Takip Et

Perspektif

Mevcut sürecin devrimci açıdan değerlendirilmesi

Yerel seçimlerde bugünden ciddi bir gayretin gösterilmesi önemlidir. İktidarın bertaraf edilmesi hemen mümkün değilse, onu parça parça zayıflatarak geriletmek ve devrimci dinamizmi dirhem dirhem büyütmek kaçınılmazdır. Kuşkusuz ki, bu büyüme salt seçimlere indirgenemez, bu alan çalışmalarıyla sınırlı ele alınamaz. Esas olan devrimci örgütlülüğün geliştirilerek büyütülmesi ve devrimci görevlerin devrimci örgüt ve mücadele biçimleriyle yürütülmesidir

Son derece dinamik bir siyasi süreçten geçiyoruz. Bir taraftan ekonomik kriz ve bu krizin günbegün ağırlaşarak halkın yaşamını pahalılık, ücret düşüklüğü ve zam üçgeninde gürbüzleşen enflasyon canavarıyla doğrudan etkileyen sonuçları aktüelken, diğer taraftan yerel yönetimlere dönük seçim süreci siyasi dinamizmi gündeme taşıyan başat parametrelerden biri olarak aktüeldir. ABD ile çelişkiler ve anlaşmalar, Rusya, İran ile anlaşmalar ve çelişkiler, Suriye ile düşmanlık politikasının güncelliğini koruması ve bu kapsamda İdlib sorununda gündeme gelecek gelişmeler ya da bu gelişmelerin Kürt politikasında Erdoğan iktidarı aleyhine gelişme eğimi, savunma sistemi kapsamında füze ve uçak alımları, emperyalist ilişki ve anlaşmalar bağlamında enerji ve doğalgaz projeleri, emperyalist ittifak ve ilişkilerde Erdoğan iktidarının “TC”nin pozisyonu gibi başlıklar mevcut sürecin ihtiva ettiği diğer aktüel sorunlardır.

Sürecin mimarı ve muhatabı olan Erdoğan iktidarı bütün bu sorunlarda acziyet içinde olup, uluslararası alanda büyük problemlerin girdabındadır. İçerde komprador tekelci sınıf klikleri arasında hem çelişkiler hem de ittifak arayışları gündemdedir. Yine içerde ekonomik krizin derinleşen etkisi ve halka yansıyan sonuçları itibarıyla Erdoğan iktidarı büyük bir hoşnutsuzlukla karşı karşıyadır. Toplumsal huzursuzluk ve tepki patlamaya gebe bir eğilim içindedir.

Ekonomik krizin toplum veya halkın yaşamına doğrudan yansıyan sonuçları bugün çok daha büyüyerek berrak biçimde yaşanmaktadır. Zamlar, enflasyon, pahalılık ve karşılığında düşük ücretler halkın yaşamını büyük sorun ve sıkıntılara boğarken, şirket ve işletmelerin iflasın eşiğine geldiği, halkın yaşamsal gereksinimlerini karşılamada zorlandığı, yoksulluğun dayanılmaz sınırlara vurduğu, kâğıdın bulunamadığı, gazetelerin çıkamaz duruma geldiği, hastanelerin hastanın durumunu rapor eden kâğıt belgeler veremediği, çocuğunu okutan ailelerin okul masraflarını karşılayamadığı, memur ve emeklinin aldığı maaşla geçimini sağlayamadığı, işletmelerin artan fiyatlar nedeniyle satış yapamama durumuna geldiği şeklindeki çıplak kriz koşulları egemenken, Cumhurbaşkanı ülke ekonomisinde durumun kötü olmadığını açıklamaktan sakınmamaktadır. Ekonomide yaşanan krizin dış kaynaklı saldırılar olduğunu söyleyerek topu taca atan iktidar, ekonomik büyümeden bahsedip üç maymunu oynamayı tercih ederek durumu kotarmaya çalışmaktadır. Yazık ki, kitlelerin belli bir bölümü de yaşanan ekonomik krizin dış kaynaklı olduğunu, dolayısıyla iktidarın sorumluluğunun olmadığını ifade etmektedir ki, bu, iktidarın yürüttüğü manipülasyonun bu kitleler tarafından alındığını ifade etmektedir. Elbette iktidar ağzıyla konuşan bu kitleye karşın, ekonomik krizi yaşamının her noktasında hisseden büyük kitleler de mevcuttur ki, bunların hoşnutsuzluğu sınırların zorlandığı noktaya gelmiştir. Toplumda büyük bir hoşnutsuzluğun olduğunu söylemek asla yanlış değildir, olmaz. Dolayısıyla krizin “teğet geçmediği” gibi, derinden sarstığı toplumsal yaşamdan ve yansıyan hoşnutsuzluklardan kolayca anlaşılmaktadır.

