Takip Et

Kültür-Sanat

Uçurum Çiçekleri-Cihan Erdoğan

İdris Balüken bizi de iç yolculuğumuza çıkardı.. ‘’Üç Kırık Dal’’ romanında aslında Kürdistan’daki kanlı savaşın mağdurlarını Uçurum Çiçeklerini anlatıyordu. Kitap yüreğin de kıpırtısı olan herkese korkudan korkmaması gerekenlere bir şeyler anlatıyor

‘’Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için dünyanın gençlerini cepheye süren hırsızlar çıkarır.’’

Emma Goldman

Selahattin Demirtaş’ın Seher adlı öykü kitabında ki ‘’Kara Gözlere Selam Olsun’’ Öyküsünde bir çok detayın ip uçlarını görmek mümkündür. Adına ‘büyük’ denilen bir şirkette çalışıp maaşlarını alamayan Muş’lu genç Kürt işçilere Ustabaşı ‘’İçeride biriken maaşlarınızı İstanbul’daki şirket merkezinden alacaksınız…. ‘’ deyince önce bir sessizlik oldu. Sonra homurdamalar başladı. Ustabaşı dönüp gidecekken durup, ‘’Servis on dakika sonra kalkacak. Bir sıkıntı var mı?’’ deyince sesler kesildi. İşçiler boyunlarını büküp sırayı bozarak, kendilerini şehre götürecek eski püskü işçi servisine doğru ağır ağır yürüdüler…

‘’İşçi minibüsü çamurların içinde ağır ağır hareket ederken Hüseyin başını çevirip arka pencereden son bir kez baktı bitirdikleri binaya. Kapısının tam üstüne kocaman bir tabela asılmıştı. ‘’Edirne E Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi.’’ Cemal’de dönmüş, aynı yere bakıyordu. Bir an göz göze geldiler. Sonra ikisi de suçüstü yakalanmış gibi adeta utançla gözlerini kaçırıp başlarını çevirdiler. Eski püskü işçi servisi çamurlu araziden otoyola bağlanan yan yola çıkınca, taşıdığı sigortalı, kaçak, yaşlı, çocuk işçileri kucaklayıp hüzünlü bir geçmişten belirsiz bir geleceğe doğru hızlandı.’’

Öyküde yaratılan bu mağrur bu yoksul işçiler İstanbul varoşlarının izbelerinde kendi yoksulluklarıyla cebelleşirken Diyarbakır, Ankara, İstanbul semalarında uçuşan helikopterler Sincan,Kocaeli, Edirne zindanlarına seçilmiş Belediye Eş başkanlarını, Milletvekillerini, Parti Eş Genel Başkanlarını kolları zincirlenmiş bir şekilde taşıyorlardı..Edirne E Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinin inşaat işçileri aylardır aç biilaç çalışıp kurdukları zindanın belki de ilk tutuklusu Selahattin Demirtaş oldu.Belki de Kürdün makus kaderi buydu. Kendi elleriyle kurdukları zindanların çoğunlukla konukları kendileri olurdu.

Selahattin Demirtaş dizlerini kırıp beyaz plastik sandalyesine oturarak beyaz plastik masasının üzerine koyduğu defterine biriktirdiği öyküleriyle Seher’i ortaya çıkardı. Seher Anadolu’nun parçalı coğrafyasında fuarlarda, kitapçılarda görücüye çıkmıştı. Satıldığı yerlerde büyük okuyucu kuyrukları oluşturdu. Ülkenin onurlu yazarları Sırrı Süreyya Önder, Müge İplikçi, Murathan Mungan, Oya Baydar, Şehmuz Diken, Ahmet Telli, Nurcan Baysal ve onlarcası mahpus Demirtaş’ın kitabını Stantlarda onun yerine imzalıyorlardı.Şehirleri, köyleri ve hatta mezarlıkları bombardımana tutanlar şaşırmışlardı. Karanlığın mazgal dehlizlerinden sokaklara çıkan kitap aydınlığıyla insanlar ısınıyordu.

