Takip Et

Makaleler

Türkiye’de Doğu Despotizmin İslami Versiyonu Resmileştirildi!

Erdoğan Türkiye’nin jeopolitiğini kullanma siyasetiyle bölgede aradan sıyrılma hesabı yapıyor ama orta ve uzun vade de arada ezilme ihmali yabana atılmamalı. Zira Türk devletinin, Kürtlerle içeride 100 yıldır sürdürdüğü savaşı bir süreden beri sınır ötesine taşıyarak sürdürmesi yani içeride Kürt meselesini silah ve şiddet politikalarıyla çözemeyen Türk devletinin, sınırlarının dışında ki coğrafyalarda silahlı militan kovalamakla hiç ama hiçbir şeyi çözemez!

12 Aralık 2013 tarihli “Erdoğan; Doğu Despotik İklimde Putinizmin İslami Versiyonu” başlıklı yazı yazmıştım. Yazı da AKP için faşist diyen değerlendirmelere karşı Doğu despotizm tepsini yapmış ve Doğu despotizmin kimi ülkelerdeki uygulamalarıyla, faşizmden beter olduğunun altını çizmiştim. Örnek mi Rusya, İran, Türkiye, Türki Cumhuriyetler, Suudi Arabistan, Irak, Mısır… Eğer Doğu despotizmi, bir yanıyla tek adam rejimiyse Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı rejimine geçişle tek adam rejimine resmen de geçmiştir.

Demem şu ki, Türkiye’de ağırlaşan baskı koşullarını tarif etmek için illa da faşizm demek zorunda değiliz. AKP/Erdoğan iktidarının Doğu despotik uygulamaları, Türkiye’de çoğu kez faşizme rahmet okutur özelliktedir.

Diğer gelişme seçim sonrasında, küresel piyasalar ile Batılı rejimlerin Başkanlık sistemine dayalı tek adam rejimine olumsuz tepki vermeleridir ki bunun siyasal ve ekonomik sonuçları olacak, olmaya başladı bile. Üçüncüsü, resmileştirilen tek adam rejiminin Kürt meselesine yansımalarının neler olacağı sorunudur.

Bu noktalardan baktığımızda 24 Haziran sonrası şunları görmekteyiz.

I – Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni’ne katılan “22 devlet başkanı, 28 başbakan, parlamento başkanı ve parti temsilcilerine” bakıldığında, İtalya ve Almanya’dan gelen iki eski başbakanı hariç tamamı Doğu ülkelerinin temsilcileri. Yani Batı ve gelişmiş dünya törene katılmazken Doğu despotizminin temsilcileri ve tek adam iktidarlarının yaşandığı ülke temsilcileri törene katılarak Erdoğan’ı alkışladı.

“Aaa ne kadar da çok devlet temsil edilmiştir” dedirtmek için de; Moldova Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesi Başkanı İrina Vlah, Tataristan Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi, Kırım Tatar Türkleri Milli Lideri Mustafa Kırımoğlu… gibi parti ve cephe liderleri dahi başkan, başbakan listesine dahil edildi ama yarı bağımsız devlet durumundaki Güney Kürdistan Başbakanı Neçirvan Barzani’nin adı listeye bilinçli dahil edilmedi! Bunun üzerinde de başta Güney Kürt siyaseti düşünmelidir.

II – Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi çoktandır zaten fiilen işletiliyordu, 24 Haziran sonrası ise resmen işletilmeye başlandı. Anayasaya göre “yasama yetkisi TBMM’ye aittir devredilemez” ama anayasa ile yasama organı TBMM’yi takan kim! Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle Meclis orada dururken Erdoğan kendi hükümetini oluşturup Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile işe koyuldu bile. Koyuldu demek de belki eksik olur zira Erdoğan Memleket yönetimini KHK ile zaten sürdürüyordu.

24 Haziran sonrası yeni olan diğer gelişme, Erdoğan’ın artık partisini de bir tarafa bırakıp teknokrat ve işverenlerden kurduğu hükümetle işi yürütüyor olmasıdır. Erdoğan, “Artık partili olmayan bakanlarımızla kabine oluşturuyoruz. Kimse kalkıp kadrolaşma var diyemeyecek” diye övünürken herkesin aklıyla da alay eder! Gerek AKP’lilerden değil de Erdoğancılardan bakanlar kurulunun oluşturulması, gerekse hükümetin Meclis denetimi dışında kurulması demek parti iktidarına göre bile beterin beteridir çünkü kabine tek kişinin kabinesi olarak oluşmuş oluyor. İşte tek adam sistemi tam da budur çünkü hükümeti atayan-denetleyen-gerektiğinde görevden alacak olan da Erdoğan. Buyurun tek adam rejimi!