Hükümetçe açıklanan ekonomik tedbir programlarının ipe un sermekten öteye anlam ifade etmediği, Merkez Bankası’nın faizleri yükseltmesinin durumu değiştirmeye yetmediği-yetemeyeceği, yastık altı para ve altının toplanmasının, bedelli askerlikten, konut kredilerinde indirim yapmaya kadar sıcak para toplamaya dönük tüm girişimlerin çare olamadığı ve olamayacağı geçen zaman içinde anlaşılmış, görülmüş durumdadır.  Daha da önemlisi krizin daha da derinleşerek ilerleyeceği mevcut seyirden de, alınan önlemlerin etkisiz kalmasından da anlaşılmaktadır. Çaresiz iktidarın milli duyguları kaşımaktan, faşist saldırganlığını pervasızlaştırarak toplumsal muhalefeti sindirmeye çalışmaktan başka bir yeteneğinin olmadığı somut pratikle izlenebilmektedir. İktidarın tüm politika ve yöneliminin bu yönde gelişeceği söylenebilir. Her şeye rağmen nesnel koşullar devrimci durumun iyi olup, gelişeceğini göstermektedir.

Yerel seçimler atmosferi bir taraftan ekonomik krizin toplum üzerindeki etkilerinden doğan tepkiyi oyalayıp gizleme fonksiyonu oynarken, diğer taraftan ekonomik krizin etkilerini tepkiye dönüştürecek siyasi sürecin gelişmesine olumlu katkılar sunabilecek bir süreçtir. Yani nesnel olarak uygun olan devrimci durum, yerel yönetim seçim atmosferiyle siyasi boyutta da bir dinamizm kazanacaktır. Yerel yönetim seçimleri iktidar ortakları AKP-MHP ve diğer burjuva partilerinde gerici hesaplara dayalı ittifak arayışlarına, ittifak için pazarlıklara tanık olduğu kadar, “af” gibi siyasi yatırım ve rüşvetlere de tanık olmaktadır. Bu durum burjuva partilerin ittifaklarla güç kazanmasına yol açabileceği gibi, özellikle iktidar ortakları arasındaki gerici hesap ve pazarlıklarda ters düşerek çatlaklar yaşamasına da müsait bir durumdur. Bahçeli “af” tasarısıyla büyük mahkûm kitlesinin ailelerinden oy devşirmeye çalışırken, bu durum iktidarın büyük ortağı AKP-Erdoğan ile çatlaklar yaşamasına vesile olabilir. Bugüne kadar ilk hamleler yaparak iktidarla ortak planlar temelinde öne çıkan Bahçeli bu kez tökezleyebilir ki, iktidarın mevcut eğilimi Bahçeli’nin “af” tasarısıyla birleşmeme yönündedir. Bugüne kadarki (Erdoğan lehine) “ön açıcı olma” hamleleriyle önemli bir fügür olduğuna inanan ve bundan hareketle şımaran Bahçeli, alışkın olduğu bu durumu “af” tasarısında AKP’ye kabul ettirmezse, ya kuyruğunu kısmak zorunda kalacak ya da dik tutarak AKP ile belirgin bir kopuş eğilimine girecektir.

