gi tak­tit­ler­le sa­va­şa­ca­ğı­nı çok iyi bil­mek zo­run­da­dır, Sov­yet dev­ri­min­de Men­şe­vik­le­rin, Sos­ya­list Dev­rim­ci­le­rin pro­le­tar­ya­yı na­sıl da ar­ka­dan han­çer­le­di­ği unu­tul­ma­ma­lı­dır. Yi­ne bu­gün, dev­rim­ci Sov­yet­ler Bir­li­ği’ni, Empe­rya­list Rus­ya ha­li­ne ge­ti­ren eko­no­mik, top­lum­sal ve si­ya­sal ge­liş­me ve de­ği­şim­le­re ba­kar­sak, Sov­yet ye­ni küçük burjuva­zi­si­nin, ye­ni bü­rok­rat te­kel­ci bur­ju­va­zi­yi na­sıl do­ğur­du­ğu­nu gö­rü­rüz. Ya­şa­dı­ğı­mız so­mut ger­çek­lik ir­de­le­nir­se, ge­rek sağ­da ol­sun, ge­re­se sol­da bu­lun­sun, küçük burjuva­zi­nin dev­ri­me kar­şı na­sıl bir tu­tum için­de ol­du­ğu­nu gö­re­bi­li­riz. Sol­da gö­rü­nen küçük burjuva­zi, esas ola­rak re­viz­yo­nist, re­for­mist ve opor­tü­nist ide­olo­ji ve si­ya­set­le­rin eğe­men­li­ği al­tın­da­dır. Sağ­da ye­ri­ni alan kü­çük bur­ju­va­zi ise, kı­lıç­la­rı­nı de­mok­ra­si­ye ve dev­ri­me kar­şı ku­şan­mış­tır. On­la­rın bir kıs­mı, da­ha dü­ne ka­dar De­mi­rel’ci, Ev­ren’ci iken, bu­gün Özal’cı ol­muş­tur. De­mi­rel’ci­ler, Er­ba­kan’cı­lar, Tür­keş’çi­ler ya­kın bir ge­le­cek için ha­zır­la­nır­ken, küçük burjuva­zi üze­ri­ne he­sap­lar yap­mak­ta­dır­lar. Dev­rim dal­ga­sı­nın yük­sek ol­du­ğu dö­nem­ler­de dev­rim­ci ge­çi­nen küçük burjuva­la­rın ço­ğu, bu­gün ken­di­le­ri­ne sağ yel­pa­ze al­tın­da bi­rer yer bul­muş­lar­dır.

Dev­rim­ci, de­mok­rat ya­zı­nı­mız­da, ge­nel­lik­le, küçük burjuva­zi­nin “eri­yen”, “çö­zü­len” bir sı­nıf ol­du­ğu, hat­ta sı­nıf de­ğil, bir “ara ta­ba­ka” ol­du­ğu söy­le­nir. Ta­ri­hi ge­li­şim her za­man uzun bir sü­re­ci kap­sar. Sı­nıf­la­rın eri­yiş­le­ri, çö­küş­le­ri uzun bir za­man için­de olu­şur. Bir sı­nı­fın stra­te­jik eği­li­mi ile gün­cel ko­nu­mu bir­bi­ri­ne ka­rış­tı­rıl­ma­ma­lı­dır. Küçük burjuva­zi, yan­lız­ca eri­yen, çö­zü­len bir sı­nıf de­ğil, ay­nı za­man­da ye­ni­den ve ye­ni­den üre­yen sı­nıf­tır. Ge­li­şen ka­pi­ta­liz­min, top­lu­mu iki ana sı­nı­fa, bur­ju­va­lar ve pro­le­ter­ler ola­rak iki ana sın­ıfa böl­dü­ğü doğ­ru­dur. Ama ka­pi­ta­lizm ko­şul­la­rın­da, ara­da ka­lan or­ta ve küçük burjuva­zi­yi yok et­mek müm­kün de­ğil­dir. On­lar, ka­pi­ta­lizm­den ko­mü­niz­me ge­çiş sü­re­ci­nin ilk aşa­ma­la­rın­da da, bel­li oran­lar­da var­lık­la­rını ko­rur­lar. Pro­le­ter sos­ya­list dev­rim bi­le, özel mül­ki­ye­ti bir çır­pı­da yok ede­mez. Küçük burjuva­zi­nin mad­di te­me­li­ni or­ta­dan kal­dı­ra­maz. Kal­dı ki, ka­pi­ta­list top­lum­lar­da, bi­zim­ki gi­bi ül­ke­ler­de, küçük burjuva­zi­yi tek ba­şı­na eri­yen yö­nüy­le ele al­mak ve hat­ta onu gü­nü­müz ko­şul­la­rın­da bi­le bir sı­nıf de­ğil, “ara bir ta­ba­ka” ola­rak de­ğer­len­dir­mek ve bu te­mel­de onun si­ya­sal-ide­olo­jik ya­pı­sı­nı çö­züm­le­me­ye kal­kış­mak, te­ori­ler ge­liş­tir­mek yan­lış­lık­lar do­ğu­ra­cak­tır. Küçük burjuva­zi­yi önem­se­me­yen bu yak­la­şım bi­çi­mi, bi­zi opor­tü­niz­min ba­tak­lı­ğı­na gö­tü­rür. Kü­çük ­bur­ju­va opor­tü­niz­mi­ni kü­çüm­se­me­ye ve ona kar­şı mü­ca­de­le­de si­lah­sız bı­rak­ma­ya gö­tü­rür. Ni­te­kim gö­tür­müş­tür de. Bu ta­vır kü­çük­ burj­va­zi­yi ko­ru­ma tav­rı­dır.

