Takip Et

Makaleler

Yerel seçimlerde ortaklaşmanın yolunu bulmalıyız!

AKP’nin özellikle cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Kürtlere dayattığı “makul aday seçin yoksa Kayyum atarız” basıncına da direnip “makul” değil işin ehli adaylara odaklanmalıyız. Öyle ki halkımızın ulusal özgürlük mücadelesinin olduğu kadar belediyecilik hizmetlerinde de halkın neferi olacak adaylar belirlemeliyiz.

Yerel Seçimler her durumda biz Kürtler için önemliydi, şimdi birden fazla nedenle daha da önem kazandı.

Birincisi, başkanlık sistemine geçişle birlikte Meclis’in işlevsizleştirilmesi söz konusu!

İkincisi; halkımızın seçilmiş iradesinin, atanmış Kayyumlarla gasp edilmesi gerçeğini yaşıyoruz.

Üçüncüsü; “seçtiklerinizi beğenmezsek yine Kayyum atarız” basıncıyla bu kez gelecekteki beş yıl da ipotek altına alınmak isteniyor. Öyle ki Yerel seçimlere beş ay var ancak şimdiden Kayyum (Demokles) kılıcı halkımızın iradesi üzerinde sallandırılmaya başlandı. Mevcut iradeyi gasp etmekle yetinmeyen AKP iktidarı, şimdiden Kürt halkının geleceğini de “beğenmezsek kayyum atarız” tehdidiyle baskı altına alıyor!

Dördüncüsü; dün MHP ve AKP grup toplantılarında yapılan önemli açıklamalar nedeniyle Yerel Seçimler Kürt siyaseti için farklı açılardan da önem kazandı. Bu gelişmelerin başında Cumhur İttifakında yaşanan sorunlar geliyor. Şimdilik görünen şudur, Cumhur İttifakı; Yerel seçimlerde MHP’nin üç büyük metropol kentine karşılık Adana-Mersin-Manisa’yı istemesinde anlaşamamasına, af, ırkçı öğrenci andı, erken emeklilik gibi meselelerdeki farklılıklar da eklenince çatırdamaya başladı.  Önce Bahçelinin “yerel seçimlerde ittifak yok” resti geldi, ardından Erdoğan grup toplantısında maden MHP yerel seçimlerde “biz yolumuza” diyor o zaman sepeti koluna herkes yoluna restini çekti. Yaşananlar gerçekte Cumhur İttifakında sonun başlangıcı mı değil mi yakında görüceğiz.

Cumhur İttifakında yaşanan çatırdama, birden fazla nedenle önemlidir ve halkların, halkımızın lehinedir çünkü bu ittifak içerde ve sınır ötesinde Kürt/Kürdistan karşıtlığı temelinde kurulmuştu. AKP iktidarının tekrardan “Kürt meselesi diye bir şey yok” noktasına gelmesinde yine bu ittifakın payı olmuştur.

Yazının esas konusu olan Yerel Seçimlere nereden bakmamız gerekiyor?

I – Öncelikle iktidarın halkımıza/halklarımıza karşı izlediği politikaları üzerinden bakacağız.

Erdoğan/AKP iktidarı, Yerel Seçimlerde halkımızın iradesini daha şimdiden ipotek altına almak istiyor! Erdoğan resmiyette 80 milyonun Cumhurbaşkanı ama fiiliyatta Kürdün iradesini dışlıyor, çünkü sıkça tekrarlanan “seçilen başkanları beğenmezsek kayyum atarız” beyanı, Yerel seçimlerde Kürtlerin iradesini “tanımayacağım” demektir!  Sadece Erdoğan değil şimdi yolları ayrılmış gibi görünse de Bahçeli ile birlikte, halkımızın iradesi yerel seçimlerde sandıklara yansımasın diye çapraz açıklamalarını sürdürüyorlar. Denilebilir ki Kürt halkı üzerinde tam bir algı operasyonu yapılıyor, yaptıkları çapraz açıklamalarla halkımızın zihninde “sandığa gitsem de gitmesem de fark etmiyor” algısını yaratarak siyasetten ve sandıktan soğutmak istiyorlar. Ve böylece en çok korktukları şey olan Kürdistan’da sivil siyasetin yeniden canlanmasını engellemeyi hedefliyorlar.