Erdoğan AKP’si ile Bahçeli MHP’si arasında çelişki ve çatlağın gündeme gelmesi mümkün

Ancak bu genel eğilime karşın, ikinci olasılık da göz ardı edilemez. Bahçeli’ye muhtaç olan Erdoğan’ın bir bakıma Bahçeli’nin belli şartlarını kabul etmekten başka şansı yoktur. Özellikle bugünkü ekonomik kriz koşullarıyla teşhir olup çıkmaza giren Erdoğan iktidarının Bahçeli’ye ödünler vermesi tamamen mümkündür. Bu anlamda Bahçeli’nin “af” tasarısının belli düzenlemelere tabi tutulsa da son tahlilde AKP’nin desteğiyle meclisten geçeceğini söylemek yanlış olmaz. Erdoğan AKP’si ile Bahçeli MHP’si arasında çelişki ve çatlağın gündeme gelmesi mümkün olmakla birlikte, en azından bu zorlu süreci ya da yerel seçimler sürecini atlatana kadar uzlaşacaklarının da güçlü bir ihtimal olduğu esasta doğrudur.

 

İstanbul, Ankara, İzmir gibi yerlerde belediye başkanlığı seçimlerine dönük, “Kazanamayacağımız durumda kendimizi kandırıp belediye başkanlığı seçime aday sokmanın bir anlamı var mı” diye MHP tabanını ikna etmeye çalışan Bahçeli, MHP tabanını belirgin bir şekilde demoralize etti. Ki Bahçeli’nin bu açıklaması MHP tabanı açısından seçim ittifakını kritik sulara süren bir açıklama oldu. Haklı olarak MHP tabanı, “genel seçimleri de kazanamıyoruz, o halde genel seçimlere de girmeyelim” tepkisine yol açıp Bahçeli’nin açıklamasına reaksiyon gösterdi. AKP-Erdoğan’a bu mesajları vererek “af” tasarısının desteklenmesini amaçlayan Bahçeli, beklediği desteği en azından şimdilik bulamadı. Perde arkası pazarlıklar nereye evrilir, ne doğurur bu henüz belli değil. Ancak sürecin ittifakın bozulmasına sahne olması mümkündür. Ki, Erdoğan’ın emperyalist güçlerle yaptığı gizli anlaşmalar, verdiği tavizler ve anlaşma sonuçları gün yüzüne çıktıkça Bahçeli’nin AKP’nin yedek lastiği olmasının gerekçeleri de fiilen çürümüş, ortadan kalkmış olacaktır. Dolayısıyla Bahçeli-Erdoğan ittifakının eski dönem küfür-hakaret düellolarına dönmesi sürpriz olmayacaktır. Erdoğan’ın en has kurmaylarıyla bile uzun yol gidemeyip hepsini kullanıp bir kenara bıraktığı düşünüldüğünde Bahçeli’nin de kullanma tarihinin dolmak üzere olduğu söylenebilir.

Yerel seçimler sürecinin tanık olması muhtemel olan AKP/MHP çatlağı yaşanırsa, seçim sürecinin çok daha renkli olacağı, iktidar aleyhine gelişmelere tanık olacağı ve elbette burjuva-iktidar ortakları arası çatlağının devrimci durumun gelişmesine uygun koşullar ekleyeceği de düşünülebilir. Eğer bu ikili arasında çatlak yaşanmaz ve uzlaşma egemen olursa (ki, bu da güçlü ihtimaldir), CHP, İyi Parti gibi burjuva partilerin bir seçim yenilgisi kaderi daha yaşayacakları söylenebilir. Fakat bu durum devrimci koşullar ve devrimci durumu besleyen ilgili parametrelerde esasta bir değişikliği gündeme getirmeyecektir. Devrimci durumun nesnel şartları uygun olmaya devam edecek, hatta gelişerek ilerleyecektir.