Kü­çük­ bur­ju­va­zi, ken­di için­de sü­rek­li de­ği­şim­le­re uğ­ra­yan, men­sup­la­rı­nın bir kıs­mı­nı di­ğer sı­nıf­la­ra kap­tı­rır­ken, di­ğer yan­dan da ye­ni­den di­ğer sı­nıf­lar­dan un­sur­lar ka­za­nan, oy­nak, ka­rar­sız bir sı­nıf­tır. Top­lum­sal ve eko­no­mik çal­kan­tı­la­rın du­ru­mu­na gö­re si­ya­sal çal­kan­tı­la­rın için­de yer alır. Tek tek küçük burjuva­la­rın ya­rı­nı ile, bir sı­nıf ola­rak küçük burjuva­zi­nin ya­rı­nı bir­bi­ri­ne ka­rış­tı­rıl­ma­malı­dır. Tek tek küçük burjuva­la­rın ya­rı­nı bel­li de­ğil­dir. Bu be­lir­siz­lik, onun tu­tum ve dav­ra­nış­la­rı­na yan­sır. Kü­çük bur­ju­va­zi eri­yen ya­nıy­la zo­run­lu ola­rak pro­le­ter saf­la­ra akar­ken, pa­laz­la­nan ke­si­mi de or­ta bur­ju­va saf­la­ra ka­yar. Pro­le­ter saf­la­ra gi­der­ken, ken­di alış­kan­lık­la­rı­nı, öz­lem­le­ri­ni, tut­ku­la­rı­nı da be­ra­be­rin­de ta­şır. Pro­le­ter saf­la­ra gi­di­şi, onun için bir “dü­şüş”tür. Pro­le­tar­ya­nın için­de, “dü­şen­le­rin öf­ke­si”ni ya­şar. Nes­nel ko­nu­mu ile pro­le­ter ol­ma­sı­na kar­şın, ken­di­si­ni hiç de pro­le­ter say­maz; üs­te­lik pro­le­tar­ya­ya de­rin­den bir öf­ke ve kü­çüm­se­mey­le ba­kar. Ama bu­nu us­ta­ca sak­la­ma­sı­nı bi­lir. Ki­mi za­man, en kes­kin dev­rim­ci olur, en ön­de yü­rür, en çok o ba­ğı­rır, pro­le­tar­ya­yı yö­net­me­ye kal­kı­şır. Ki­mi za­man yö­ne­tir de… Kü­çük ­bur­ju­va­zi­nin or­ta bur­ju­va saf­la­ra ta­şın­mış ke­si­mi ise da­ha de­ği­şim sü­re­ci için­dey­ken, ken­di alış­kan­lık­la­rın­dan sıy­rıl­ma­yan, ye­ni ka­tı­la­ca­ğı kat­man­la­rın man­tı­ğı­nı kav­ra­ma­ya, on­lar gi­bi ol­ma­ya ça­lı­şır. Sı­nıf at­la­ma­nın se­vin­ci, onu pro­le­tar­ya­ya ve gel­di­ği sı­nı­fa kar­şı te­pe­den bak­ma­ya gö­tü­rür­ken, bur­ju­va­zi­ye kar­şı da­ha da yal­tak­lan­ma­ya iter. Kü­çük mülk ve or­ta mülk, her za­man bü­yük mül­ki­ye­tin ko­ru­yu­cu­su ol­ma ro­lü­nü yük­len­miş­tir. Kü­çük ve or­ta ser­ma­ye her za­man bü­yük ser­ma­ye­nin ka­pı kö­pek­li­ği­ni yap­mış­tır. Ba­zı ül­ke­ler­de, dev­ri­me ka­tı­lan kü­çük ve or­ta bur­ju­va­zi, bü­yük bur­ju­va­zi­nin ye­ni­den doğ­ma­sı­nın ze­mi­nini oluş­tur­muş­lar­dır.

Bur­ju­va­zi­nin ken­di için­de­ki çe­liş­me­ler, bu­na­lım­lar, en çok or­ta bur­ju­va kat­man­la­rı et­ki­ler; if­las­lar, re­ka­be­tin ya­rat­tı­ğı yı­kım­lar, or­ta bur­ju­va un­sar­la­rın bir kıs­mı­nı, küçük burjuva­laş­ma sü­re­ci­ne so­kar. Yi­ne pro­le­tar­ya­nın ken­di için­de mey­da­na ge­len baş­ka­la­şım­lar, uz­man­laş­ma­lar, şef­lik­ler, iş­çi bü­rok­ra­si­si, sen­di­kal gö­rev­ler ne­de­niy­le iş­çi arik­tok­ra­si­si­nin olu­şu­mu vb. onun için­de, ken­di­le­rini öz­nel an­la­mıy­la ko­ru­yan es­ki küçük burjuva­la­rın ya­nı sı­ra, ye­ni kü­çük ­bur­juv­la­rın doğ­ma­sı­na yol açar. Mad­di üre­tim için­de­ki yer­ler­de mey­da­na ge­len ye­ni de­ği­şik­lik­ler, on­la­rın sı­nıf ta­bi­at­la­rın­da de­ği­şim­le­ri de be­ra­be­rin­de ge­ti­rir. Öte yan­da, iş­çi ai­le­le­ri­nin ço­ğu, ço­cuk­la­rı­nın iş­çi ol­ma­sın­dan de­ğil, “oku­yup adam ol­ma­la­rın­dan” ya­na­dır­lar. Me­mur, tek­nis­yen, dok­tor, mü­hen­dis, su­bay vb. ol­ma­la­rı­nı düş­ler­ler. Bi­lim­sel-tek­no­lo­jik ge­li­şim ve bu­nun so­nu­cu üre­tim tek­ni­ğin­de mey­da­na ge­len de­ği­şim­ler, bir yö­nüy­le ka­fa ile kol emek­çi­le­ri ara­sın­da­ki uçu­ru­mu de­rin­leş­ti­rir­ken, öte yan­dan da ka­fa ve kol eme­ği bir­lik­te­li­ği­ni zo­run­lu kıl­mak­ta­dır. Ge­liş­me­ler, ka­fa eme­ği­nin ve emek­çi­le­ri­nin üre­tim için­de da­ha et­kin bir rol oy­na­ma­ya aday ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. Emek­li­lik taz­mi­na­tı, sos­yal kre­di­ler, yar­dım­lar, küçük burjuva ha­yal ve öz­lem­le­ri­nin, küçük burjuva­laş­ma­nın önem­li mad­di kay­nak­la­rın­dan bi­ri­ni ya­ra­tır. Bur­ju­va top­lum, çok yön­lü pro­pa­gan­da­la­rı ile pro­le­tar­ya­yı, ken­di sı­nıf dü­şün­ce­sin­den, ey­lem ve amaç­la­rın­dan ko­par­mak için sos­ya­liz­mi iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­tin­den, iş­çi ha­re­ke­ti­ni de sos­ya­lizm­den so­yut­la­mak, ya­lıt­mak için her şe­yi ya­par. Bu ko­nu­da küçük burjuva dev­rim­ci­le­ri de­ği­şik nok­ta­lar­da önem­li bir rol oy­nar. Bir kıs­mı, ça­ğın de­ğiş­ti­ğin­den, pro­le­tar­ya­nın ön­cü ro­lü­nü yi­tir­di­ğin­den, bi­lim­sel-tek­no­lo­jik dev­rim­ler ne­de­ni ile ay­dın ve tek­nok­rat­la­rın ye­ni rol­le­rin­den abar­tıy­la söz eder­ken, bir kıs­mı da pro­le­ter mü­ca­de­le­ye “sol”dan ya­na­şır­lar… Kü­çük­ bur­ju­va­zi, pro­le­tar­ya için­de eri­me­mek için ola­ğa­nüs­tü bir di­renç gös­te­rir.

