Takip Et

Analiz

Yusuf Nazik olayı ve devletin hesapları

Özetlersek Türk devletinin içte ve dışta yaşadığı çıkmazlara bir nebzede olsa yol açmak için Yusuf Nazik olayını kullanmaktadır. Hem dünya jandarmalarına ve kendisi gibi onlara yaslanan, yaltaklanan yerel güçleri ikna etmek hem de içerde kendisine “Esad ile görüş” dayatmasında bulunan ittifak gücü Ergenekon kliğine karşı elini güçlendirmek ve halk kitlelerine devletin yenilmez ve oldukça güçlü olduğunu ve her türlü sorunu aşacağı propagandası için Yusuf Nazik olayını kullanmaktadır

12  Eylül 2018 günü Türk televizyonları büyük bir heyecanla bir olay aktarıyor. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Reyhanlı olayının faili olduğu iddia edilen Yusuf Nazik’i Suriye’nin Lazkiye kentinde yakalayarak gizlice Türkiye’ye getirdiğini tüm haşmetiyle açıklıyordu. Üstelik üzerine basa basa herhangi bir dış yardım almaksızın MİT kendi özel operasyonu olduğu açıklandı. Oysa ilk dakikalar devlet resmi kanalı TRT’de MİT ve Suriye istihbaratlarının ortak operasyonu olarak açıklanmasına rağmen. Yusuf Nazik’in Reyhanlı olayında rolü nedir ne değildir bilemiyoruz. Operasyonun MİT’in kendi başına mı yoksa başkalarıyla ortak bir operasyonu mu olduğunu da bilmiyoruz. Bizi ilgilendiren konu değil. Ancak Yusuf Nazik olayı ile Türk devletinin yapmak istedikleri bizi ilgilendirmektedir ve bu nedenle olay hakkında bazı vurgularda bulunmak bir ihtiyaç olduğu görülüyor.

Yakın zamanda içerde başlayan ekonomik kriz Türkiye toplumunun başka sebeplerle zaten içinde bulunduğu moral bozukluğuna daha fazla götürdüğünü ve halkın yaşam standartlarında ciddi bir gerileme yaşandığını belirtmeliyiz. Öyle ki bu gerileme içten içe bir homurdanmaya dönüştüğünü de eklemek gerekir. Hükümetin tüm çabalarına, açıklamalarına ve yine her zamanki gibi ekonomik krizin dışardan Türkiye’ye kurulmuş bir oyun olduğu şeklindeki propagandalarına rağmen halkın büyük kesimini ikna edememiştir.  Diğer yandan genel olarak Ortadoğu politikasında özel olarak ise son İdlib saldırısında inisiyatifi esasta kaybeden  Türk devletinin halk nezdindeki prestijinin de hayli olumsuz zedelediğini de eklemek gerekiyor.

İşte belirlediğimiz bu iki olayın neticesinde Yusuf Nazik her nerede yakalandı ise yakalanma görüntülerinin şatafatlı gösterilerle TV’lere ve tüm basın kuruluşlarına servis edilerek Türk devletinin ne kadar güçlü ve yenilmez olduğu propaganda edildi. Bunca katliamın yaşandığı bunların kimi faillerinin yakalandığı ve yargıya teslim edildiği söylenmesine ve yine iddia edildiğine  gore şimdiye kadar 90 civarında Gülencinin dış ülkelerde yakalanarak MİT tarafından Türkiye’ye getirildiği söylenmesine rağmen bu olaydaki bunca gürültü ve güç gösterisi neden? Bu nokta epeyi dikkat çekici olsa gerek. Görüşümüzce bunun birkaç nedeni var.  Bu nedenlerden birincisi, Türk devleti ciddi olarak bir zafere ihtiyacı vardı. Ortadoğu politikası esasta yenilgiye uğradı. Bütün planları bozuldu, tutmadı. Bazen Amerika’ya bazen Rusya’ya dayanmasına ve büyük tavizler vermesine rağmen Türk devleti ve onun icracı hükümeti selamete çıkamadı. Tam  tersine el attığı dal her defasında kırıldı. Keza son İdlib olayı Türk devleti ve özel olarak sultan Tayyip için bir hezimet oldu denebilir.