Soğuk bir kış ayazında seçilmiş özel timciler İdris Balüken’in kafasını eğerek bir arabaya tıkıştırmaya uğraşırlarken İdris Balüken onların niyetini anlayarak daha bir dik durarak arabaya kendisi binmişti. Balüken’de boş durmadı. Tutuklu kaldığı Kandıra F Tipi Cezaevinin daracık koğuşunu entelektüel bir atölyeye dönüştürdü.Geçtiğimiz günlerde Dipnot yayınlarından çıkan ‘’Üç Kırık Dal’’ romanını okudum. Romanı kapattıktan sonra büyük bir duygu anaforu içerisine girerek düşünmeye başlamıştım.

O büyük tek gözlü dev Yaşar Kemal’in hayatını düşünüyordum. Aşiret kavgalarının, gürültülerin içinden Van’dan Adana’ya gelmişti. Çocuk denecek yaşlarında adliye binalarının önlerinde Arzuhalcilik yapıyordu…Kaç Memed’e dilekçe yazdı. Kaç Çakırcalı’nın derdini dinledi. Köylerden topladığı kaç ağıdı o dev romanlarına taşıdı. Bir yazısında ‘’Anamın babası eşkıya, amcası eşkıya, kardeşi de eşkıya. Eşkıya Mahir, Doğu Anadolu’nun en meşhur eşkıyasıydı… Anam hep anlatırdı birinci elden dinlerdim.’’

Benzer hikayeleri Yılmaz Güney ve Ahmet Arif’ten de okumuştuk. Umut Filmini seyreden Elia Kazan hayretle sorar ‘’ Yılmaz Güney bu filmde varmıy dı?’’ Karşıdaki ‘’Paytoncu Cabbar Yılmaz Güney’di.’’ Derken Elia Kazan afallayarak ‘’Rolüyle ne kadar bütünleşmiş’’ der. Elia Kazan’ın bilmediği bir gerçek vardı. Yılmaz Güney seyyar satıcılıktan, pamuk tarlalarında pamuk toplayıcılıktan, paytonculuktan yani sokaktan taşınarak buralara kadar tırmanmıştı. Gerek Demirtaş gerekse Balüken yüzyıllık birikmiş acılardan son elli yıla merdiven dayayan kanlı bir savaşın içerisinden süzülerek dişle tırnakla yoğrulan bir mücadelenin sonucunda buralara gelmişlerdi. Yazdıkları her ne kadar kurgu olsa da yaşadıklarını, gördüklerini yarattıkları eserlerin içerisine ustaca taşımışlardır.

İdris Balüken Üç Kırık Dal romanının iskeletini üç üniversite öğrencisi üzerine kuruyor. Dersim’li Alican Hukuk, Sivaslı Deniz Tıp, Cizreli Cengiz Gazetecilik okuyorlar. Hayatın masumiyeti bu üç genci Diyarbakır’ın Dağ Mahallesindeki pejmürde bir öğrenci evinde bir araya getiriyor. Okul ev derken çatışmalı sokağın hangemesi aynasını bu pejmürde eve tutmakta gecikmiyor.. Roman ilerleyen sayfalarında Deniz’i Doktor Ciwan, Cizreli Cengiz’i Cengo edebiyat fakültesinin entelektüel öğrencisi aynı zamanda Doktor Ciwan’ın sevgilisi Gülçiçek’i de Gül olarak karşımıza getiriyor. Deniz Diyarbakır Devlet Hastanesinde stajyer doktor iken kızını töre cinayetinde kayıp eden Keje anayı komada getirirler.. Deniz Keje anayla sonuna kadar ilgilenir.. Bir zaman sonra gözlerini açan Keje Ananın ilk sözü ‘’Toxtooooor toxtor Ciwan nerdesin..?’’Buradan sonra Deniz’e yakışan isim Toxtor,Doktor Ciwan’dır. Öğrencidirler, hepsinin aileleri de son derece yoksuldur. Ama o yoksul evde hep tarihi, edebiyatı, Kürdistan’ın sorunlarını tartışıyorlar.