Al­man­ya ör­ne­ği bir­çok açı­dan öğ­re­ti­ci ola­cak­tır; Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’ın, özel­lik­le eri­yen kır ve şe­hir küçük burjuva­zi­sin­den mil­yon­lar­ca­sı iş­çi ol­mak için, dün­ya­nın çe­şit­li ka­pi­ta­list ül­ke­le­ri­ne ak­tı­lar. Ço­ğu, uzun yıl­lar ka­pi­ta­list ül­ke­ler­de, ka­pi­ta­list iliş­ki­ler için­de iş­çi­lik yap­ma­la­rı­na kar­şın, küçük burjuva, hat­ta fe­odal ağır­lık­lı ka­fa ya­pı­la­rı­nı ve öz­lem­le­ri­ni ti­tiz­lik­le ko­ru­du­lar. Ken­di iç­le­ri­ne ka­pan­dı­lar. En zor ko­şul­la­rı, yok­luk­la­rı gö­ze ala­rak bi­rik­tir­dik­le­ri pa­ra­lar­la ken­di­le­ri­ne kü­çük iş­ler kur­ma­yı, “ken­di ken­di­si­nin efen­di­si” ol­ma­yı düş­le­di­ler. Bir kıs­mı acı­lı da ol­sa, ek­sik de ol­sa, ha­yal­le­ri­ni ger­çek­leş­tir­di de. Ki­mi­le­ri, ka­zan­dık­la­rı pa­ra­lar ile ka­pı­cı­lık al­dı, ki­mi tak­si şo­för­lü­ğü­ne baş­la­dı, ki­mi bi­ra­ha­ne sa­hi­bi ol­du, ki­mi­le­ri de çe­şit­li tip­te kü­çük iş­let­me­ler kur­du­lar. Kü­çük­ bur­ju­va ola­rak gi­den­le­rin ezi­ci ço­ğun­lu­ğu, yi­ne küçük burjuva ola­rak dön­dü­ler. On­lar, si­ya­set ala­nın­da da böy­le­dir­ler; “ken­di ken­di­si­nin efen­di­si” ol­ma man­tı­ğı­nı, kü­çük grup­lar, tek­ke­ler için­de sür­dür­me­ye ça­lı­şır­lar. Di­sip­li­ne, sı­kı ça­lış­ma­ya, so­rum­lu­luk ta­şı­ma­ya kar­şı aler­ji­le­ri var­dır. Pro­le­tar­ya­nın sı­nıf mü­ca­de­le­si­ne söz­de “po­ro­le­ter dev­rim­ci­ler”, “ko­mü­nist­ler” ola­rak ka­tı­lır­lar. Kes­kin­lik­te üst­le­ri­ne yok­tur. Dev­ri­min yük­sel­di­ği dö­nem­ler­de, bun­la­rın ça­lı­mın­dan ge­çil­mez. Dev­rim dal­ga­sı düş­me­ye baş­la­dı mı, bun­la­rın ço­ğu, ça­re­yi kaç­mak­ta bu­lur­lar… “Pro­le­ter dev­rim­ci”, “ko­mü­nist” mas­ke­le­ri­ni as­kı­ya asıp ken­di­le­ri­ne uy­gun, ye­ni dö­ne­min ko­şul­la­rı­na uy­gun, yeni kı­lık­la­ra bü­rü­nür­ler. Bir kıs­mı “töv­be­kâr­lık” ör­nek­le­ri­nin en akıl al­maz çe­şit­le­ri­ni gös­te­rir­ler.

Ve yi­ne yurt için­de ol­sun, yurt dı­şın­da ol­sun, kü­çük bi­ri­kim sa­hip­le­ri, bi­ri­kim­le­ri­ni fa­iz sev­da­sı­na ban­ka­la­ra, ban­ker­le­re, hol­ding­le­rin his­se se­net­le­ri­ne kap­tır­dı­lar. Bir­ço­ğu­nun or­tak­la­şa kur­duk­la­rı iş­çi şir­ket­le­ri­nin ço­ğu bat­tı ama ha­yal ve öz­lem­le­ri bat­ma­dı. Kü­çük ­bur­ju­va­zi­nin ta­bi­atın­da var olan ku­mar­baz­lık, ma­ce­ra­cı­lık, ha­ya­tın her ala­nın­da ken­di­sini gös­te­rir. Em­per­ya­liz­min ide­olog ve te­oris­yen­le­ri, ki­ra­lık ka­lem­le­ri, ba­sın ya­yın or­gan­la­rı bu ol­gu­yu kö­rük­ler­ler. Kü­çük bi­ri­kim sa­hip­le­ri­nin bi­ri­kim­le­rini gas­pet­mek için çe­şit­li yol­lar bu­lur­lar. Bu­gün Özal’ın he­sa­bın­da bu gasp ola­yı­nın de­ğer­len­di­ril­me­si yat­mak­ta­dır… Bur­ju­va­ziy­le ge­liş­ti­ri­len çıp­lak pa­ra iliş­ki­le­ri, his­se se­net­le­ri yo­luy­la söz­de “or­tak­lık”lar, si­ya­sal, kül­tü­rel, ah­la­ki vb. her ko­nu­ya yan­sır. Em­per­ya­liz­min akıl ho­ca­la­rı, ezi­len­ler­le ezen, sö­mü­rü­len­ler­le sö­mü­ren­ler ara­sın­da­ki uz­laş­maz sı­nıf kar­şıt­lı­ğı ve sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni su­lan­dır­mak için, eko­no­mik-si­ya­si-kül­tü­rel her alan­da ola­ğa­nüs­tü bir ça­ba har­ca­mak­ta­dır­lar. Umut ve ha­yal ta­cir­le­ri, mil­li pi­yan­go, lo­to, to­to vs. gi­bi şans oyun­la­rı­nı mil­yon­la­rın gün­cel ama­cı ve uğ­ra­şı ha­li­ne so­kar­ken, “bu­gün yok­sul, ya­rın zen­gin” ol­ma umu­du­nun da çe­şit­li alan­lar­da te­mel­le­ri­ni de­rin­leş­ti­ri­yor­lar. Ar­tist, şar­kı­cı, fut­bol­cu vb. ol­ma ve ken­di­ni kur­tar­ma umut­la­rı­nı, ke­nar ma­hal­le­ler­den ge­lip ün­lü si­ne­ma yıl­dı­zı ol­muş, in­şa­at iş­çi­li­ğin­den, pa­muk ır­gat­lı­ğın­dan ge­lip ün­lü tür­kü­cü ol­muş ör­nek­ler­le bes­li­yor­lar. Si­ya­sal are­na­da da, yok­sul ke­sim­ler­den gel­miş ve bu­gün bel­li mev­ki­ler­de bu­la­nan ör­nek­ler us­ta­ca ku­la­nı­lı­yor. Lüm­pen dün­ya­sı, bu umut­lar için­de baş­ka bir alan­dır. Bir ku­ruş­suz işe baş­la­yıp, bu­gün “ba­ba”lar ha­li­ne ge­len yüz­ler­ce isim, bu ha­yal­le­rin ba­ta­ğın­da çır­pı­nan bin­ler­ce ma­ce­ra­cı için im­re­ni­len he­def­ler­dir. Bü­tün bu ha­yal ve umut­lar, bur­ju­va­zi­nin ide­olo­jik ve si­ya­si mü­ca­de­le­de pro­le­tar­ya­ya kar­şı güç­lü si­lah­la­rı ola­rak kar­şı­mız­da du­ru­yor. Kı­sa va­de­li çö­züm­ler pa­ke­ti, kı­sa va­de­li umut­lar pa­ke­ti, kes­tir­me­den kö­şe­yi dön­me hayal­le­ri, ge­niş çev­re­ler­de ta­raf­tar bu­lu­yor.