Tahran’da yapılan görüşmeler sırasında rica minnette bulunması bile beş para değer görmedi. İkincisi, yukarda da belirttiğimiz gibi içinde debelendikleri ekonomik kriz halk içinde ciddi bir tepkiye neden olmuştur. Her ne kadar bu tepki açık eylem ya da protestolara yol açmamışta da olsa yaşam standartlarındaki gerilemeler nedeniyle halk içinde önemli bir hoşnutsuzluğa sebep olmuştur. Bu türden hoşnutsuzluklar ülke içinde beklenmeyen sorunlara yol açabilir. Gezi-Haziran ayaklanması gibi bir çıkışa zemin olabileceği gibi, içinde çıkamadıkları sorunların üzerini geçicide olsa kapatmak için bizzat devletin kışkırtması ve yönlendirmesi ile içerde bazı kesimler hedef haline getirilerek katliamlara girişebilirler. Mesela göçmenler, Kürtler ya da Aleviler hedefe konulabilir. Üçüncüsü ve dikkat çeken bir başka nokta ise Türkiye’ye getirildiği söylenen Yusuf Nazik’ in söylediği “Talimatı Suriye istihbaratında aldım” “Suriye devletine sesleniyorum, Türk devleti büyüktür ve er geç sizden bunun hesabını sorar” söylemi besbelli ki Türk devletinin kendisine dikte ettirip söylettikleridir. Nasıl bir terörist bir eylemci ise Türk devleti adına Türk devletinin Suriye devletinden er geç hesap soracağını biliyor ve bunu da söyleyebiliyor. Bu noktayı biraz kurcalayacak olursak varılacak yer şurasıdır.

Dünyayı, Suriye devletinin terörün arkasında yer aldığına ikna etmek. Bu noktada şimdiye kadar ikna edemediği Rusya ve diğer yerel güçlere ve bu tezini kabul ettirmek. Özellikle Esad rejimine son vererek “ılımlı muhalefetin” iktidara taşınması noktasında Rusya ve İran’ı ve diğer ikna olmayanları buna ikna etmek, bu noktada hiç olmazsa elini güçlendirmek için bu gerekçeyi ısrarla dillendirmek. İçerde ise, ittifak ettiği Ergenekon kliğinin kendisini Esad ile görüşmeye zorlamasını bertaraf etmek, ve elbette çok zor görünse de Suriye ile doğrudan bir savaşa girmek. En azından sınırlı düzeyde bir savaş olsa bile. Zira yukarda saydıklarımız sultan Tayyip kliğinin ekmek ve su kadar buna büyük bir ihtiyacı var. Sultan Tayyip için taze gerekçeler olmadan yeni bir hamle gerçekleştirebilme şansı yoktur. Özellikle son zamanlarda Suriye rejimine ilişkin ileri sürdüğü tez neredeyse hiçbir güç tarafında değer görmedi, ittifak gücü Ergenekon da buna dahildir. Şimdi İdlib’e yapılacak bir saldırı “siviller için büyük bir felaket olur” “askeri değil siyasi çözüm” tezi aynı şekilde karşılık bulmamaktadır.