Cengo dur durak bilmiyor gösterilere, yanan sokakların dertlerini dinlemeye koşuyor. Cengo aynı zamanda edebiyat tutkunu Gül’ün irdeleyen, okuyup araştırıp inatça tartışan yanına hayrandır. O yoksul yaşamları içerisinde evlerinin en güzel konukları kitaplardır. Cengo hediye olarak aldığı bir paket kitabı Gül’e uzatır. Gül sevinçle paketi açtığında Mem ile Zin’i, Derwşe ile Evdi’yi görünce havalara uçar. Bu hangeme de Gül muzipçe Alican’a ilahi adeletin Tecemmu olan Tanrıça Themis’in bugünlerde nelerle meşgul olduğunu sorar..

Durduğu yerde onlarca humor üreten gazeteci Cengo hemen cevaplar ‘’Aslında Themis’in gözlerinin bağlı felan olduğuna bakmayın o her şeyi hepimizden daha iyi görüyor. Kılıcı hep mazlumların kellesini götürüyor. Terazisinin mizanseni de bozuktur.’’ Dediğinde evin müdavimlerini katıla katıla güldürür. Üç can arkadaş okullarını bitirmişlerdir. Cengo adı büyük kendi küçük bir gazetenin muhabirliğine başlamış. Alican Ankara’da o da tanınmış bir hukuk bürosunda avukattır. Ciwan’la Gül halen Diyarbakır’dalar. Gittikleri her yere kendileriyle birlikte yaşadıkları sorunları da alıp gidiyorlar.

Ateş her yeri sarıp sarmalamıştır. Durmadan kendilerini, kendi bilinçaltı sorgulamalarına başlarlar. Daralır,bunalır, çıkmazlara sürüklenirler.Bu iç bunaltıcı sohbetlerin, tartışmaların konukları yine Puşkin, Dostoyevski,Sartre, Falküner, Tolstoy’dur. Gül durmadan bir şeyler yapmalıyız bu yangın hepimizi yakıyor,bu yangın da insanlığımız dair her şeyimiz yanıyor.. Diyarbakır’da Büyük Barış Mitinginin düzenleyicilerinden birisi de Doktor Ciwan’dır. Ciwan yine ambulansta görev yapmaktadır. Uzaktan beyaz leçeğiyle Keje anayı görür. Cengo o büyük gazeteden görevli olarak Diyarbakır’a gelmiş…

Gül kötü bir rüya görmüştü. ‘’O bed sözlü falcı çingene kadın Eğin’de Dicle’nin üzerinde her omuzunda iki yılanla geziniyordu. Cıwan dalından kopardığı elmayı ağacın altına oturarak yiyordu. Keje Anayla Gül bağırıyordu. Cıwan oralı olmuyordu. Dicle patladı. Sular bendini aştı.’’ Miting ana baba günüydü. O korkunç patlama nasıl oldu? Cengo Dicle’yi ardına alıp gökyüzündeki Şahin’lerle birlikte Diyarbakır’ın dar sokaklarından nereye doğru yola çıktı?

Cıwan’a ne oldu? Öldü mü?

İdris Balüken bizi de iç yolculuğumuza çıkardı.. ‘’Üç Kırık Dal’’ romanında aslında Kürdistan’daki kanlı savaşın mağdurlarını Uçurum Çiçeklerini anlatıyordu. Kitap yüreğin de kıpırtısı olan herkese korkudan korkmaması gerekenlere bir şeyler anlatıyor….

Cihan Erdoğan-Nehir Düşleri

 

Günün Haberleri

Kültür-Sanat konulu diğer haberler