Devrimci durum nesnel koşullar yanıyla iyidir

Ekonomik kriz ve bunun halka yansımasının doğru orantılı sonucu devrimci koşulların olgunlaşmasını koşullamaktadır. Devrimci durumun nesnel koşulları uygun olmasına karşın, devrimci harekette bir kabarma izlenmemektedir. Kitlelerde hoşnutsuzluğun olduğu inkâr edilemez ki, bunun tersini iddia etmek de tüm gerçeğe ve akla aykırıdır. Bunca pahalılık ve yoksullaşma koşullarında halkta hoşnutsuzluğun olmaması düşünülemez. Peki o halde neden devrimci dalgadan eser yok? Patlamaya hazır toplumsal tepkiye karşın neden hareket yok? Bunun iki sebebi vardır: Biri, iktidarın koyu baskı ve faşizm maharetiyle kitlelere korku salıp sindirmesi, ikincisi ise örgütlülüğün zayıf, önderliğin olmayışıdır. Tam da burada altını çizmek gerekir ki, Mao’nun, alt-yapının belirleyiciliği ile birlikte, üst-yapının da belirleyici olduğu-olacağı yönündeki görüşü tekrar tekrar doğruluk kazanmaktadır. Mao’nun önemli katkısı olarak değerlendirebileceğimiz bu görüşün kavranması son derece önemlidir. Önemlidir çünkü nesnel koşulların uygun olmasına, alt-yapının yeterli olmasına karşın, siyasi üst-yapının/siyasetin, ideolojinin, önderliğin tayin edici düzeyde bir ihtiyaç ve zorunluluk olduğu kavramadan devrimci durum ve koşulları doğru ele almak mümkün olmaz. Bu kavrayış kendiliğindencilik ile değiştirme pratiği olan devrimci müdahale arasındaki önemli farkı da ortaya çıkarma önemindedir.

Reformizmle devrimci çizginin ayrışımının temeli de buradadır, bu kavrayıştadır. Kendiliğinden uygun şartların devrimci bir gelişmeye yetmeyeceği, bu gelişme veya değişimin sağlanması için üst-yapı unsuru olan siyaset veya önderlik çizgisinin devreye girerek rol oynaması olmazsa olmazdır. Günümüz koşulları da böyle açıklanabilirler. Nesnel şartlar devrimci gelişme için uygun ama devrimci hareket/dalga maalesef yok denecek kadar cılız. Siyasi üst-yapı burada iki açıdan devrededir. Bir, burjuva iktidarın faşist baskı politikalarının kitleleri sindirerek devrimci hareketin gündeme gelmesini engellemektedir. İki, devrimci siyaset ve önderli alanındaki yetersizlik bu gelişmenin yaşanması için yeterlilik etkisi göstermemektedir. O halde söz dönüp devrimci siyaset ve önderlik bağlamında komünist ve devrimci hareketin bu süreçte oynaması gereken role gelir. Yani sürecin nesnel açıdan uygun devrimci koşullara sahip olmasına paralel olarak, devrimci siyasete ve önderlik zemininde komünist devrimci hareketin belli görevleri yerine getirmesi şarttır. Bu rol yerine getirilmeden uygun şartların kendiliğinden devrime çıkması, devrimci sonuçlara varması olası değildir. Kendiliğinden patlamalar mümkündür fakat kendiliğinden karakterdeki bu patlamaların son tahlilde düzen içinde kalarak boğulması, dolayısıyla devrimci sonuçlara varmaması olağandır.

