Takip Et

Perspektif

Mücadele sorunları ve devrimci siyaset

Doğru siyaset keskin devrimci sloganlar atmak, devrimci teoriyi tekrar etmek ve onu salt lafazanlık boyutunda dillendirmek değildir. Devrimi, devrimciliği, ilkeleri, stratejisi, taktiği, görevleri vb vs en güzel sözcükler ve tumturaklı teorilerle tarif etmekle doğru siyaset temsil edilemez, yapılamaz. Doğru siyaset, kuşkusuz ki temel teori, ilke, strateji gibi temellerden bağımsız ele alınamaz ama gerçek yaşamdan, somut koşul ve kitlelerden bağımsız da yapılamaz. Kitlelerin durum ve taleplerini, güncel ve genel sorunlarını, bunlar zemininde cereyan eden küçük-büyük çelişkilerini, yaşamlarını etkileyen değişik nitelikteki problemlerini ve son tahlilde bütün bunlara kaynaklık yapan öğenin gerici sınıf siyasi iktidarı ve devleti olduğunu konu almayan bir siyaset doğru devrimci siyaset olamaz

Mücadele sorunları, mücadelenin büyüyüp ilerlemede yaşadığı bütünlüklü sancıların toplamıdır. Bu sancılar, devrimci durum, kitleler temelli devrimci hareket ve devrimin öznel kuvvetleri ile devrimci dinamiklerin taşıdığı yetersizlikler olarak tanımlanabilir. Ki, bu yetmezlik ya da zayıflıklar mücadelenin zayıf kalması veya gerilemelerin yaşamasında anlam bulur. Gerici sınıf iktidarın uyguladığı faşist baskıların bu gelişememe probleminde bir etken olarak rol oynadığını da belirtmek gerekir.

Sorun mücadelede değil, mücadelenin öznel ve nesnel unsurlarındadır. Nesnel unsurun yansıttığı sorunlar esasta öznel unsurdan kaynaklanmaktadır. O halde sorunun toplamı geniş yelpaze kapsamında tarif edilse de, bu sorunlar son tahlilde ve özünde sübjektif unsurdan kaynaklanmaktadır denilebilir.

Mücadele her bakımdan haklı ve gerekli olup yeterli gerekçelere dayanmaktadır. Mücadelenin tarafları mevcuttur. Bu mevcudiyet iki temel sınıfın varlığıdır. Düşman olan iki temel sınıf ve buna bağlı tüm çelişkiler, sınıflar arası eşitsizlikler, sınıfsal imtiyazlar, sınıflar arası erk ve iktidar meselesi gibi bir dizi sorun mücadeleyi koşullamaktadır. Mücadele tarihsel değerde ve tarihsel rolde bir eylemdir. Bu mücadele, çelişkinin niteliğine bağlı olarak uzlaşmaz olup şiddet barındırmaktadır. Çelişkinin çözülmesi doğrudan şiddete dayanmaktadır. Bunda yeni bir tartışmaya yer yoktur. Sınıflar mücadelesi tarihi istisnasız olarak bu seyri izlemiş, şiddet zemininde cereyan etmiştir. İspatlanmış bu teorik-pratik doğruda inkâra meyletmek, acabayla geriye dönmek ve tereddüt geçirmek mücadelenin de devrimin de taca atılmasıdır.

Mücadelenin şiddet özüne dayanması doğruyken, şiddet özüne dayanan bu mücadelede diğer örgütlenme ve mücadele biçimlerini devrimin hizmetinde kullanılması da doğrunun diğer yanıdır. Bunlardan birini reddetmek savrulma ve sapmayla eşdeğerdir. Mücadelenin şiddet esasında gelişeceğini yadsımak sağcılığın anası, bunun yanında diğer mücadele biçimlerini yadsımak da solculuğun babasıdır. Sağcılıkla solculuğun madalyonun iki yüzü olup ikiz kardeşler olduğu doğrudur. Kısacası mücadele sorunlarında, sorun olan yürütülen mücadele değil, mücadelenin sübjektif/öznel kuvvetlerin tarihsel rol ve görevlerini yerine getirme yeteneğini sergileyememesindedir. Bunu yapamamalarında tarihsel ve toplumsal siyasi şartlar kesinlikle rol oynamaktadır. Fakat öznel güçler bu şartları etkilemek ve değiştirmekle görevlidir; devrimciliğin veya devrimci mücadelenin varlık gerekçesi şartları devrim doğrultusunda değiştirmektir, onlara teslim olmak değil! Prensip, kendiliğindenci değil, mücadeleci olmaktır.