Yasama organı olarak TBMM şeklen var ama memleket yönetiminde fiilen devre dışı. Öyle ki Meclis bütçe oluşturamıyor, Hükümetin kuruluşunda devre dışı, hükümetin Meclis’ten güvenoyu alma sorunu yok dolayısıyla denetim ve gensoru da yok! Böylece Erdoğan’ın epey zamandan beri fiilen uyguladığı Doğu despotizmin İslami versiyonunu nihayet yemin töreniyle resmileştirdi. Yemin törenine katılıp alkışlayanlara dikkat ediniz göreceksiniz ki tamamı Doğu Despotizmin Hıristiyan ve İslami versiyonu temsilcileri. Yani hepsi şu veya bu düzeyde Doğu despotizminin dolayısıyla tek adam rejiminin temsilcileri. Tencere yuvarlandı kapağını buldu misali!

III – Erdoğan, 24 Haziran sonrası yeni hükümetle piyasaların rahatlamasını beklerken tersine ateşi yükselmeye devam ediyor. Küresel piyasa ve kurumları yeni Erdoğan kabinesine olumsuz tepki veriyor. Küresel ekonomik piyasalar yeni Cumhurbaşkanlığı sistemini ve özelde de Berat Albayrak gibi ekonomiden sorumlu bakanları olumsuz algıladığı içindir ki daha ilk günden yanıtları da negatif oldu.

Hazine ve Maliye bakanı Albayrak’ın küresel piyasaları rahatlamak ve yatırım iklimini yeniden oluşturabilmek için; “Çok güçlü bir insan kaynağı var”, “ekonomi algısı çok önemli”, “çok güçlü bir çıpaya sahip ülkeyiz”, “yoğun bir ajandamız var”, “büyük-güçlü Türkiye vizyonuna ulaşmak”, “çok güçlü istikrarlı söylemle dünyaya anlatacağız”, “önceliğimiz enflasyonu düşürmek, MB bankası bağımsız işleyecek” gibi vurguları güçlü ama içeriği boş açıklamaları da karşılık bulamadı, piyasaların pozisyonunu değiştirmeye yetmedi. Örneğin;

Dünya ekonomi kanallarından Bloomberg’de “Erdoğan’ın Yeni Hanedanlığı Türkiye’yi yatırım yapılamaz hale getiriyor” başlıklı makalede; “Erdoğan maalesef sözünün eri. Seçim kampanyası sırasında para politikasının kontrolünü daha fazla ele alacağına söz verdi ve bunu yapmak için hiç zaman kaybetmedi. Türkiye’nin güvenlik ağındaki son bağları da koparıp attı ve milletini tümüyle yatırım yapılamaz hale getirdi…En zayıf halka bankacılık sistemi” der!

İktisatçı Paul Krugman, “Türkiye’nin 1997-98 yıllarında Doğu Asya’da yaşanana benzer bir finansal krizle karşı karşıya olduğunu” belirtir devamla “Türkiye’nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYH) yüzde 48’i ve ihracatının yüzde 210’u oranında dış borca sahip olduğunu ve bu borcun büyük kısmının özel sektöre ait olduğunu kaydetti”

Financial Times’da, “Türkiye’de cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin resmen başlamasıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinde toplanan güçlerin yatırımcıları ürküttüğünü”; Hazine ve Maliye ve Bakanı Berat Albayrak’ın atanması hakkında da, “Erdoğan ekonomiyi aile meselesi yaptığı, damadı Albayrak ‘ı ekonomiden sorumlu kişi yapmasının Türkiye borsasını altüst ettiği” uyarısıyla sürdürür…

Kısacası halkların sandıkta başaramadığı, daha doğrusu başarmamaları için tüm tedbirleri alan Erdoğan/AKP iktidarı, bu kez kendi sonunu kendisi hazırlıyor gibi! Nasıl mı? Cumhurbaşkanlığı rejimiyle ve KHK’lerle tüm iktidarı tek adam elinde toplamakla, Hazine ve Maliye Bakanlığına damat Albayrak’ları getirmekle ekonomik krizi bizzat kendi eliyle derinleştirebilir. Demek istediğim ağır bir ekonomik kriz Erdoğan iktidarını alt üst edebilir.

IV – Onca KHK neden giderayak çıkarılıyor? OHAL’siz OHAL koşullarını oluşturmak için! AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim propagandasında “OHAL’i kaldıracağız” dediler ve 18 Temmuz’da kaldıracaklar ancak çıkarılan ve çıkarılacak olan bir dizi KHK ile OHAL’siz OHAL süreklileştirilecek. Zaten başbakan Yıldırım’da bunu “Fransa OHAL’de kullandıkları yetkileri normal kanunlara taşıdılar. Biz de bunu yapacağız” diyerek ilan etti.