Efrin saldırısı sırasında sivilleri düşünmeyen, ellindeki en modern silahlarla saldırılar yapan Türk devletinin İdlib için ileri sürdüğü gerekçeler dostlarını bile içten içe güldürüyor. Rusya, İran, Türkiye ya da ABD veya diğer batılı emperyalistler sivil halkı ne zamandan beri dikkate alır oldular? Hangi gerici savaşta halk kitlelerini düşündüler gören, duyan var mı? Efrin’de on binlerce insanı evinden yurdunda eden ve cihatçı katillerle dolduran ve hala yerli halkın evlerine el koyan ve katliamlarına devam eden Türk devletinin sivil halk sevdasına bakar mısınız? Şimdi “sivil acılara hayır” sevdasına birde Almanya ve batı Avrupa emperyalistleri de iştirak etmezler mi? Hani yakın zaman önce şu sultan Tayyip’in “size Nazi demeye, faşist demeye devam edeceğiz” dediği Almanya her nasıl oldu ise yeniden demokrat ve dost oluverdi! Eylül sonunda yapacağı ziyaret öncesi sultan Tayyip için kırmızı halılardan tutunda Almanya tarihinde az görülen olağanüstü güvenlik önlemleri alınıyor. “İt itin kuyruğunu ısırmaz” derler. Galiba doğru bir söz! İşin aslı bunların korkusu sivil halkın zarar göreceği, katledileceğinden değil. Çıkacak bir savaş neticesinde yerini yurdunu terk etmek zorundan kalarak Türkiye’ye Türkiye üzerinden batı Avrupa’ya olacak göç dalgasıdır asıl korkuları. Göç korkusu olmasa batı Avrupalı emperyalistlerinin İdlib savaşında zarar görecek halkın durumu umurlarında bile olmazdı. Gerçek şudur ki Türkiye’nin hiçbir tezi karşılık görmedi ve bunun böyle olduğunu son Tahran zirvesinde alınan kararlarda gördük. Herkes kararların derdine düşmüşken sultan Tayyip sıkıntıdan olsa gerek şeker yükselmesi yaşıyor ve aralıksız fındık-fıstık yutuyordu basın toplantısı sırasında.

Bu satırlar yazıldığı sırada Yusuf  Nazik’in sorgulaması devam etmekteydi. Türk devleti “ele geçirdiği” fırsattan son sınırına kadar yararlanacağını bekleyebiliriz. İfadeye yüklenecek ve eklenecek ya da çıkarılacaklar ile son şekli verilerek iç ve dış kamuoyuna sunulacaktır. Sunulan bu ifadeden Suriye rejiminin nasıl terörist ve kanlı bir devlet olduğunu, bu rejimin zaman kaybetmeden gitmesi gerektiğini, Rusya ve İran’nın bu rejime olan desteğinin sonlanması ısrarını çokça duyacağımız kesindir. ABD ve diğer emperyalistlerin İdlib konusunda denkleşen çıkarları gereği Türk tezine şu veya bu oranda-hatta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısında-destek verseler de özellikle bu destekle ABD’nin derdinin Astana süreci ile oluşan Türkiye, İran ve Rusya ittifakını dağıtmaya çalıştığı nettir. Ancak Türkiye’ye İdlib’de destek çıkan ABD’nin etrafını gözetleme kuleleriyle çevirerek gözetim altına aldığı ve ağır silahlarla çevirdiği PYD denetimi altındaki bölgeler sorunu ne olacak? Türkiye bu sorunu nasıl çözecek? Kısacası Türk devleti için en büyük sorun ve korku durumundaki olası bir Kürdistan çelişkisi kiminle nasıl ele alınacak, kimlerle nasıl çözülecek? Buda başka bir dert Türk devleti için!

Özetlersek Türk devletinin içte ve dışta yaşadığı çıkmazlara bir nebzede olsa yol açmak için Yusuf Nazik olayını kullanmaktadır. Hem dünya jandarmalarına ve kendisi gibi onlara yaslanan, yaltaklanan yerel güçleri ikna etmek hem de içerde kendisine “Esad ile görüş” dayatmasında bulunan ittifak gücü Ergenekon kliğine karşı elini güçlendirmek ve halk kitlelerine devletin yenilmez ve oldukça güçlü olduğunu ve her türlü sorunu aşacağı propagandası için Yusuf Nazik olayını kullanmaktadır. Önümüzdeki kısa zaman içinde olayın perde arkası daha geniş şekliyle ortaya çıkacağı açıktır. Ancak belirtelim ki tüm böylesi güç gösterilerinin arkasında korkunç bir zayıflığın yattığını görmek için çok bilmeye veya uzman olmaya gerek yoktur. Bunun en açık kanıtı ise Yusuf Nazik operasyonu MİT tarafından tek başına yapılmasını döne döne haberleştirmeleridir. Bu hem ciddi bir zayıflığın hem de Türk devletinin sahte bir zafere nasıl ihtiyaç duyduğunun resmidir.

 

Günün Haberleri

Analiz konulu diğer haberler