Toplumsal sisteme bağlı toplumsal koşullar-çelişkiler mücadeleye elverişli nesnel şartları barındırırken, toplumsal kitlelerin önemli bir çoğunluğu mücadeleye hazır değildir. Bu çoğunluk komprador tekelci sınıf klikleri veya partilerinin arkasından sürüklenmekte, onları desteklemekte, dolayısıyla devrimci mücadeleye mesafeli durmaktadırlar. Faşizm ve ağır baskı şartları de kitlelerin devrim ve mücadeleye uzak durmasında bir etkendir. Devrimci kitleler ise mücadeleye etkin destek vermekten uzaktır. Bu, objektif gerçek veya reel durumdur. Bu durum devrim için uygun şartları barındırırken mücadele için veya mücadelenin gelişmesi için aynı uygun şartları barındırmamaktadır. Kitleler objektif olarak devrimcidir, fakat pratik davranış ve eyleme geçmede bilinçli bir devrimcilikten yoksundur ve bu yanları faşist baskılarla da kösteklenmektedir. Ne var ki, kitlelerin bu durumu doğrudan öncü-önder güçlerin sorumluluğundadır. Kitlelerin aydınlatılarak bilinçlendirilmesi ve örgütlenerek harekete geçirilmesi devrimci aydın ve devrimci parti/örgütlerin görevidir. Kitleler kendiliğinden yeterli hale gelemez ve devrimci mücadeleye katılıp onu geliştirmezler. Bu sorumluluk kesinlikle ve esasta onların sınıfsal siyasi partilerindedir. Kitlelerin devrim ve mücadeleyle ilişkisi anlamında yaşanan yetersizlik durumu devrimci sınıf parti/örgütlerinin mücadeleyi geliştirememesinde bir faktörken, devrim ve mücadele için nesnel şartların uygunluğu açısından da negatif bir durumu göstermektedir. Kitlelerin bahis konusu durumu devrimci güçlerin moral/motivasyonuna da etki yapmaktadır. En önemlisi de mücadele yürüten devrimci güçler hazır veya yeterli kitle temeli ve desteği bulamamakta, dolayısıyla mücadeleyi geliştirmede ödedikleri tüm bedellere karşın gerekli gelişmeyi yakalayamamaktadırlar.

Gelişmenin olmadığı yerde gerileme vardır

Gelişmenin olmadığı yerde ise  gerileme vardır. Bu objektif olarak böyledir; eğer ilerleme sağlanamıyorsa gerileme başlar, yaşanır. Zira denge denen şey çok kısa bir dilimdir, özünde denge diye bir şey yoktur. Ya ilerleme ya da gerileme vardır. Ağır ve cılız da olsa ya ilerleme yaşanmakta ya da gerileme. Ki bu durum esasta bir taraftan ilerleme, diğer taraftan ise gerileme biçiminde de okunabilir. Bu diyalektiğin ta kendisidir. Devrimci ve ilerici dinamikler gelişme yönünde çaba gösterip ilerleme eğilimini yansıtırken, gerici sınıflar ve uygun olmayan diğer şartlar gerileme yönünde direnç sergilemektedir. Bu iki şey arasındaki mücadele sürecin karakterini yansıtırken, çelişkinin hangi yanının ağır basacağını da belirleyen temeldir. Devrimci irade, müdahale ve direnç var olduğu müddetçe ilerleme ve gelişme kaçınılmazdır. Ama yavaş ama ağır, mutlaka gelişme vardır bu süreçte. Çelişkinin egemen tarafı gerici olup gelişmeyi kösteklese de mutlak bir gerilemeden söz edilemez ya da mutlak bir gelişmeden söz edilemez. Esasta gelişmeme durumu olsa da bunun içinde bir ilerlemenin olduğu muhakkaktır; çünkü zayıf veya yetersiz de olsa bir mücadele, mücadele dinamikleri ve dirençleri vardır. O halde çelişkiden, çatışmadan ve mücadeleden söz edildiği durumda, isterse gericilik egemen olup gelişmeyi kösteklese de karamsarlığın haklı temeli yoktur.