Devrimci siyasetin geliştirilmesi elzemdir

Devrimci siyasetin geliştirilerek etkisinin büyütülmesi ve bu zeminde devrimci müdahalenin pratikleştirilmesi elzemken, bunun hazır ve yeterli olmayan örgütlü güçlerle gerçekleştirilmesi pek olası değildir. Ancak, uygun olan devrimci koşullarda oynanabilecek küçük bir rol veya yapılacak küçük bir müdahale büyük gelişmelerin vesilesi olabilir. Dolayısıyla hazır olan toplumsal koşullar zemininde doğru siyaset ve müdahalenin etkili sonuçlar vermesi, hatta tasavvur edilemez gelişmelere yol açması tamamen mümkündür. Hiçbir devrimci süreç dört başı mamur hazırlık ve yeterli örgütsel güçler tedarik edildikten sonra başlatılıp geliştirilmemiştir. Devrimci gelişme ve patlamalar ansızın ve devrimci güçlerin zayıf olduğu anlarda gündeme gelip kitlelerle birleşerek devasa bir devrim dalgasına dönüşebilir. Elbette bunlar gerekli olan hazırlık, yeterlilik ve çalışmaların yürütülmemesi anlamına gelmez. Örgütlenmenin kitlelerle bütünleşmesi, mümkün olduğu ölçüde genişleyerek siyasi güç haline gelmesi her zaman gerekli olan bir ihtiyaçtır ve devrim bu örgütlülük zemininde gerçekleştirilerek sürdürülebilir. Kitleler devrime kalkışıp onu gerçekleştirse de devrimi koruyarak sürdürecek veya onu yöneterek ilerletip başarıya taşıyacak komünist örgüt olmadıkça sonuç başarısızlıktır. Dolayısıyla örgütsel güçlerin yetersizliği nedeniyle karamsar olmamalı ve küçük güçlerle bile etkili müdahalelerin yapılarak tarihin yönünün değiştirilebileceği öngörülerek kabul edilmeli ama öte taraftan örgütlü gücün büyütülmesinin, kitlelerin örgütlenerek seferber edilmesine dönük çalışmanın da küçümsenmeden ciddiyet ve sorumlulukla yürütülmesi ihmal edilmemesi gereken zorunluluk olarak kavranmak durumundadır. Bir kıvılcım bütün bir bozkırı tutuşturabilir. Ama yangının sönmeden o bozkırı sonuna dek yakması ve yeni tohumlar atarak yeni bir yaşamın kurulması için gerekli emek ve çabanın verilmesinin zorunluluğu inkâr edilemez bir gereksinimdir.

Esas olan devrimci örgütlülüğün geliştirilerek büyütülmesidir

Tekrar edelim ki, bugün son derece uygun şartlar mevcuttur. Bu şartların devrim ve halkın çıkarları doğrultusunda kullanmak için büyük fedakârlıklara, yerine göre kahramanlıklara ihtiyaç olmakla birlikte, devrimci dinamiklerin güçlerini devrimci gelişme temelinde birleştirerek hareket etmesine de büyük ihtiyaç vardır. Bu görev ve sorumluluğun basit bir biçimi yerel seçimlere dönük izlenecek politika ve pratiklerdir. Devrimci ittifaklar temelinde elde edilecek her kazanım devrimci çalışma ve gelişmelerin ilerletilmesi lehine olacaktır. Bundandır ki, yerel seçimlerde bugünden ciddi bir gayretin gösterilmesi önemlidir. İktidarın bertaraf edilmesi hemen mümkün değilse, onu parça parça zayıflatarak geriletmek ve devrimci dinamizmi dirhem dirhem büyütmek kaçınılmazdır. Kuşkusuz ki, bu büyüme salt seçimlere indirgenemez, bu alan çalışmalarıyla sınırlı ele alınamaz. Esas olan devrimci örgütlülüğün geliştirilerek büyütülmesi ve devrimci görevlerin devrimci örgüt ve mücadele biçimleriyle yürütülmesidir. Bir tek devrimci çıkışın sürükleyen özellik taşıyacağı unutulmamalıdır. Çıkış bekleyişi içinde olan devrimci dinamikler, bu çıkışı sergileyebilen güçle birleşmekte tereddüt etmeyecektir. Bu çıkış bazen bir eylem, bazen bir kazanım, günümüz şartlarında bazen örgütlü bir varlığın hissettirilmesi biçiminde olabilir.

Günün Haberleri

Perspektif konulu diğer haberler