AKP iktidarı, öylesine ürkmüş ki işi Köy ve mahalle muhtarlarına da kayyum atamaya kadar vardırdı! İçişleri Bakanlığı, “259 muhtarın terör örgütleriyle iltisakı nedeniyle görevden alındı” diyor ve aynı gerekçeyle 635 Köy korucusu da görevden alıyor! Yani Yerel seçimler öncesinde Kürt siyaset kadrosunu tasfiye süreci, köy muhtarlarına ve iktidarın paralı elemanları Köy Korucularına kadar tırmandırıldı.

II – Devlet Bahçeli’nin, devlet aklıyla verdiği mesajlar dikkatle irdelenmeli.

MHP lideri Bahçeli’nin, Yerel Seçimlerde Kürdistan ve Türkiye metropollerine ilişkin ayrı ayrı önermeleri var. Kürdistan’a yönelik, Kürtler “eğer Kayyum yerlerini tekrar alırlarsa bazı talepleri derinleşecek. Bu da Türkiye’yi başka bir noktaya doğru götürür. Bunun önlenmesi için de aşiretleri devreye sokalım” vb. diyor. Devamında “Bu seçimde Güneydoğu’da alınacak oylar çok önemli. Orada 101 belediyeye kayyum atandı. Şimdi o parti oralarda yine kazanırsa bu çok kötü olur. Çıkarlar, bunu plebisit gibi sunarlar” diyor ve Kürtleri engellemek için her yolu mubah görüyor.

Bahçeli’nin, Türkiye metropollerine dönük ise AKP/Erdoğan ile daha papaz olmadan önce, “üç büyük şehir çok önemli. Buralarda HDP, CHP ve diğer partiler destek verip yerel yönetimler kazanabilir. Bu olduğu takdirde daha o gece bu başkanlık sistemin meşruiyetini tartışmaya açarlar” diyerek başkanlık sisteminin devamı için Cumhur ittifakı üç büyük metropolü almalı diyor!

Bahçeli devlet aklıyla ve açık konuşarak; “kayyumla atanmış belediyelerde diğer siyasi partilerin mutlaka HDP’nin tekrar kayyum öncesine dönebilecek bir yerel yönetim yapılanmasına müsaade etmeyecek sağduyu ortaya koyması lazım” der! Yani Kürt halkı belediyeleri kazanmasın diye devlet her şeyi yapmalı diyor. Sırf Kürt anasını görmesin diye rejimin farklı siyasi kombinasyonları arasında Kürt karşıtı ittifak olarak da “kombin”  önerir.  Bütün bu yaklaşımlarla Bahçeli, “kaybet-kaybet” yani yerel seçimlerde Kürt kaybetsin ben de (MHP) kaybedeyim ama Türk devleti kazansın formülünde ısrar ediyor.

Özetle, Cumhur İttifakının iki esas bileşeni “Yerel seçimlerde ittifak yapmayacaklarını” açıkladılar ama buna rağmen Bahçeli devlet aklıyla AKP’yi destekleyebilir yani elbirliğiyle Kürt halkının iradesi sandığa yansımasın diye her şeyi yapacaklarını varsaymalıyız.

III – Biz ne yapacağız?

a – Öncelikle şunu belirtelim; parçalı Kürdistan’ın yarattığı sorunlar saymazsak olgular-süreçler bizden-halkımızdan yana ama bu olgu ve süreçlerin ürünü olan olaylar (Kerkük, Efrin, Şengal, Sur-Cizre…yıkımı) ise aleyhimize işliyor! Bunun nedeni üzerinde düşünelim! Elbet bu durumun birden fazla nedeni var ama nedenler arasında ULUSAL İTTİFAKSIZLIK belirleyici!

