Takip Et

Editörün Seçtikleri

Türkiye basın tarihinin ilk kadın genel yayın yönetmeni: Gurbetelli Ersöz

Hayatının dönüm noktasının Çernobil ve Halepçe Katliamı olduğunu söyleyen Gurbetelli, kafasındaki sorulara yanıt bulmaya da başlar artık: “Çernobil ve Halepçe ile en çok ilgilenmesi gereken kimyacılar beni çok şaşırttı, kendime sık sık ‘ben neyim’, ‘ne yapacağım’ diye sormaya başladım.”Yüksek lisans yaptığı sırada bir yandan da 3 yıl boyunca kimya bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışan Gurbetelli’nin mücadeleyle tanışması ilkin ‘Hedef’ dergisi çevresinde olur. Çocukluğu doğduğu köyde değil Adana’da geçen Gurbetelli, devrimciliğe ve mücadeleye gençlik döneminde adım atar

Gurbetelli Ersöz, 11 Temmuz 1965 günü Elazığ’ın Palu ilçesine bağlı Akbulut köyünde dünyaya gelir.Gurbetelli’nin isminin hikayesi, hayatı boyunca yaşayacağı ‘gurbette yaşama’ durumunun da ilk nüvesi gibidir. Doğumunda babası Almanya’da işçi olarak çalışmaktadır ve işte Gurbetelli’nin ismi bundan esinlenerek konulur.

İlkokul üçüncü sınıfa giderken, çevresindeki insanlarla arasında bir fark olduğunu anlar: ‘Dil.’ Gurbetelli, konuşmasının arasına serpiştirdiği Kürtçe kelimelerin arkadaş ve öğretmenleri tarafından anlaşılmamasına şaşırır. Ve neden, niçinler yavaş yavaş oluşmaya başlar kafasında. Bunu aşmak için durmaksızın okumaya başlar:

“Durmadan okumaya başladım, okudum, okudum, okudum, yoruldukça radyo dinledim. iyi Türkçe okumayı, yazmayı, konuşmayı öğrendim sonunda.” Çocukluğundan beri inatçılığıyla bilinen Gurbetelli, henüz ilkokulda Kuran’ı hatim eder ancak ortaokula geldiğinde “Okuduklarımı anlamıyorum” diyerek bırakır.Öğrenim hayatı boyunca sosyal dersleri daha çok sevdiğini ancak hep fen bilgisi dallarında eğitim aldığını söyleyen Gurbetelli’nin bu durumu üniversitede de devam eder. Basın-yayın, hukuk ya da siyasal okumayı isterken kendini Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü’nde bulur.

Gurbetelli ‘Neden’ ve ‘Niçin’lerine yanıt bulmaya başlar

Lisans eğitiminin ardından Çukurova Fen Bilimleri Enstitüsü’nde ‘Çevre ve Enerji’ üzerine yüksek lisans yapmaya başlar. Lakin Gurbetelli kimyayı, maddelerin birleşip bir araya getirdiği bütünü ve buna en iyi tanık ettiği laboratuvarı çok sever. Onun bu sevgisinin farkında olan kürsü başkanı bir gün, Gurbetelli’nin aklından hiç çıkmayan şu sözleri söyler:

“Senin laboratuvarı bu kadar sevmen bilim insanı olmak için ilk koşul. Ancak unutmamalısın ki öğrendiklerini başkaları ile paylaşmadıktan sonra hiçbir anlamı olmaz.” Gurbetelli bu sözleri hafızasına not edip, mücadelesine katık eder. Dersler, amfiler içindekileri tam olarak ifade etmesine yetmez. Bildiklerini paylaşmayı, başkaları için de mücadele etmeyi seçer Gurbetelli.

Hayatının dönüm noktasının Çernobil ve Halepçe Katliamı olduğunu söyleyen Gurbetelli, kafasındaki sorulara yanıt bulmaya da başlar artık: “Çernobil ve Halepçe ile en çok ilgilenmesi gereken kimyacılar beni çok şaşırttı, kendime sık sık ‘ben neyim’, ‘ne yapacağım’ diye sormaya başladım.”Yüksek lisans yaptığı sırada bir yandan da 3 yıl boyunca kimya bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışan Gurbetelli’nin mücadeleyle tanışması ilkin ‘Hedef’ dergisi çevresinde olur. Çocukluğu doğduğu köyde değil Adana’da geçen Gurbetelli, devrimciliğe ve mücadeleye gençlik döneminde adım atar.