Köhnemiş gericilikten beslenen köhne sınıflar iktidardadır. Bunların gerici zor ve şiddetten başka dayanakları yoktur. Ekonomik ve siyasi sistem ve iktidar dayanakları bu gerici zor ve şiddetten kuvvet almaktadır. Ne haklı ve ilerici bir nitelikleri vardır ne de manipülasyon ve demagoji ile aldatıp gerici güç ve baskılarla yedekledikleri kitlelerin gönüllü desteği vardır arkalarında. Üreten değil, tüketen asalaklardır; sömüren, ezen, zulmeden gericilerdir. Geleceği ve yeniyi temsil edenler değil, eskiyeni, çürüyeni ve yok olup gidecek olan gericiliği temsil edenlerdir. Devrimci ve ilerici sınıf ya da güçler bunun tam tersidir. Bu bağlamda favori devrimci sınıf ve güçlerdir. Lakin tek sorun gerici sınıfların devlet denen baskı örgütüne sahip olmaları ve her türlü gerici zor ve şiddeti kullanmalarıdır ki, devlet ve iktidarlarının ayakta kalmasının yegâne temeli budur. O halde devrimci sınıf güçlerinin yönelimi bu gerici şiddete karşı devrimci şiddet temelinde örgütlenerek ve bunu uygulayarak gerici şiddeti alt etmektir. Bunun için devrimci zor örgütlerini esas almaları gerekliyken, devrimci zoru kitlelerle birlikte örgütleyip uygulamak can alıcı sorun olarak ele alınmak durumundadır. Gerçek güç kitlelerdir. Kitlelerden bağımsız her güç kitlelerin gücü karşısında yenilmeye mahkûmdur. Kitlelerin örgütlenmesi, onlarla birleşilmesi ve onların birleştirilmesi devrimci güçlerin önündeki temel ve zorunlu bir görevdir. Devrimin veya mücadelenin sübjektif unsurunun yeterliliğinin en temel sorunu budur.

Kitlelerle birleşme onların düzenle çelişkileri zemininde bilinçlendirilerek örgütlenilmesiyle orantılıdır. Kitlelerin birleştirilmesi onların siyasi örgütlerinin asgari müştereklerde ve daha ileri nitelikte birleşmeleriyle başlar, gelişir. Kitlelerin mücadeleye seferber edilmesi onların siyasi örgütlerinin kitlelerin taleplerini karşılayan somut siyaset ve doğru politikalar geliştirerek pratikleştirmesiyle mümkün olur. Bütün bu maharetleri göstermenin ön şartı ise, devrimci parti ve örgütlerin bilinçli olduğu kadar ısrarlı ve istikrarlı siyasi mücadele hattı izlemeleri ile irade-eylem birliği temelinde sağlam bir merkezi yapıya sahip olma ve örgütsel-siyasi güç olma durumuna gelmeleriyle, yani teori-pratikleriyle kitlelere güven veren duruma gelmeleridir. Ve kuşkusuz ki, bütün bunlar kolay değil, zorlu bir süreç olarak büyük emek ve fedakâr çalışma pratiğiyle gerçekleştirilebilirler. Devrim iddiasının devrimci normlara uygun olarak yaşamsallaştırılması, devrimci görev ve sorumluluğun tepeden tırnağa devrimci bilinç, devrimci ruh ve devrimci nitelikle kuşanmış dinamik motivasyon ve enerjiyle yerine getirilmesiyle gerçekleştirilebilirler. İkircikli devrimcilik tutumu, bir ayağı düzende bir ayağı devrimde devrimcilik tarzı, boğazına kadar tembelliğe gömülmüş, hantal, ‘’yorgun’’, yakınmacı, günü kotarmacı ve en önemlisi de bedel göze alamayan bencil kaygılara hapsolmuş devrimcilik hali ve gelişmelere müdahale etkinliği yerine gelişmelerin peşinden sürüklenen kendiliğindenci ve kaderci tarz, gerçek devrimci tutumu karşılayamayacağı gibi, devrimci görev ve sorumlulukları da yerine getiremez. Kitlelerle birleşme, kitleleri birleştirme ve kitleleri örgütleyerek devrime seferber etme ödevini hiç yerine getiremez. Mücadelenin sorunlarında önemli bir temel ve aşılması elzem olan temel problemlerden biri budur.