Başka açıdan baktığımızda Kürt siyaseti onca bedele rağmen istenen hedefe varamamışsa temelinde iki neden yatıyor; Kürdistan’ın parçalanmışlığının yarattığı tarihsel trajedinin sonuçları ile Kürt partilerin daha iktidarlaşmadan, ulusal iktidar için giriştiği iç kavgaları yani ulusal iktidarı paylaşamamasını ekleyelim. Güney, Rojava ve Kuzey Kürdistan’da yaşanmış deneylerinden hareketle şunu altını çizelim; Yaklaşan Yerel Seçimlerde ittifakın yolu, bugün yerel, yarın merkezi iktidarda ortaklaşma kültür ve yaklaşımına sahip olmaktan geçer.

b – 20 Ekim’de Amed’te Kürt arasında yapılan sohbet toplantısında da dile getirmiştim burada tekrarlayayım; her parti ve hareketin gücü oranında ortaklaşmayı başarırsak;

Sıkça tekrarladığım Kürt, Kürde demokrat davranabilirse;

Kürt anasını görmesin ittifaklarına karşı biz anamızı görelim ittifakını kurabilirsek; Bahçeli’nin “kaybet-kaybet” formülüne karşı farklı siyasi yapılarla Kürdistan kombini kurarak kazan kazan formülüyle “ben kazanayım ulusal ittifak ettiğim Kürt partisi ve halkım kazansın” diyebilirsek;

Demem o ki, Türk rejim partilerinin Kürtlerin yok edilmesi üzerine yüz yıldan beri kurdukları partiler üstü ittifakları yeni biçimler altında bugün de sürüyorken; Kürt partileri yok edilmek istenen halkımızın var olma yani ulusal özgürlük davasında ulusal ittifak kurarlarsa yani yok edilmeye karşı var olma ittifakını kurabilirsek…şu önemli sonuçlara yol açacaktır;

Bir; Yerel Seçimlerde daha etkin sonuçlar alacağız.

iki; yarın yeni bir kayyum saldırısıyla yüzleştiğimizde hep beraber sivil demokratik zeminde sahipleneceğiz.

Üç; halkımızın ayrımsız tüm Kürdistan partilerine olan güven erozyonunun aşılmasında yol alacağız. Az şey mi bunlar? Başarabilirsek değil!

c – Esas meselemiz ise, Mart yerel seçimlerinde kazanılacak belediyelerin yerine yeniden kayyum atanırsa ne yapacağız sorusunun yanıtını bulup halkı ikna edebilmeliyiz. Dün Amed, Mardin, Van büyük şehir belediye başkanları başta olmak üzere belediye başkanları gözaltına alınıp yerlerine Kayyumlar atandığında sokağa akmayan halkın bu kez benzeri olursa sokağa çıkıp belediyeye demokratik zeminde sahip çıkmasını nasıl sağlanacağız? Şu kadarını belirteyim, dün yanlış siyasetin ürünü olan kentlerdeki barikat savaşları ikliminde geriletilmiş sivil siyasetin ardından kayyumlar atandığından kitlelerin belediyelere sahip çıkması mümkün olmamıştı. Ama inanıyorum ki bu kez benzer uygulama dayatılırsa halkımız sessiz izlemeyecek çünkü kent savaşları benzeri bir sürecin yarattığı atmosfer olmayacak ve olmaması için de azami çaba gösterilmeli.

d – Son aylarda Yerel seçimlere ilişkin adrese teslim misali açıklamalarla Kürt siyasetinin ve halkının hedef alınması öyle ki adeta halkımızın sinir uçlarıyla oynanıyor olmasıyla Kürtler boykota zorlanıyor. Ancak asla ve asla boykot düşünmemeliyiz tersine seçimlere asılıp daha etkin sonuç almak için mücadele etmeliyiz.

e – AKP’nin özellikle cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Kürtlere dayattığı “makul aday seçin yoksa Kayyum atarız” basıncına da direnip “makul” değil işin ehli adaylara odaklanmalıyız. Öyle ki halkımızın ulusal özgürlük mücadelesinin olduğu kadar belediyecilik hizmetlerinde de halkın neferi olacak adaylar belirlemeliyiz.

Sonuç olarak; her defasında Kürt siyaseti onca emek ve bedel ödeyip seçim çalışması yapacak, Kürt halkı sandığa gidip özgür tercihini yaparak seçecek ama Türk rejimi beğenmeyip yerlerine kayyum atayacak! Bu rejimin adı da demokrasi olacak! Ve halkımız, halklarımız, dünya kamuoyu da seyredecek! Yok, öyle yağma

 

Günün Haberleri

Makaleler konulu diğer haberler