Pro­le­tar­ya, an­cak ken­di sı­nı­fı­nın bi­lim­sel dün­ya gö­rü­şü­ne, ya­ni Mark­sizm-Le­ni­niz­me sı­kı sı­kı­ya sa­rı­la­rak çev­re­si­ni sa­ran ge­ri­ci sı­nıf­lar ku­şat­ma­sı­nı ya­ra­bi­lir, ken­di içi­ne sin­miş, sız­mış, bur­ju­va, küçük burjuva, re­viz­yo­nist, sağ ve “sol” opor­tü­nist sap­ma­la­ra kar­şı sa­va­şa­bi­lir; ken­di sı­nıf ide­olo­ji­si ve si­ya­se­ti­ne ya­ban­cı akım­la­rı açı­ğa çı­ka­ra­bi­lir ve ken­di­si ile di­ğer sı­nıf­lar ara­sı­na ke­sin sı­nır­lar çi­ze­bi­lir. Kü­çük­ bur­ju­va si­ya­se­ti­ni, ide­olo­ji­si­ni, te­ori ve çö­züm yol­la­rı­nı Mark­sist-Le­ninist mas­ke­le­riy­le giz­le­me­ye ça­lı­şan küçük burjuva ha­re­ket­le­rin ve tek tek küçük burjuva ön­der­le­rin pro­le­tar­ya­nın sı­nıf mü­ca­de­le­si­ne ver­dik­le­ri za­rar or­ta­da­dır. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan pro­le­tar­ya­sı­nın, gü­nü­mü­ze ka­dar ba­ğım­sız sı­nıf ha­re­ke­ti­ni oluş­tu­ra­ma­ma­sı­nın, dev­rim­ci par­ti­si­ni ku­ra­ma­mış ol­ma­sı­nın te­mel ne­de­ni bu­dur; pro­le­tar­ya­nın kur­tu­lu­şu adı­na or­ta­ya atı­lan küçük burjuva ön­der­ler, bü­tün iyi ni­yet­le­ri­ne kar­şın, pro­le­tar­ya­nın “ön­der­le­ri” ola­rak, pro­le­tar­ya­ya Mark­sizm-Le­ni­niz­mi de­ğil, küçük burjuva ek­lek­tiz­mi­ni gö­tür­dü­ler. Pro­le­tar­ya hiç­bir za­man ken­di sı­nıf si­ya­se­ti, ide­olo­ji­si üze­rin­de ken­di ayak­la­rı üze­rin­de yü­rü­ye­me­di. Hep sağ bir çiz­gi iz­le­di, kuy­ruk­çu bir çiz­gi iz­le­di. İş­çi ha­re­ke­ti­nin “sol” bir çiz­gi iz­le­di­ğin­den söz ede­me­yiz. “Sol” ha­ta­lar, ken­di­le­ri­ne ne ad ta­kar­lar­sa tak­sın­lar, esas ola­rak küçük burjuva te­mel­de ör­güt­len­miş ha­re­ket­le­rin sı­nır­la­rı için­de kal­dı. Nes­nel ko­şul­la­rı hi­çe say­ma, düş­ma­nı tak­tik alan­da kü­çüm­se­me, kit­le­le­rin ruh ha­li­ni he­sap­la­ma­ma, ace­le­ci­lik, der­me çat­ma­lık, ken­di­li­ğin­den­cilik, ka­ri­ye­rizm, de­di­ko­du, yıl­gın­lık, tes­li­miyet, uz­laş­ma­cı­lık, ma­ce­ra­cı­lık ve da­ha bir yı­ğın olum­suz­lu­ğun kay­na­ğı araş­tı­rı­lır­sa, kar­şı­mı­za küçük burjuva ve re­viz­yo­nist kay­nak­lar çı­ka­cak­tır.

Mark­sizm-Le­ni­nizm, pro­le­tar­ya­nın ve pro­le­ter dev­rim­ci­le­rin önü­ne esas ola­rak, küçük burjuva­zi­yi de­ğil, pro­le­tar­ya­yı, özel­lik­le de sa­na­yi pro­le­tar­ya­sı­nı ör­güt­le­me gö­re­vi­ni ko­yar; ace­le­ci­li­ğe kar­şı, nes­nel ko­şul­la­ra uy­gun öz­nel ko­şul ha­zır­la­ma ve bu­nun ge­tir­di­ği sa­bır­lı, inat­çı ve ka­rar­lı ça­lış­ma ko­şu­lu­nu ko­yar. Der­me çat­ma­lı­ğa kar­şı sis­tem­li bil­gi edin­me­yi, sis­tem­li dü­şün­me­yi, plan­lı, prog­ram­lı ol­ma­yı ko­yar. Ütop­ya­nın kar­şı­sı­na bi­lim­sel­li­ği, fel­se­fi ide­alizm ye­ri­ne fel­se­fi ma­ter­ya­liz­mi, me­ta­fi­zi­ğin ye­ri­ne di­ya­lek­tik yön­te­mi ko­yar… Te­pe­den in­me, dar­be­ci, komp­lo­cu eği­lim­le­rin kar­şı­sı­na, aşa­ğı­dan yu­ka­rı, nes­nel ko­şul­la­ra bağ­lı, kit­le­le­rin ken­di de­ne­yim­le­ri­ne bağ­lı kit­le ça­lış­ma­sı­nı ko­yar. Ken­di­li­ğin­den­ci­li­ğin kar­şı­sı­na bi­linç­li mü­da­ha­le ve bi­linç­li ey­lem­le­ri ko­yar. De­di­ko­du ye­ri­ne açık­lık, yıl­gın­lık ve tes­li­mi­yet ye­ri­ne ka­rar­lı mü­ca­de­le ve pro­le­ter kah­ra­man­lı­ğı ge­çi­rir. Ka­ri­ye­rizm ye­ri­ne al­çak­gö­nül­lü, fe­da­kâr ve kol­lek­tif ça­lış­ma tu­tu­mu­nu be­nim­ser. Her tür­den dar gö­rüş­lü­lüğe kar­şı, pro­le­tar­ya­nın ge­niş uf­ku­nu, de­rin­li­ği­ni, uzun erim­li kav­ga­sı­nı sa­vu­nur. Mark­sizm-Le­ni­nizm, bir ey­lem kıla­vu­zu ola­rak, kar­şı kar­şı­ya ge­le­ce­ği­miz bü­tün so­run­lar­da, iz­le­me­miz ge­re­ken yo­lu bi­ze gös­te­re­cek öze sa­hip­tir. Mark­sizm-Le­ni­nizm, hiç­bir so­run için re­çe­te sun­maz; yal­nız­ca çö­züm yön­te­mi­ni su­nar.

Pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci sı­nıf öğ­re­ti­si olan Mark­sizm-Le­ni­nizm, pro­le­tar­ya­ya ve onun sı­nıf sa­vaş­çı­la­rı­na, “…bü­tün top­lu­mu sö­mü­rü­den, bas­kı­dan ve sı­nıf mü­ca­de­le­sin­den bir bü­tün ola­rak kur­tar­mak­sı­zın, onun sö­mü­ren ve ezen sı­nı­fın (bur­ju­va­zi­nin) elin­den ken­di­ni kur­ta­ra­ma­ya­ca­ğı”nı öğ­re­tir. Pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci sı­nıf mü­ca­de­le­si, si­ya­si ik­ti­da­rın bur­ju­va­zi­nin elin­den alın­ma­sı­nı he­def­ler. O, bur­ju­va­zi­nin dev­le­ti­nin ye­ri­ne, zor yo­luy­la pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü dev­le­ti­ni ko­ya­cak­tır; top­lu­mu ye­ni baş­tan, eko­no­mik, top­lum­sal, kül­tü­rel, ah­la­ki vb. her alan­da, sos­ya­list il­ke­ler te­me­lin­de eği­te­cek, ör­güt­le­ye­cek ve top­lum­sal dev­ri­mi iler­le­te­cek nes­nel ve öz­nel ko­şul­la­rı ya­ra­ta­cak­tır. O, ça­ğı­mız­da ta­ri­hi-top­lum­sal de­ği­şik­li­ğin dev­rim­ci ön­de­ri ola­rak, bü­tün di­ğer sı­nıf ve ta­ba­ka­lar­la bir­lik­te, ka­pi­ta­lizm­den ko­mü­niz­me ge­çiş sü­re­ci içe­ri­sin­de, ken­di sı­nı­fı­nın mad­di var­lık ko­şul­la­rı­nı­ da, pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü dev­le­ti­ni de adım adım or­ta­dan kal­dı­ra­cak (eri­te­cek, sön­dü­re­cek) ve dev­let­siz, bas­kı­sız, sı­nıf­sız top­lu­mu, her­ke­sin ye­te­ne­ği­ne gö­re ça­lış­tı­ğı, ih­ti­ya­cı­na gö­re tü­ket­ti­ği, ça­lış­ma­nın bir yük ve sö­mü­rü ara­cı de­ğil, “ha­ya­tın en baş­ta ge­len ih­ti­ya­cı” ha­li­ne gel­di­ği ko­mü­nist top­lu­mu ku­ra­cak­tır. O, tek tek ül­ke dev­rim­le­riy­le baş­la­yan ve gi­de­rek bü­tün dün­ya­yı sa­ra­cak olan top­lum­sal dev­rim­le­rin ge­liş­me­si ve za­fe­ri so­nu­cun­da, ka­pi­ta­list-em­per­ya­list dün­ya­yı, re­viz­yo­nist-ka­pi­ta­list dün­ya­yı çö­ker­te­cek ve onun ye­ri­ne, dün­ya kö­mün­sit sis­te­mi­ni ko­ya­cak­tır. Bu nok­ta­ya ulaş­ma­nın bi­rin­ci ko­şu­lu, her ül­ke pro­le­tar­ya­sı­nın en baş­ta ge­len en­ter­nas­yo­na­list gö­re­vi, ken­di ül­ke­le­rin­de top­lum­sal dev­rim­le­ri ger­çek­leş­tir­me­le­ri ola­cak­tır. Sah­te sos­ya­list, ko­mü­nist şa­to­lar yı­kıl­ma­dan, Mark­sizm-Le­ni­nizm düş­ma­nı akım­lar ye­nil­gi­ye uğ­ra­tıl­ma­dan ger­çek ge­liş­me müm­kün de­ğil­dir.

Mark­sizm-Le­ni­nizm, hem bir sı­nıf ola­rak pro­le­tar­ya­nın, onun dev­rim­ci par­ti­si­nin, hem de tek tek pro­le­ter dev­rim­ci­le­rin, ko­mü­nist­le­rin önü­ne ko­nan he­def ola­rak bu gö­re­vi, “sı­nıf­sız top­lum” gö­re­vi­ni ko­yar. Ko­mü­nist­le­rin, pro­le­tar­ya­nın çı­kar­la­rın­dan ay­rı bir çı­kar­la­rı ve onun kur­tu­lu­şun­dan baş­ka he­def­le­ri yok­tur. Ko­mü­nist­le­ri küçük burjuva dev­rim­ci­le­rin­den ayı­ran en te­mel kıs­tas iş­te bu­dur. Böy­le bir he­def, han­gi sı­nıf kö­ke­nin­den ge­lir­se gel­sin, ken­di­si­ni özel ola­rak pro­le­ter ide­olo­ji ve si­ya­se­tin saf­la­rın­da gö­ren, ken­di­si­ne “ben ko­mü­nis­tim” di­yen her ko­mü­nis­tin önü­ne, kı­sa ve uzun va­de­li te­orik-pra­tik gö­rev­ler ko­yar; de­ği­şen du­rum­la­ra gö­re de­ği­şen so­rum­lu­luk­lar ge­ti­rir. Bir ide­olo­ji­nin red­di ve onun ye­ri­ne bir ide­olo­ji­nin ka­bu­lü, bü­tün ha­ya­tı­mı­zı, bü­tün top­lum­sal-kül­tü­rel-ah­la­ki-in­sa­ni vb. iliş­ki­le­ri­mi­zi ye­ni­den in­şa­yı, ye­ni ide­olo­ji­mi­ze gö­re ye­ni­den bi­çim­len­me­mi­zi em­re­der. Bu ide­olo­ji­nin ka­bu­lü, da­ha ön­ce sa­hip ol­du­ğu­muz ve ona gö­re ha­re­ket et­ti­ği­miz ide­olo­ji­nin ger­çek­ten in­kâ­rı ol­ma­lı­dır. Da­ha ön­ce sa­hip ol­du­ğu­muz de­ğer öl­çü­le­ri, inanç­lar, ye­ri­ni ye­ni tu­tum ve dav­ra­nış­la­ra bı­rak­ma­lı­dır. Eğer, ye­ni bir ide­olo­ji­ye sa­hip ol­du­ğu­mu­zu söy­lü­yor, fa­kat es­ki alış­kan­lık­la­rı­mız­la, es­ki eği­lim ve dü­şün­ce­le­ri­miz­le ya­şı­yor­sak, bu­ra­da önem­li bir çe­liş­me var de­mek­tir. Mad­di gü­ce dö­nüş­tü­rü­le­me­yen hiç­bir ide­olo­ji ve si­ya­set ka­bul edil­miş sa­yıl­maz. Ya­ni ye­ni ide­olo­ji­miz, so­yut plan­dan, adım adım so­mu­ta, pra­tik ça­lış­ma­la­rı­mı­za ge­çi­ril­me­li ve ye­ni ha­ya­tı­mı­zın yön­len­di­ri­ci­si kı­lın­ma­lı­dır. Es­ki ide­olo­ji­miz ile ye­ni ka­bul­len­di­ği­miz ide­olo­ji­nin ka­lın­tı­la­rı, do­ğal ola­rak bel­li bir süre iç içe, bir­bir­le­riy­le mü­ca­de­le ha­lin­de ola­cak­tır. Sö­mü­rü­cü sı­nıf­lar var ol­duk­ça on­la­rın ide­olo­ji­le­ri ve si­ya­set­le­ri de va­r o­la­cak­tır. Ve hat­ta, on­la­rın eko­no­mik te­mel­le­riy­le yı­kıl­ma­la­rı, ide­olo­jik ve si­ya­si an­lam­da da yok ol­ma­la­rı­nı ge­tir­mez. On­la­rın yıl­lar yı­lı ek­tik­le­ri alış­kan­lık­lar, eği­lim­ler, uzun bir dö­nem in­san bi­lin­cin­de ya­şar ve yan­sır. Ken­di­mi­ze “ko­mü­nist” de­me­miz, bur­ju­va, küçük burjuva eği­lim ve alış­kan­lık­lar­dan tam an­la­mıy­la kop­tu­ğu­muz an­la­mı­na gel­mez. He­le ka­pi­ta­list top­lum için­de, tam an­la­mıy­la sos­ya­list bir ah­la­ka, sos­ya­list bir bi­lin­ce ve ya­şa­ma bi­çi­mi­ne sa­hip ol­ma­mız müm­kün de­ğil­dir. Her kim ki, so­ru­nu böy­le al­mı­yor, o la­fa­zan­dan baş­ka bir şey de­ğil­dir. Biz, her an, bur­ju­va, küçük burjuva ve re­viz­yo­nist opor­tü­nist ku­şat­ma al­tın­da ol­du­ğu­mu­zun bi­lin­cin­de ol­ma­lı ve bu­na kar­şı uya­nık bu­lun­ma­lı­yız. Ko­mü­nist uya­nık­lı­ğı el­den bı­rak­tı­ğı­mız an­dan iti­ba­ren, adım adım ba­tak­lı­ğa doğ­ru kay­ma­mız ka­çı­nıl­maz ola­cak­tır. Ara­la­rın­da uz­laş­maz çe­liş­me­ler ta­şı­yan sı­nıf­la­rın ide­olo­ji­le­ri, si­ya­set­le­ri, ah­lak­la­rı ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler de uz­laş­maz­dır; pro­le­tar­ya ile bur­ju­va­zi, pro­le­tar­ya ile küçük burjuva­zi ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler, son çö­züm­le­me­de, çö­züm bi­çim­le­ri fark­lı da ol­sa uz­laş­maz sı­nıf çe­liş­me­le­ri­dir. Pro­le­tar­ya­nın dı­şın­da­ki bü­tün sı­nıf ve ta­ba­ka­lar, ta­ri­hi ko­num­la­rı ve eği­lim­le­ri ele alın­dı­ğın­da, ge­ri­ci ve tu­tu­cu­dur­lar.