Kitlelerin kapısı çalınmadan, mütevazı ölçülerde de olsa canlı ve etkili bir ajitasyon-propaganda faaliyeti yürütmeden, somut görevler ve belli plan temelinde örgütsel güç arttırılmadan, örgütlü bileşen sayısı makul süre içinde ‘’beşten altıya’’ çoğaltılmadan, devrimci görevler asgari düzeyde de olsa yerine getirilmeden, eğitim çalışmaları ve kampanyalar yürütüp nitelik ve nicelik büyütülmeden, sendika veya iş yerlerinde, okullarda ve mahallelerde, köylerde ve kitlelerin bulunduğu muhtelif alanlarda örgütlenip komiteler kurulmadan vb vs olağan devrimci performans gösterilemeyeceği gibi, devrim ve devrimcilik iddiasına uygun ciddi görevler başarılamaz. Bu temel sorunlarda yol alınmadan mücadelenin sorunları hafifletilip gelişme çizgisine geçilemez, mücadele sorununu karşılayan militan mücadeleci bir potansiyel açığa çıkarılamaz.

Uygulanmayan veya uygulanmak üzere yapılmayan bir siyaset lafazanlığı aşmaz

Kendi güçlerimiz veya devrimci dinamiklerle buluşmadan gerçek gücümüze kavuşamaz, güçlerimizi dağınık bırakarak heder etmekten kurtulamayız. Zayıflıktan güçlülüğe, gerilemeden ilerlemeye, küçükten büyümeye geçemeyiz. Çoğalmadan gerektiği kadar nüfuz edemez, istediğimiz sonuçlara ulaşamayız. Doğru siyasetin etkisi ve önemi yadsınamaz. Ancak doğru siyaset doğru pratikle birleştiğinde maddi gücüne tam olarak ulaşabilir. Pratik ya da etkili pratik ise, ancak yeterli siyasi/örgütsel güçle etkili ve nüfuzlu biçimde sergilenebilir. Doğru siyasetiniz var ama bu siyaseti hayata geçirecek örgütünüz veya yeterli örgütsel gücünüz yoksa doğru siyasetiniz kendiliğinden gerekli gelişme ve devrimci değişimi sağlayamaz. Doğru siyaset kuşkusuz ki, temel bir sorundur. Fakat onun uygulanması da aynı düzeyde temel bir sorundur. Yetersiz güç de olsa doğru siyaset varsa ve bu siyaset o yetersiz güç tarafından uygulanıyorsa, o doğru siyaset büyük güç yaratır. Ama uygulanmıyorsa güç yaratmasından söz edilemez. Siyaset tayin edicidir ama pratik de aynı oranda belirleyicidir. Siyaset yaşama sokulmuyorsa siyaset yapılmıyor demektir. Yaşama uygulanan siyaset yürütülen siyasettir. Uygulanmayan siyaset salt bir fikir, bir düşünce, bir yorumdur. Oysa yorumlamak yetmez, değiştirme pratiğine girmek, yani uygulamaya geçmek şarttır. Doğru siyaset anlamında doğru yorumlamak şart ama bu yorumu değiştirme pratiğine sokmak da ikinci ve belki de temel bir şarttır. Uygulanmayan veya uygulanmak üzere yapılmayan bir siyaset lafazanlığı aşmaz.

Uygulamadan bağımsız olmamak kaydıyla, doğru siyaset bütün bu sorunların giderilmesinin aracı ama sorunların aşılmasına dönük pratik de doğru siyasetin ölçütü ve koşullayanıdır. Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz ama devrimci pratik olmadan da devrimci teori gelişmez, değiştirme gücüne kavuşmaz. Teoriyi küçümsemek ne kadar sol zırva ise, pratiği küçümsemek de bir o kadar sağ zırvadır. Teori ile pratiği karşı karşıya koyarak vuruşturmak ahmaklıktır. Ne var ki kimi durumlarda pratik sorunu, kimi durumlarda ise teori sorunu öne geçebilir. Ancak buna rağmen teori/siyaset ile pratik birbirinden koparılmaz. Mücadele sorunlarında yaşadığımız durum yapma fiilinin gerçekleştirilmesinde, yani pratik sorununda önem kazanırken, doğru siyaset noktasında da beliren ciddi yetmezliklerle anlam kazanmaktadır. Ki, siyasetle pratiğin ilişkisi mutlaktır; pratiğe dökülmeyen siyasetin gerçekte siyaset yapma anlamına gelmeyeceği düşünüldüğünde, her durumda teori ile pratiği, siyaset ile uygulamayı tek muhasebede ele almamızın gerekliliği açığa çıkmaktadır. Kitlelere gitmek hem doğru siyasettir hem de buna uygun pratiktir. Devrimin kuvvetleriyle birleşmek hem doğru siyasettir hem de pratiktir.

Doğru siyaset keskin devrimci sloganlar atmak, devrimci teoriyi tekrar etmek ve onu salt lafazanlık boyutunda dillendirmek değildir. Devrimi, devrimciliği, ilkeleri, stratejisi, taktiği, görevleri vb vs en güzel sözcükler ve tumturaklı teorilerle tarif etmekle doğru siyaset temsil edilemez, yapılamaz. Doğru siyaset, kuşkusuz ki temel teori, ilke, strateji gibi temellerden bağımsız ele alınamaz ama gerçek yaşamdan, somut koşul ve kitlelerden bağımsız da yapılamaz. Kitlelerin durum ve taleplerini, güncel ve genel sorunlarını, bunlar zemininde cereyan eden küçük-büyük çelişkilerini, yaşamlarını etkileyen değişik nitelikteki problemlerini ve son tahlilde bütün bunlara kaynaklık yapan öğenin gerici sınıf siyasi iktidarı ve devleti olduğunu konu almayan bir siyaset doğru devrimci siyaset olamaz. Dolayısıyla da devrim doğrultusunda devrimci güç ve enerjinin büyütülerek devrimci mücadelenin geliştirilmesi başarılamaz.

Mücadelenin sorunları son tahlilde devrimci mücadele örgütlerinde, bu örgütlerin durumunda düğümlenir. İster doğru devrimci siyaset şahsında olsun, isterse devrimci güç ve dinamiklerle birleşmede olsun ve isterse de devrimci niteliğin gerçek normlarına kavuşturulmasında olsun, bütün bu sorunlar nihayetinde devrimci parti ve örgütlerin gerçek durumlarının ne olduğunda anlam ve karşılık bulur. Bu örgüt ve partiler sağlam ve güçlü bir duruma gelmeden diğer sorunlar aşılamaz. Öncelikli veya baş mesele mücadele örgütleri ve partilerinin durumudur. O halde söz konusu parti ve örgütlerin nitel ve nicel yapılarını sağlamlaştırıp geliştirmeleri öncelikli temel sorundur. Meseleye buradan başlamak zorunludur. Bu doğrultuda atılan adımlar hem doğru siyasettir hem de doğru pratiktir.

Sağlam, nitelikli ve militan devrimci partilerin tesis edilmesi öncelikli görevdir

Cumartesi Anneleri’nin haklı, demokratik, meşru ve onurlu eylemine dönük iktidarın giriştiği faşist saldırılara karşı koyup gerekli direniş ve mücadeleyi sergilemek devrimci tutum ve sorumluluk gereğidir, ötelenemez… Tutsaklara sistematik olarak uygulanan onur kırıcı baskı, dayanılmaz işkence ve bitmeyen zulme karşı mücadele etmek devrimci görev ve sorumluluk gereğidir, insani ödevdir. Devrimci siyaset ve pratik burada olmayacaksa(ki, vardır ve illa da olacaktır…) nerde, nasıl olacaktır? Gerektiği kadar etkili ve güçlü olması-olabilmesi için, bu yeterlilik ve güçte devrimci örgüt ve partilerin olması ihtiyaçtır. İşte sağlam-güçlü-militan devrimci örgüt ve partilerin tesis edilmesinin gereksinimi bunun için şart ve öncelikli görevdir. Bu nitelikte parti ve örgütler olmadan veya pekiştirilmeden, dolayısıyla bu parti-örgütler mevcut durumlarından çok daha ileri düzeyde yeterli nitel-nicel duruma getirilmeden bu mücadeleler etkin biçimde verilemezler.

Mevcut güçle mücadeleyi omuzlayıp  görevler yürütmek kaydıyla, daha ileri düzeyde görevler yürütüp mücadeleyi geliştirmek ve çok yönlü görevlerin üstesinden gelebilmek için, tek-tek parti ve örgütlerin örgütsel nitelik ve niceliklerini geliştirmeye dönük çaba ve çalışmalar yürütmesi, devrimci güç birlikleri, eylem birliği ve ittifaklar politikasıyla devrimci kuvvetlerin ortak mücadelesini ve gücünü sergilemesi, kitlelerin örgütlenmesi uğruna bıkıp usanmayan bir performansla çalışmalara girilmesi gerekli ve zorunludur. Gelişip güçlenmenin başka da yolu yoktur. Ne ilahi bir güç yardıma gelecektir ne de boş beklenti ve bekleyişlerle kendiliğinden bir güçlenme olacaktır. Bedelsiz kazanım, kazanımsız güç olunamaz. Mücadelenin sorunları mücadele edilerek aşılır.

 

 

 

 

 

 

 

Günün Haberleri

Perspektif konulu diğer haberler