Başkanlık rejimine geçişiyle Erdoğan ve Cumhur İttifakının OHAL’siz OHAL’in tüm güvenlik adımlarını hızla atmasının nedenlerinden biri; kapıyı tekmeleyen ekonomik krizin de baskısıyla sokaktan özelde de Kürt ulusal hareketinin hareketlenmesinden korkmaları! Bu güvenlik adımları, kapıyı tekmeleyen ekonomik krizin yarın-öbür gün sokak ve meydanları “özgürlük ve iş-ekmek istiyorum” şiarlarıyla tetiklemesi durumunda halk hareketlerini bastırma amacını taşıyor.

Diğer neden; tüm tek adam rejimleri gibi Erdoğan’da kendi gölgesinden bile korkar hale gelmiş olmalı ki “son” denilen 701 nolu ama son olmayacak olan OHAL KHK’si ile 18 bin küsur çalışan, görevli ihraç edildi. İhraçlarda ezici sayısal ağırlığın Ordu ve Emniyet mensuplarında olmasında akla AKP/Erdoğan’ın bu kez sahici bir askeri darbeden korktuklarını getiriyor! Yani ihraçlarla bunun ön tedbirini alıyor gibiler!

OHAL KHK’leri dışında da Anayasanın Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104’üncü maddesi, Cumhurbaşkanının, “yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceğini belirtiyor.” Önemlisi “Bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümsüz hale gelmesi için TBMM’nin aynı konuda bir kanun çıkarması” gerekiyor ki TBMM’de AKP, MHP bunu engelleyecek çoğunluğa sahip. Dolayısıyla Erdoğan Meclisteki Cumhur İttifakı çoğunluğuna da güvenerek Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle memleketi yönetecek.

V – Erdoğan hükümeti de tıpkı 1923 Cumhuriyet hükümetinin yaptığını yaparak, Doğu-Batı küresel merkezlerin hegemonya savaşında, Türkiye’nin jeopolitik önemini pazarlayarak Kürt meselesinde Rusya ve ABD’den taviz kopartma siyasetini izliyor. Burada melese Kürt siyaseti ne yapacaktır?

Erdoğan hükümeti Kürt meselesinde yakın vade de masaya dönüş yerine, ABD’nin İran karşıtı cepheyi genişletme siyasetinde kendisine biçilen rol karşılığında Batı’dan kopartacağı tavizlerle içerde, sınır ötesinde Kürt kazanımlarını tırpanlama çabasında.

Erdoğan, ABD’ye “Kürdistan meselesinde ciddi tavizler vermeden Türkiye’yi, Rusya ve İran ile kurduğu ittifaktan kopartman mümkün değil” mesajını veriyor. Dolayısıyla Erdoğan Kürt meselesinde Efrin’i aşan tavizler ABD’den beklemektedir. Kürt siyaseti bunları bilerek ortaklaşmalıdır!

Erdoğan Türkiye’nin jeopolitiğini kullanma siyasetiyle bölgede aradan sıyrılma hesabı yapıyor ama orta ve uzun vade de arada ezilme ihmali yabana atılmamalı. Zira Türk devletinin, Kürtlerle içeride 100 yıldır sürdürdüğü savaşı bir süreden beri sınır ötesine taşıyarak sürdürmesi yani içeride Kürt meselesini silah ve şiddet politikalarıyla çözemeyen Türk devletinin, sınırlarının dışında ki coğrafyalarda silahlı militan kovalamakla hiç ama hiçbir şeyi çözemez! Eğer Kürt siyaseti dört parçada organizeli davranırsa Türk rejimi, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olabilir!

Jeopolitiğini pazarlama siyasetinin beklenen sonucu vermediği ve sınır ötesi silahlı militan kovalamanın çözümsüzlüğünü gördükçe yeniden masaya dönüş gelişebilir.

VI – Son olarak; Kürdistan halkı/siyaseti için yerel yönetimler dün de önemliydi ama Başkanlık rejimine geçişle Meclisin işlevsizleştirilmesiyle yerel yönetimler daha da önem kazandı! Tıpkı genel seçimler gibi yerel seçimlerde de baskın seçim olabilir. Hazırlıksız yakalanmamak için şimdiden ulusal İttifaka yoğunlaşmalı!

Sinan Çiftyürek

Günün Haberleri

Makaleler konulu diğer haberler