Ki­mi ta­ri­hi dö­nem­ler­de, ulu­sal bur­ju­va­zi­nin, küçük burjuva­zi­nin, özel­lik­le de köy­lü­lü­ğün ve hat­ta fe­odal ka­lın­tı­la­rın dev­rim­ci bir rol oy­na­dık­la­rı, oy­na­ya­bi­le­cek­le­ri ger­çe­ği­ni in­kâr et­mi­yo­ruz. Hu­mey­ni ge­ri­ci­li­ği­nin bir za­man­lar Şah’a kar­şı mü­ca­de­le­de oy­na­dı­ğı rol, ile­ri­ci, dev­rim­ci bir ni­te­li­ğe sa­hip­ti; bir­çok Af­ri­ka, La­tin Ame­ri­ka ül­ke­sin­de bu­gün ulu­sal bur­ju­va­zi, kır ve şe­hir küçük burjuva­zi­si dev­rim­ci gö­rev­ler yük­len­miş­tir. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan küçük burjuva­zi­si, özel­lik­le son on yıl­da dev­rim­ci, ile­ri­ci bir güç ola­rak ken­di­si­ni or­ta­ya koy­muş­tur. An­cak, ge­rek geç­miş­te, ge­rek­se bu­gün dün­ya­mız­da ya­şa­nan bir­çok ör­ne­ğe ba­ka­rak, ulu­sal bur­ju­va­zi­yi, kır ve şe­hir küçük burjuva­zi­si­ni, bü­tün ta­ri­hi za­man­lar için ile­ri­ci ve dev­rim­ci say­mak, pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci ro­lü­nü kav­ra­ma­mak, Mark­sist-Le­ni­nist öl­çü­le­ri bir kı­ya­ya at­mak de­mek­tir. Em­per­ya­lizm­le, iş­bir­lik­ci­le­riy­le kes­kin çe­liş­me­ler için­de olan bur­ju­va­zi, küçük burjuva­zi, on­lar­la mü­ca­de­le­sin­de kök­lü çö­züm­ler­den, ya­ni em­per­ya­liz­min, ka­pi­ta­liz­min kök­ten yok ol­ma­sın­dan, özel mül­ki­ye­tin kal­dı­rıl­ma­sın­dan ya­na de­ğil­dir­ler. On­lar, son çö­züm­le­me­de, ta­ri­hin te­ker­le­ği­ni dur­dur­mak, özel mül­ki­ye­ti ko­ru­mak için ça­ba sar­fe­der­ler. Pro­le­tar­ya ve pro­le­ter dev­rim­ci­le­ri, on­la­rın sos­ya­liz­me, ko­mü­niz­me kar­şı ol­duk­la­rı­nı bi­lir; ama on­la­ra, özel­lik­le de küçük burjuva­zi­yle bir­lik­te yü­rü­me­ye özel bir önem ve­rir. On­la­rın gö­re­ce­li dev­rim­ci yan­la­rı­nı de­ğer­len­dir­me­ye ça­lı­şır; on­la­rı et­ki­le­me ve sos­ya­lizm doğ­rul­tu­sun­da eğit­me, ik­na et­me, gö­rev­le­ri­ni ih­mal et­mez. Pro­le­tar­ya­nın küçük burjuva­zi­yle de­mok­ra­tik dev­ri­me ta­raf­tar bir sı­nıf ola­rak elin­den tut­ma­sı, onun ta­ri­hi eği­lim kar­şı­sın­da­ki ge­ri­ci ka­rek­te­ri­ni de­ğiş­tir­mez. Biz, ki­mi za­man ge­çi­ci yol ar­ka­daş­la­rıy­la gü­ve­nil­mez­ler­le bi­le bir­lik­te yü­rü­me­si­ni öğ­re­ne­mez­sek, gö­rev­le­ri­mi­zi ba­şa­rı­ya ulaş­tı­ra­ma­yız. An­cak biz, hem Mark­sist-Le­ni­nist ide­olo­ji­yi be­nim­se­di­ği­mi­zi söy­lü­yor, hem de Mark­sizm-Le­ni­niz­me ya­ban­cı an­la­yış ve dü­şün­ce­ler­le, tu­tum ve dav­ra­nış­lar­la ara­mı­za ke­sin sı­nır­lar çiz­mi­yor­sak, on­lar­la uz­la­şı­yor­sak ve bu sı­nıf­la­rın et­ki­le­ri­ni şu ya da bu bi­çim­de içi­miz­de ba­rış için­de ta­şı­yor­sak, is­ter bi­lin­cin­de ola­lım, is­ter ol­ma­ya­lım, bu Mark­sizm-Le­ni­nizm ide­olo­ji­si ve si­ya­se­ti­ni su­lan­dır­mak, onu boz­mak de­mek­tir.