Bu sırada gazetecilik de yapmaya başlayan Gurbetelli, 10 Aralık 1990’da gözaltına alınır. 15 gün boyunca sorguda kalan Gurbetelli, ağır işkencelere maruz bırakılır. Tutuklanıp Malatya Cezaevi’ne gönderilen Gurbetelli, 2 yıl tutuklu kalır.

Türkiye’nin ilk kadın genel yayın yönetmeni

Gurbetelli, tahliye edildikten sonra aslında hep içinde olan gazeteciliğe sıkı sıkıya sarılır. 26 Nisan 1993’te ‘Gerçekler karanlıkta kalmayacak’ sloganıyla yeniden yayın hayatına başlayan Özgür Gündem gazetesinde çalışmaya başlar. Gurbetelli, gazetenin genel yayın yönetmeni olur. Ve böylece Türkiye basın tarihinde bir ilke imza atar. Gurbetelli, Türkiye’nin ilk kadın genel yayın yönetmeni olmuştur. Gazetede beraber çalıştığı arkadaşı Hüseyin Aykol, Gurbetelli’nin gazeteye çok çabuk adapte olduğunu belirtip ondan şu sözlerle bahseder:

“Aslında günlük bir gazetede, hem de devletin onca saldırısına rağmen çıkarılması çok zor bir gazetede tarih yazdığının pek farkında değildi. Oysa Türkiye’nin ilk kadın genel yayın yönetmeniydi. Yayınla ya da gazetenin yönetimiyle ilgili toplantılarımızda, sorunları çok iyi dinlediğini ve mutlaka not aldığını hatırlıyorum. Aldığı notların da peşini bırakmazdı. Çok düzenli bir çalışma sistemi vardı. İnsan ilişkilerinde ise son derece samimi ve sıcaktı.”

“‘Kürt sorunu var’ dedirtebildik”

Özgür Gündem’in aykırı bir gazete olduğunu ve sorunlara farklı bakmaya çalıştıklarını belirten Gurbetelli, karanlığa meydan okuyan gazetesini şöyle tarifler:

“Özgür Gündem aykırı bir gazete, biz sorunlara farklı bakmaya çalıştık, bu cesaret istiyor. Mükemmel demiyorum, ama farklılığı kaba da olsa yakaladık, Kürt gazetesi olarak nitelendirildik. Kürt sorunu yok dendi, biz, ‘bu bir gerçeklik’ dedik, şimdı basın da ‘Kürt sorunu var’ diyor.”

Basının genel olarak gerçekleri yazmadığının altını çizen Gurbetelli, bunu da şöyle örnekler:

“MGK basına brifing veriyor. Böyle bir şey hangi ülkede olabilir? Muhabirin iyi niyeti yetmiyor. Ortaya  konan ürünün neye hizmet ettiği önemli. Basın gerçeği yazsaydı, bu kadar insan ölmezdi.”

Derken üzerinden baskıların eksik olmadığı, muhabirlerinin, dağıtımcılarının öldürüldüğü, tutuklandığı Özgür Gündem, bu nefret politikasından bir kez daha nasibini alır. 10 Aralık 1993’te Dünya İnsan Hakları Günü’nde yüzlerce polis tarafından basılır. Diğer gazete çalışanlarıyla birlikte gözaltına alınan Gurbetelli, 13 günlük gözaltı süresinin ardından tutuklanır. İlk gözaltında yaşadığı işkenceler burada da tekrarlanır. Kaba dayak atılır, saçlarından koridorlarda, merdivenlerde sürüklenir…

Sağmalcılar Cezaevi’ne gönderilen Gurbetelli, Haziran 1994’teki ilk duruşmada tahliye edilir, tahliyesinin ardından gazetecilik faaliyetlerini bir müddet daha sürdürür. Bu süreçte Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü Türkiye Temsilcisi Nadire Mater, Gurbetelli ile bir röportaj yapar.