Ya­ban­cı ide­olo­ji­le­ri sa­de­ce dı­şar­da de­ğil, esas ola­rak ken­di içi­miz­de ara­ma­lı, on­la­ra kar­şı sü­rek­li uya­nık ol­ma­lı­yız. Su­lan­dı­rıl­mış, ek­lek­tiz­min re­viz­yo­nun­dan geç­miş “Mark­sizm-Le­ni­nizm”, pro­le­tar­ya­nın bi­lim­sel ide­olo­ji­si ola­maz. Bu, küçük burjuva ek­lek­tiz­mi­dir ki, pro­le­tar­ya­yı ge­liş­me yo­lun­da alı­ko­yar, onu sin­si sap­ma­la­rın la­bi­rent­le­rin­de çık­ma­za so­kar. Onu, acı de­ney­le­ri­ni ya­şa­dı­ğı­mız gi­bi, küçük burjuva sağ ve “sol” opor­tü­niz­mi­nin yı­kın­tı­la­rı so­nu­cu umut­suz­lu­ğa, bur­ju­va kuy­ruk­çu­lu­ğu­na, re­viz­yo­nist yoz­laş­ma­ya ve fa­şizm kar­şı­sın­da ça­re­siz­li­ğe gö­tü­rür. Ya­ban­cı si­ya­set ve ide­olo­ji­le­rin ba­tak­lı­ğın­da kıv­ra­nan bir pro­le­tar­ya­ya da “ça­ğı­mı­zın en dev­rim­ci sı­nı­fı” adı­nı ver­mek yan­lış olur. Pro­le­tar­ya an­cak, ken­di sı­nı­fı­nın bi­lim­sel dün­ya gö­rü­şü­ne gö­re, ya­ni Mark­sizm-Le­ni­niz­me gö­re ha­re­ket eder ve Mark­sizm-Le­ni­niz­mi ça­ğı­mı­zın ko­şul­la­rı el­ver­di­ği oran­da ge­liş­ti­re­bi­lir, zen­gin­leş­ti­re­bi­lir­se en dev­rim­ci sı­nıf adı­na la­yık olur. Bur­ju­va­zi­nin, küçük burjuva­zi­nin ye­değin­de ha­re­ket eden, on­la­rın dü­şün­ce­le­riy­le ha­re­ket eden, on­la­rın dü­şün­ce­le­riy­le do­na­tıl­mış bir pro­le­tar­ya, ta­ri­hi gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­ti­re­mez. Bu te­mel il­ke­yi ger­çek­ten kav­rar­sak han­gi dev zor­luk­lar­la kar­şı kar­şı­ya ol­du­ğu­mu­zu, çev­re­mi­zi ku­şa­tan, hat­ta içi­mi­ze ka­dar sız­mış olan ya­ban­cı ide­olo­ji­le­rin ya­rat­tı­ğı olum­suz­luk­la­rı, yal­pa­la­ma­la­rı, çü­rü­me­le­ri, ça­re­siz­lik­le­ri da­ha ber­rak gö­re­bi­lir ve çö­züm yol­la­rı­nı bu­la­bi­li­riz.

Pro­le­tar­ya­nın sı­nıf mü­ca­de­le­si­ne dev­rim­ci bir ni­te­lik ver­mek zo­run­da­yız. Bu­nun için de, ön­ce­lik­le ken­di­mi­zi tu­tar­lı pro­le­ter dev­rim­ci­ler, ko­mü­nist­ler ha­li­ne ge­ti­re­cek te­orik-pra­tik ça­lış­ma­la­rı sür­dür­mek zo­run­da­yız. Bir­ço­ğu­mu­zun yap­tı­ğı gi­bi, ken­di dı­şı­mı­za ateş yağ­dı­rıp, en kes­kin dev­rim­ci ha­va­sı atar­ken, ken­di içi­miz­de­ki opor­tü­nizm­le, re­viz­yo­niz­me kar­deş kar­deş ya­şa­ya­rak ko­mü­nist olun­maz. Mark­sizm-Le­ni­niz­mi, ger­çek­ten bur­ju­va, küçük burjuva, fe­odal ide­olo­ji­le­rin, re­viz­yo­nist, opor­tü­nist ide­olo­ji­le­rin in­kâ­rı te­me­lin­de, bir­bi­ri­ne düş­man ­sı­nıf ide­olo­ji ve si­ya­set­le­ri­nin kar­şı­lık­lı sava­şı so­nu­cun­da ka­zan­mış ol­sak bi­le, bu sağ­lık­lı bir baş­lan­gıç­tan baş­ka bir an­lam ta­şı­maz. Sı­nıf mü­ca­de­le­si sü­rek­li ve ke­sin­ti­siz­dir. Bir an bi­le dur­maz. Dur­du­ğu­muz an, de­ni­zin or­ta­sın­da yüz­me­yi bı­rak­mış bir ka­za­ze­de­ye ben­ze­riz. Ken­di­mi­ze “Mark­sist-Le­ni­nist”, “Ko­mü­nist” adı­nı ver­mek­le iş bit­mi­yor, ye­ni baş­lı­yor. Ki­min ka­za­na­ca­ğı­nı mü­ca­de­le be­lir­le­ye­cek­tir. İyi bil­me­li­yiz ki, bir ide­olo­ji­nin ka­bu­lü, zıt­lar mü­ca­de­le­sin­de bir ev­re­nin so­nu­cu, ye­ni bir ev­re­nin baş­lan­gı­cı­dır. İçin­den gel­di­ği­miz sı­nıf ve ta­ba­ka­la­rın alış­kan­lık ve eği­lim­le­ri, ye­ni ka­zan­dı­ğı­mız ide­olo­jik si­lah­la­rın uy­ku­ya dal­dı­ğı, uya­nık­lı­ğı­nı yi­tir­di­ği an­lar­da he­men or­ta­ya çı­kar, can bul­ma­ya ça­lı­şır. Dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin za­yıf­la­dı­ğı, ye­nil­gi­ye uğ­ra­dı­ğı dö­nem­ler­de, tek tek ki­şi­ler­de de çö­zül­me­le­rin, yı­kıl­ma­la­rın ken­di­ni na­sıl gös­ter­di­ği or­ta­da­dır. Yi­ne­le­ye­lim ki, so­nuç iti­ba­riy­le ki­min ka­za­na­ca­ğı sa­vaş alan­la­rın­da bel­li ola­cak­tır. Mark­sizm-Le­ni­nizm­den sap­ma­lar ve ula­şı­lan nok­ta­lar, çe­şit­li ör­nek­le­riy­le önü­müz­de du­ru­yor. İş­te Rus­ya, iş­te Çin, iş­te Do­ğu Av­ru­pa halk de­mok­ra­si­le­ri­nin bu­gün­kü du­ru­mu… İş­te sür­gün­de ve ül­ke­de yı­lı­ğın­lı­ğa ka­pıl­mış, ken­di iç­le­rin­de çök­müş bin­ler­ce es­ki “pro­le­ter dev­rim­ci”… Ken­di­le­ri­nin çök­me­siy­le ye­tin­me­yip, baş­ka­la­rı­nı da çö­kert­mek için sin­si­ce ça­lış­ma­lar sür­dü­ren, ken­di­le­ri­ne suç or­tak­la­rı ara­yan bir sü­rü dö­nek… An­cak bu dö­nek­le­re, pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci da­va­sın­dan dö­nen ki­şi­ler ola­rak bak­ma­mak ge­rek­li­dir. Çün­kü on­lar, hiç­bir za­man pro­le­tar­ya­nın da­va­sı­na iç­ten­lik­le inan­ma­dı­lar ve bu uğur­da sa­vaş­ma­dı­lar… İş­te biz ye­ni bir dö­ne­mi dev­rim ve de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si adı­na de­ğer­len­di­rir­ken, ye­ni tip­te bir ör­güt­len­me­nin yol­la­rı­nı arar­ken, bu tip­le­re kar­şı uya­nık ol­ma­lı ve on­la­rı çev­re­mi­ze sok­ma­ma­ya ça­lış­ma­lı­yız. Ve hat­ta, ken­di içi­miz­de, ka­rar­sız, eli tit­re­yen ne ka­dar in­san var­sa, hep­si­ni ayık­la­ma­lı­yız.

Pro­le­tar­ya, ken­di­si­ni kur­tar­mak için top­lu­mun di­ğer ezi­len sı­nıf ve ta­ba­ka­la­rı­nı da kur­tar­mak zo­run­da­dır, de­dik. Bir ko­mü­nist de, ken­di kur­tu­lu­şu­nun, pro­le­tar­ya­nın ve di­ğer ezi­len sı­nıf ve ta­ba­ka­la­rın kur­tu­lu­şu ile müm­kün ola­ca­ğı­nı bi­lir. Kü­çük ­bur­ju­va­zi­nin, ve bir küçük burjuva dev­rim­ci­si­nin ise böy­le bir so­ru­nu yok­tur; o, ön­ce­lik­le ken­di­si­ni kur­tar­ma­ya, “ken­di efen­di­si” ol­ma­ya ba­kar. Kü­çük ­bur­ju­va ben­cil­li­ği­nin, anar­şiz­mi­nin ter­si­ne pro­le­tar­ya, ön­cü bir sı­nıf ola­rak yal­nız ken­di çı­kar­la­rı­nı ko­ru­mak, sa­vun­mak ve yal­nız­ca ken­di sı­nı­fı­nı ör­güt­le­mek­le ye­tin­mez. Asıl gö­re­vi, kuş­ku­suz, ken­di ba­ğım­sız sı­nıf ha­re­ke­ti­ni oluş­tur­mak­tır; ama ay­nı za­man­da, top­lu­mun di­ğer ezi­len sı­nıf ve ta­ba­ka­la­rı­nın da çı­kar­la­rı­nı ko­ru­mak, sa­vun­mak ve on­la­rın ör­güt­len­me­le­ri­ne yol­gös­te­ri­ci ol­mak, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin ate­şi için­de on­la­rı et­ki­le­mek ve dev­rim­ci de­mok­ra­tik bir ge­le­cek için se­fer­ber et­mek, proletasyanın ta­ri­hi gö­rev­le­ri ara­sın­da­dır. Pro­le­ter ide­olo­ji­si­ni be­nim­se­miş her dev­rim­ci, bu il­ke­ler­den ken­di tu­tum ve dav­ra­nış­la­rı için kı­sa ve uzun va­de­li gö­rev ve so­rum­lu­luk­la­rı için ders­ler çı­kart­ma­lı­dır. Bir bü­tün ola­rak top­lu­mun eko­no­mik-si­ya­sal-top­lum­sal-kül­tü­rel iliş­ki­le­r zin­ci­ri­ni, ezen­ler­le ezi­len­ler ara­sın­da­ki iliş­ki­le­ri, ezi­len­le­rin ve ezen­le­rin ken­di ara­la­rın­da­ki iliş­ki­le­ri, ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı kök­le­ri ve bağ­la­rı için­de ele al­ma­dan, pro­le­tar­ya­nın ve ko­mü­nist­le­rin gün­cel gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­me­le­ri­nin im­ka­nı yok­tur. Ken­di içi­ne ka­pan­mış bir pro­le­tar­ya ya da ken­di ka­bu­ğu­na çe­kil­miş “pro­le­ter dev­rim­ci­ler, ko­mü­nist­ler”, an­cak “sos­yal kös­te­bek­ler” adı­na la­yık­tır­lar. Ya­ni gö­rü­nüş­te sos­ya­list, söz­de sos­ya­list, özün­de ise kös­te­bek. Kös­te­bek­le­rin ise dev­rim yap­tı­ğı ve top­lum­sal ge­liş­me­le­re kat­kı­da bu­lun­duk­la­rı hiç gö­rül­me­miş­tir. Eğer sos­yal kös­te­bek­ler ol­mak is­te­mi­yor­sak, top­lu­mun iş­le­yiş ya­sa­la­rı­nı kav­ra­ma­lı ve top­lum ha­re­ke­ti­ni bü­tün bo­yut­la­rıy­la ya­ki­nen iz­le­me­li­yiz. Biz dün­ya­yı ye­ni­den ve ye­ni­den de­ğiş­tir­mek is­ti­yo­ruz. Söy­le­me­si ve yaz­ma­sı çok ko­lay­dır; pro­le­tar­ya­nın ve ko­mü­nist­le­rin te­ori­le­ri­ni bir cüm­le­ye sığ­dı­ra­bi­li­riz: Burjuva Özel Mülkiyetine Son Vermek!.. Bi­zi, di­ğer sı­nıf­la­rın dev­rim­ci ve ile­ri­ci­le­rin­den ayı­ran te­mel özel­lik iş­te bu­dur. Bu cüm­le­nin içe­ri­ği­ni ve yük­le­ye­ce­ği ola­ğa­nüs­tü gö­rev­le­ri, zor­luk­la­rı ger­çek­ten kav­rar­sak, o za­man pro­le­ter ça­lış­ma­nın, ka­rar­lı­lı­ğın, fe­da­kâr­lı­ğın, sab­rın içe­ri­ği­ni de ge­rek­li­li­ği­ni de an­la­mak­ta zor­luk çek­me­yiz.

İçin­de bu­lun­du­ğu­muz dö­nem, her za­man­kin­den da­ha çok Mark­sizm-Le­ni­niz­me sa­rıl­ma­mı­zı ve onu giz­li açık düş­man­la­rı­na kar­şı sa­vun­ma­mı­zı em­re­di­yor. Ge­rek ken­di içi­miz­de, ge­rek ken­di dı­şı­mız­da re­viz­yo­niz­me, opor­tü­niz­me kar­şı, Mark­sizm-Le­ni­niz­min sah­te dost­la­rı­na kar­şı mü­ca­de­le­nin te­mel il­ke­si ve si­la­hı bu ola­cak­tır.”

Yılmaz Güney’in 1984 Yılının Ocak ayında Mayıs dergisinin 3’üncü sayısında yayımlanmış makalesidir

 

Günün Haberleri

Kültür-Sanat konulu diğer haberler