Haberin gerçeğe en yakın resmini çeken Gurbetelli

Gurbetelli bu röportajda, akademik anlamda alanı olan kimya ile gazeteciliği nasıl özdeşleştirdiğini şöyle açıklar:

“Değişen bir şey yok; kimya gibi, laboratuvardasın, oraya preparat inceler gibi bakacaksın. Her farklı objektifle lamba preparatın başka bir özelliğini görmen gibi, haberde de, farklı objektiflerle farklı yanlar, farklı unsurlar ortaya çıkıyor ki ancak bunların bir araya gelmesiyle haberin gerçeğe en yakın resmini çekersin.”

Özellikle 90’larda Kürt illerinde yaşanan gazeteci cinayetleri, davalar ve baskılara değinen Gurbetelli, güne ilk önce arkadaşlarının bu haberleriyle başladıklarını anlatıyor: “Günlük gazeteleri okumadan önce, muhabirlerin ölüm, gözaltı ya da kaybolma, el konan, dağıtılmayan gazete haberleri geliyor. Bu yüzden gün avukatlarla toplantılar, telefonlarla bürolardaki gelişmeleri öğrenmek, basın açıklamaları yapmakla başlıyor; açılan ve süren davalar ve ifade vermeler… Yani, haber toplantılarına katılmak bile imkânsızlaşıyor zaman zaman.”

‘Kürt kadını erkekten çok daha fazla mesafe katetti’

Gurbetelli, ülkenin ilk kadın genel yayın yönetmeni olma özelliğine sahip olmasını Kürt kadın mücadelesinin bir zaferi olarak nitelendiriyor:

“Tabii ki, bir Kürt kadının genel yayın yönetmeni olması çok önemli, son yıllarda Kürt kadını erkekten çok daha fazla mesafe katetti. Benim bugün geldiğim yer de, kendi özel gayretimin yanı sıra bununla bağlantılı.”

‘Elveda şehir, elveda şehirler’

Her gün türlü işkence ve baskıların gazetecilere nefes aldırmadığı günlerdir 90’lar. Gurbetelli bu noktada kavgasını başka bir alanda vermeye karar verir.

Gurbetelli, iradesini silahlı mücadeleden yana kullanır.“Elveda şehir, elveda şehirler” diyerek yüzünü dağlara dönen Gurbetelli, yürüyüşüyle tarihe imzasını atar.Gurbetelli, hayat çizgisini mücadeleden yana kurmasaydı, düzen içinde -dayatılan ataerkil anlayışın çizdiği sınırlara göre- kimya alanında iyi bir kariyer yapıp, yüksek maaşla çalışabilirdi. O, yolunda kendinden emin bir şekilde yürümesiyle çelişkiler yumağını delip geçti.

Gurbetelli 8 Ekim 1997’de Irak Kürdistan Bölgesi’nde girdiği bir çatışmada KDP tarafından öldürüldü. Gurbetelli’nin günlükleri yaşamını yitirmesinin ardından ‘Yüreğimi Dağlara Nakşettim’ adıyla kitaplaştırıldı. Ferda Çetin, kitabın önsözünde tam da Gurbetelli’nin bunları itip, kendi yoluna akışına işaret eder:

‘’Bir kadının özlemleri nelerdir? Ne yapmak ister? Nasıl yaşar? Nasıl özgürleşir? Gurbetelli Ersöz bu soruların yanıtıdır.’’

Özgür bir basın geleneği yaratma yolunda bilhassa kadınlar için öncü olan Gurbetelli’nin ardılları şimdi gerçekler karanlık kalmasın diye baskılara rağmen koruyor onun emaneti kalemi. Ve Gurbetelli’nin günlüğüne düştüğü son satırlar kararlılığın ifadesi, arkasına bıraktığı ‘hoşçakal’ olur:

“Özgür yaşam ortamını yaratmada benim de kanım, canım olmalı.”

Kaynak: Gazete Karınca

 

 

Günün Haberleri

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler